10.05.2021, 09:11

Toplumların dine ihtiyacı var mıdır ?

“Sana iyilikten  her ne gelirse, Allah’tandır.Kötülükten de ne gelirse  oda  kendi hatandandır.”( Nisa-79)

 

“Allah için vermekle  mal eksilmez.Allah affeden kulunun şerefini daha da artırır.Allah için tevazu göstereni Allah da yükseltir.(Cami üs Sağır)                                                              

Toplumlarda dine kesinlikle ihtiyaç vardır..Din olmasa olmaz.   Çünkü:

1)Din bizim kafamızdaki Dünya ve Ahretle ilgili bazı soruları cevaplayarak bizi rahatlatır. Bize huzur getirir. Dünyaya bu Kadar zeki insan gelmiş geçmiş  Hepsi de dinin gerekliliğini ısrarla savunmuş.

Bu kadar insan yanlış düşünmüş olabilir mi? İhtiyaç var ki toplumu dini bırakmamıştır.

2).Tarihe baktığımız zaman, dinsiz bir tek toplum bile olmamış. Bu hafife alınacak bir görünüş değildir. Bize, İnsanın niçin yaratıldığını, Dünyaya gönderiliş sebebinin ne olduğunu hiçbir bilim bildirmez.  

Kimya, biyoloji,Sosyolojı de dâhil hiçbir bilim, insanın Dünyaya gönderiliş sebebini bildirmez. Zaten bu konu, hiçbir bilimin konusu içine de girmez. Kişi ne olduğunu, niçin yaratıldığını sadece dinden öğrenebilir. Eğer din olmasaydı, insanlar kendisini bir boşluk içinde hisseder dururdu. Bu durum da insanı sürekli meşgul eden bir durum olurdu.  

3). Dine,İnsanın niçin yaratıldığını, nasıl halk edildiğini, nereden geldiğini ve Dünyaya niçin gönderildiğini ve de nereye Gideceğini bildirmesi açısından, yani insanın aklına takılan bazı soruları cevaplayarak rahatlattığı için ihtiyaç vardır.

4). Din,toplum yaşamını disipline eden düzene sokan bir İlahi kurum olması bakımından gerekli bir inanç Sistemi olması bakımından da gereklidir. Din insandaki duygular üzerinde etkendir. özellikle Vicdan üzerinde etkisi büyüktür. Bu bakımdan din İnsanın kötülüklere yönelmemesini vicdan aracılığı ile engellemeye çalışır. 

5). Din ahlakın da kaynağıdır. Dinin tek  önemli görevi ahlakı güzelleştirmek olduğu için insanlar açısından çok elzem bir ilahi kurum olarak kendisini gösterir.

6). Allah’a nasıl ulaşacağımızı, Kulluğun nasıl yapılacağını din gösterir.Bu bakımdan dine ihtiyaç vardır.

        7). Sıla-i Rahim ziyaretini,vefat eden yakınlarımızı ziyareti etmeyi bize hangi bilim öğretir.

       8). Yoksullara yardımı,kimsesizlere sahip çıkılmasını,yardım edilmesini kim öğretir.

Demek ki dine ihtiyaç var. Öyleyse biz bu dini nasıl yaşatacağız nasıl yayılmasını sağlayacağız.Önce ona bakalım.

 

DİNİN YAYILMASI KONUSUNDA  KURAN, İNSANLARA BİR GÖREV VERİYOR MU?

            Evet Kuran, koyduğu kural ve metotları içerisinde İnsanlara,yakınlarını, tanıdıklarını,çevresindekileri iyi, güzel ve doğru olana doğru yönlendirme görevi veriyor.Böyle bir görevi de yüklüyor.Müfessirlerimiz, İslami bilim adamlarımız Kuran’ın bu, iyiliğe güzelliğe ve doğru olana doğru yönlendirme görevini, Dine doğru yönlendirme olarak yorumluyorlar.Çünkü insanları, iyi ve doğru olana yönlendiren İslam Dinidir.Bu sebeple Ayetteki yönlendirmeden kasıt, dine yönlendirmedir, yorumunu yapıyorlar.Âli İmran Suresinde "Sizden, insanları hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk olsun." (Âl-i İmrân-104) Ayeti Kerimesini de delilleri sayıyorlar.

            Ayrıca Peygamberimizin, "Şunu yeminle söylüyorum ki; siz ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaya çalışırsınız;  Ya da Allah size, içinizdeki en kötülerinizi musallat eder. Sonra hayırlılarınız dua eder ama zamanı kaçırıldığı için  duaları kabul olunmaz" (Ebu Dâvûd)  ifadesini taşıyan Hadis-i Şerifini de,  bir ayrı delilleri olarak sayıyorlar. Halkımızın da, Dinimizin tanıtılması ve yayılması konusunda  üzerlerine düşen görevleri yapması gerekir  diyorlar.

