Prof. Dr. Adnan Oğuz Akyarlı'nın 23 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Marksizm’in kurucusu olan Karl Marks ile Friedrich Engels’e göre, toplumlardaki değişim rastgele değildir ve - tıpkı doğadaki süreçlerde gözlendiği gibi - belirli yasalara bağlıdır. Değişimlerin belirli yasalara uyması gerekliliği olgusu, toplumları bilimsel olarak inceleme ve açıklama sonucunu doğurur.

Marksizm; amacı, sınıfsız bir toplum yaratmak olan ve bu amaçla sosyal sınıfları ve bu sınıfların oluşmasını sağlayan özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı hedefleyen Komünist ideolojinin felsefesidir. Marksist ise; bu felsefeyi benimseyen kişi demektir.

Marksizm’in temel bileşenleri arasında şunlar sayılabilir:

Tarihsel Materyalizm: Diyalektik materyalizmin toplumların tarihine uygulanmasıdır. Tarih, değişme olduğuna ve her toplum tarihin akışı içinde değişimlere uğradığına göre, bu değişimlerin nedenlerini sorgulamamız gerekir.

Tarih biliminin konusu: Sınıflar arasındaki bağıntılar, ilişkiler ve özellikle onların siyasal bağlarıdır. Marksizm’e göre toplumsal gelişmenin tarihi: üretim sürecinin temel güçleri olan ve toplumun varlığı için zorunlu maddi değerleri üreten emekçi sınıfların tarihidir.

Karl Marks, tarihsel değişimin itici gücünün diyalektik olduğuna inanmıştır. Marks ve Engels, dünyadaki gerçeklerin tarihi/iktisadi bağlamdaki değişimlerinden ve sonuçlarından yola çıkarak çağdaş diyalektiği tanımlamışlardır. Buna göre, diyalektik, dış dünyadaki ve insan düşüncesindeki hareketin genel yasalarını inceleyen bir bilimdir. Gelişimi, bilimlerin gelişimine bağlıdır. “Marksist Diyalektik Yöntem”in özellikleri şunlardır:

Ø Diyalektik değişme: Durağanlığa karşı devinimi (hareket), özdeşliğe karşı değişikliği öngörür. Diyalektik: doğanın hareketsizlik, durağanlık ve değişmezlik halinde olmadığını; bir şeylerin doğduğu ve geliştiği, bazı şeylerin de parçalanıp öldüğü sürekli bir değişme, yenilenme ve gelişme halinde olduğunu kabul eder.

Ø Karşılıklı etki: Olgular birbirinden, özellikle içinde bulundukları ortamlardan soyutlanamaz. Her şey, diğer şeyler üzerinde az veya çok etkendir. Diyalektik, doğaya: rastgele toplanmış, birbirleriyle ilişkisiz, birbirlerinden bağımsız olaylar gözüyle değil; maddelerin ve olayların birbirleriyle ilişkili bulunduğu ve birbirlerine dayandığı tam ve bağımlı bir bütün gözüyle bakar.

Ø Zıtların birliği: Diyalektik, doğadaki her şeyin ve her olayın yapısında iç çelişkilerin varlığını kabul eder. Her olguda zıt güçler (tez ve antitez) bir arada bulunur. Çünkü, hepsinin olumlu ve olumsuz yanları, geçmişi ve geleceği, ölen ve gelişen yanları vardır.

Ø Niceliğin niteliğe dönüşümü: Her olgu sürekli bir değişim ve devinim içindedir. Yavaş ilerleyen nicel değişimler (evrim) birikerek nitel değişimleri (devrim) doğurur. Suyun normal atmosfer basıncı altında 100 C'de buharlaşması açıklayıcı bir örnektir.

Marksizm’in ikinci bileşeni yabancılaşmadır. Yabancılaşma, kapitalist üretim ilişkileri içindeki bireyin kendi öz benliğinden, yaptığı işten, ürettiği şeyden ve çalışma arkadaşlarından soyutlanması olayıdır.

Marks’a göre emek, yaratıcı bir güç olarak, insanı hayvandan ayıran temel etkinliktir. İnsanlar, çevrelerini ve kendilerini emek sayesinde biçimlendirirler. Tarihin ve toplumun temelinde yatan olgu emektir.

Dolayısıyla önemli bir işleve sahip olduğu için, insanın emeğine yabancılaşması, toplumla ve kendisiyle olan ilişkisinde bozulmaya yol açar ve giderek birbirlerinden uzaklaşan bireylerden oluşan bir toplum yaratır. Böylesi bir toplumda hemen her şey alınır satılır bir meta haline gelir. İnsanın yaratıcı gücünü ifade eden emek, daha fazla tüketebilmek için kullanılan standart bir araç konumuna indirgenerek gerçek değerini yitirir.

Şimdi de Kapitalizm'in antitezi olarak yükselen iki politik sistem olan SOSYALİZM ve KOMÜNİZM kavramlarını ele alacağım.

Sosyalizm: toplumsal refahın katılımcı bir demokrasiyle geleceğini ve üretim araçlarının mülkiyetinin kamuya ait olmasını savunan; işçilerin yönetime katılmalarını sağlayan; özel üretim yerinekamu bazlı üretimi destekleyen; eğitim, tarım ve vergi reformu konularına öncelik veren bir sistemdir. Sosyalizm; bireye, politikaya katılmak ve kendisini dilediği şekilde gerçekleştirmek için gerekli maddi refahı, gelir dağılımı adaletiyle sağlar.

Sınıfsız toplumun ilk evresi olan Sosyalizm'e varıldığında, binlerce yıllık sınıflı toplum döneminin miras bırakmış olduğu tüm sorunlar yok olmamaktadır. Bu nedenle, insanoğlunun genel gelişimi devam edecektir. Bu süreçte, üretici güçlerin atılımı ve buna eşlik eden bir kültürel dönüşüm sayesinde, herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre ilkesi ile betimlenen ve sınıfsız toplumun ileri evresi olan Komünizm'e ulaşılması hedeflenmektedir.

Bu aşamada, üretici güçler o denli gelişmiş olacaktır ki doğacak muazzam bolluk, çalışmayı bir zorunluluk olmaktan çıkaracak ve yalnızca bir zevk halini almasını sağlayacaktır. İnsanlar zamanlarını ve enerjilerini, daha çok kendilerini ve nesillerini özgürce geliştirmeye ve daha yüksek arayışlara adayacaklardır.

Hepimizi umuda yönelten bu aydınlık geleceğe karşılık, karanlıklar içindeyiz. Dünya’nın pek çok ülkesi; ekonomisi, siyaseti, toplumsal kuruluşları ile bir parçası haline geldiği emperyalizmin dayattığı koşullar altında bir ölüm kalım savaşı vermekte; Türkiye ise ek olarak cehalet yönetiminin yaşamın her alanına getirdiği olumsuzlukları yaşamaktadır.

 

ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK hedefi, kökten dinci ve ırkçı gerici tehditler altında tehlikededir.

 

Bu noktada, diyalektik yöntemin ezilen toplum kesimleri için akıl ve bilim kökenli kurtuluş seçeneklerinin üretilmesini sağlayabileceğini düşünüyor ve umudu yeşerttiği için TEŞEKKÜRLER MARKSİZM diyorum.