10.10.2021, 21:35

Tezatlar...

2008'den bu yana adım adım tarım arazilerinin azalması ve tüm dünyayı etkileyen küresel iklim şartları
değişimleri tarımı ve ekonomileri sıkıntıya soktu. Pandemi de üstüne tuz biber oldu. Ancak bir
tutarsızlıkta söz konusu.
Obeziteden ölenlerle açlıktan ölenler yeryüzünün maalesef ki büyük bir tezadı.
Şartlı, imzalı tohum şirketlerine eli mahkûm borç yapan çiftçiler
Hormonlu, kısır tohumlara mahkûm edilen insanlık.
Tarım kredileri ile borçlanan ancak tohumlar ve ilaçlar sebebiyle zengin olanların tezadı.
Global olarak borsadan kazananların tezadı ile kredi kartına sürekli borçlandırılanların tezadı hâkim
dünyaya.
Büyükler daha da büyüsün diye, kapitalistler daha da kazansın ve ellerine daim muhtaç olalım diye
çalışanların emekçilerin dünyası tezatlar dünyası.
Bir de düşüncesizce girilen borçlar, fuzuli yapılan harcamalar tezadı da garibanın omzunda.
İster ihtiyaç, ister özenti olsun adı son model telefonlar da dar gelirlinin boynunda yine borç yine borç.
Bankaya borç, okula borç, eve borç, arabaya borç, traktöre borç saymakla bitmez. Yorgun insan
düşünemez. Düşünmüyor, düşündürülmüyor. O nedenle borçlanma sistemine kurban gidiyor.
Borçlandırma sistemi acımaz.
Alttan alta kuyu kazar bu sistem. Farkına varmaksızın muhtaç olursunuz. Geçtiğimiz gün sosyal medya
bir günlüğüne çöktü. Çaresizce ne yapacağını bilemeyen insanlar ile yüzleştik.
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Mütemadiyen yiyemeyeceğimiz kadar erzak ile donanmak istiyoruz.
Dolabımız dolu iken, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet almak istiyoruz.
Evlerimizde kullanamayacağımız kadar eşya var.
Hatta bazılarının oturmadığı, oturamadığı, senenin bir haftası için sakladığı evler var.
Gözlerimiz büyüyor.
Ama borçlanmada büyüyor.
Tezat bu.
Midelerimiz büyüyor, doymuyor, ancak bir o kadar da çöpten ekmek toplayan insan var.
Tezat burada.
Arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha da büyüdü.
İhtiyacı olanlar ise susmada.
Ve insan artık daha da daha da diye diye besledi tüm arzularını.
Biriktirdikçe biriktirdi. Borçlandıkça borçlandı.
Ya da biriktirebilmek için borçlandı.
Yâda evlatları için borçlandı.
Tüketmeye de çok meraklı değil mi insanoğlu?
Bir tezat da burada.
Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında yok olan var.
Benliğini satan var.
Ya da tam tersi çaresizlik içinde kıvranan var.
Zaman tüketir, söz tüketir artık.
Saraylarda yaşayan var.
Sofraya koyabildiği bir bardak çay, zeytin, ekmek olanda var. Hatta bunlara bile erişim sağlayamayan var.
Fark edin.
Gerçek zenginlik sizsiniz.
Bu tezatlar dünyasında gerçek sizsiniz.

Ve siz bu borçlanma sistemine, kuyu kazanlara aman veremeyecek kişiler olmalısınız.
Bu nedenle ülkenize sahip çıkmalısınız.
Doldurabildiği bir cüzdanı düşünen değil, aç açıkta olanı düşünen olun.
Merhametin gerçek zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?

Dip not;
Güzel bir hikâye...
Tolstoy’un "İnsan Ne ile Yaşar" adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir
yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise
gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah
güneşin doğuşundan batışına kadar gittiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın
yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri
dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az
kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takati. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan
kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz...
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar
kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler.
Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Mutlu kalın...
Fıkra;
Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş
vapuru için gidiş- dönüş bileti alır.
İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar:
– Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydün, gidiş – dönüş piletu aldıydün?
Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir;
– Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum.
Cemal, şaşkın şekilde sorar:
– Nasi ettun o işi he?
– Piletumi gidiş – geliş aldiydim ya; geldüm ama gitmeyrüm, Tenuz Yollari peklesun dursin benü...

Günün sözü;
"Herkesin bir zaman makinesi vardır. Bizi geçmişe götürenleri anılarımız, geleceğe götürenleri ise
umutlarımızdır." (The Time Machine)

Yorumlar