            Eğer biz Kavuştuğumuz İslamiyet ile bazı güzelliklere, iyiliklere, C. Allah’ın bazı lütuflarına kavuşmuşsak herkesin bu güzelliklerden yararlanmasını da  sağlamamız gerekir. Sadece kendimizi kurtaralım bu yeter diyemeyiz. İslamiyet’te bir Müslüman’ın, sadece kendisi için yaşaması reddedilir.İyi olanların salık verilmesi, kötü olanların da anlatılarak onlardan uzaklaşmasının sağlanması istenir. Kurandaki“Emri bilmağruf.Vennehyi anil münker”(İnsanlara iyiliği emret,kötülüklerden de uzaklaştır) emri bunu anlatır. O bakımdan Kuran’ın,İyiliğin ve doğru olanın salık verdiği konusunda bir tereddüt yoktur.Öyleyse İslamiyet’te sadece din konusunda değil, iyi  ve doğru olan her konuda kendi ailesine,en yakınlarına ve yakın komşularına bunların anlatılması emri vardır.Yani İslamiyet iyi ve güzel olan şeylerden sadece kişi kendisi yararlansın, başkaları ne yaparsa yapsın anlayışını reddeder

Kuran’da iyi olanın salık verilmemesi kötü olanı yapanın da uyarılmaması sebebiyle helaka uğrayan, Allah’ın gazabını çeken topluluklardan bahsedilir.Güzel bir örnek olacağı için Kuran’da geçen Sept halkı örneğini anlatmakta fayda görüyorum.

 

KURAN’DA YANLIŞ YAPANI İKAZ EDİN,ONLARA DOĞRUYU SÖYLEYİN DENİYOR MU?

Evet deniyor. Yukarıda da değindiğimiz gibi İnsanlara güzellikle doğruyu söyleme görevi de veriliyor. Bu deyiş,her hangi bir konuda olabileceği gibi dini konularda da olabilir. Kişilerin dini yönden veya başka bir yönden yanlış yaptıklarını görür de ikaz etmezsek,ikaz etmeyen de suçlu olur. Çünkü İslamiyet’te “EMRİ BİL MAĞRUF.VENNEHYİ ANİL MÜNKER” (İyiliği tavsiye etmek,kötülükten sakındırmak)diye bir kural vardır. Bu kurala uymak zorundayız. Kişi,Kuran’a uyarak,öncelikle ailesine, yakınlarına, en güzel şekilde, en tatlı şekilde doğruyu söylemek zorundadır. Ama sadece söylemek zorundadır. Zorlama veya baskı şeklinde bir  uyarı yanlış olur.

 

KUARAN-İ KERİM’DEKİ SEPT HALKI ÖRNEĞİ

Kuran-i Kerimde bir sept halkından bahis vardır.Bu  halk, Kuran-i Kerimin bildirdiğine göre  üç değişik halde görülüyor. Bir kısmı Cumartesi yasağına uyuyor. Bir kısmı uyarmış gibi görünüyor.Bir kısmı da hiç uymuyor. Konunun daha iyi anlaşılması için önce Cumartesi yasağı nedir? Onu anlatalım. Öyle yaparsak  demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

 Yahudiler. Rablerinin Evreni 6 günde yarattığına, 7. gün olan cumartesi günü de yorulduğu için dinlenmeye çekildiğine inanırlar. Rableri de Kendi çalışmadığı gün olan Cumartesi gününe çalışma yasağı getirmiştir.Musevilikteki Cumartesi günü çalışma yasağı dini bir emirdir.O gün çalışmazlar.Cumartesi gününü Rablerine ibadetle geçirirler.Çünkü Rableri Cumartesi günleri dinlenmektedir ve Yahudilere de Cumartesi günü çalışmama yasağı koymuştur.

Kuran’da Araf Suresinde bildirilen Balıkçılık ile uğraştığı bildirilen bir Sept halkı var. Bu halk, üç hal üzerinde görülüyor.Bunlardan bir kısmı bu cumartesi yasağına uyuyormuş gibi görünerek Allah’ı haşa kandırmaya çalışıyor.Cumartesi gizli gizli çalışıyor da, etrafa çalışmıyormuş gibi görünüyor.Hileli bir yol tutuyor.Bu halkın bir kısmı da,hiçbir şeye karışmıyor ve  açıkça  Cumartesi yasağına uymayarak Cumartesi günleri de balık tutmaya devam ediyorlar. Sept halkından(Cumartesi halkı diye de bahsedilir) bir kısmı da bu yasağa harfiyen uyuyor ve yasağa uymayan diğer iki hal üzerine olanları da, tatlı bir dille uyarıyor.

Kısaca anlatırsak bu üç hal üzerine olan Sept Halkından  açıkça yasağa uymayanlarla,uyuyormuş gibi yaparak halkı ve haşa Rablerini aldatanlar helak oluyorlar.

Kuran’da bildirildiğine göre hepsi maymun haline dönüştürülüyor.Ama  Doğruyu söyleyip de ikazda bulunanlar kurtuluyor.

C.Allah Kuran’da Araf Suresi 163, 164 ve 165 .ayetlerinde bu konular genişçe izah edilir. Bu Ayetlerden 165.Ayette şu bilgi verilir. “Onlar(İki gurup) kendilerine Üçüncü gurupça yapılan uyarıları  dinlememeleri sebebiyle onları şiddetli bir azapla karşı karşıya bıraktık. Kötülükten men eden üçüncü gurubu ise koruduk.” (Araf-165) buyurarak doğruyu gösterenlerin kurtuluşa erenlerden olduğunu  bildirmekte ve Müslümanlara doğruyu söyleme  görevi de  vermektedir.

Ancak böyle bir uyarı öncelikle yakınlarımıza  söylenecektir.Herkese de böyle bir uyarı yapılması doğru olmayabilir. Bazı tatsız olayların çıkmasına bile sebep olabilir. O bakımdan dikkatli olmak gereken  bir konu olarak görülüyor.Mahalle baskısı dediğimiz bu türden bir hatırlatma ise, bu bir baskı olarak görülmemelidir.Eğer işin içine bir cezalandırma ve suçlama girmiyorsa  bu, bir hatırlatma kabul edilebilir. 

Demek ki Kuran’da yanlış yolda olanın ikazı istenmektedir. Ama bunun usulü ve yöntemi de ayetlerde açıklanan şekilde olması zorunluluğu vardır.Ancak götürüsü, getirisinden fazla olacak ve tatsızlıklara sebep olacaksa, ikaz ve uyarıda bulunmak şart da değildir.

                 

İSLAMİYETTE DİNE DAVET MÜSLÜMANLAR ÜZERİNE FARZ MIDIR?

Hayır farz değildir. Âli İmran Suresindeki "Sizden, insanları hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk olsun." (Âl-i İmrân-104) Ayeti Kerimesine göre, bu görevi yapan bir topluluk varsa, ki bu görevi yapan  topluluk Diyanet ve taşra teşkilatıdır. O bakımdan  tebliğ görevi her Müslüman’ın üzerine farz olan bir görev olarak görülmez.Ancak ailemizi, yakınlarımızı bu yolun yolcusu yapmakla mükellef olduğumuzu da unutmamamız gerekir. İslam uleması Tebliğ görevini, Müslümanlar üzerinde bir farz-ı kifaye görevi olarak görür

Farz-ı kifaye nedir? onu tanıtalım. Eğer  farz olan bir görev bir başkaları tarafından yapılıyorsa,  diğer insanlar üzerinden  bu farz görevi kalkar. Mesela Cenaze törenlerine katılmak,Evlilik törenlerine katılmak Farz-ı Kifaye olarak görülür. Bir kısım insanlar ölen kişiyi defnediyorsa,  o görev artık diğer insanlar üzerine farz olmaktan çıkar. Buna İslam uleması Farz-ı Kifaye ismini veriyor.

Günümüzde artık dine davet de pek kolay değil.İnsanları dine nasıl davet edeceğim. Konak  meydanına çıkıp da gelen geçene  haydın İslam’a diye bilir miyiz. Diyemeyiz. Desek bize  bakış farklı olur. Kimin ne olduğunu bilmiyoruz ki böyle bir işe girişelim.

Dine davet edeceğiz diye adamın yakasından da tutamayız.Elimize bir megafon alsak da “Çevreden gelip geçenlere  bağırsak ve mesela desek ki ey ahali dünya ve ahret saadetiniz için İslam’a gelin diye bağırmaya başlasak” olur mu? O da olmaz.Halkın içinden bizi rahatsız ediyor diye şikayetçi olanlar bile çıkabilir.

Zaten Kuran da böyle baskı ile zorlama ile İslam’a girişi asla istemiyor.Bu,Ayetlerle sabittir.İnsanların İslam’ı,düşünerek, isteyerek zevkle şevkle kabul etmelerini istiyor. C. Allah Kuran’da “size ne oluyor ki zorluyorsunuz. Baskı yapıyorsunuz.Ben isteseydim herkesi Müslüman yaratırdım.” Buyurur.Öyle herkesi de Müslüman yaratsaydı bu sefer de  Cehennem boş kalırdı.Müslümanlık büyük ir şereftir herkese nasip olmaz.

Peki ne yapalım ki en azından görevimizi yapmış olalım.Bizim yapacağımız şey,kendi ailemizi, evlatlarımızı sıkı tutmak olmalıdır.C. Allah “Ey iman edenler kendinizi, eş ve çocuklarınızı Cehennem

ateşinden koruyun” buyurarak onların Dünya ve Ahret saadetini kazanmalarını sağlamamızı istemektedir.Bizim en başta yapacağımız bu olmalıdır. Bizler eşimize evlatlarımıza sahip çıkalım bu bile yeter. Her Aile  eş ve çocuklarına sahip çıksa  zaten ortada mesel kalmaz.O zaman yapacağımız iş bellidir.

Yorumlar