12.04.2020, 21:44

Toprak Ana ve “Korona”

Dünya; böyle inanılmaz bir kabus ile ilk defa karşılaştı…

Dünya; böyle inanılmaz bir kabus ile ilk defa karşılaştı…
Ülkesi ne olursa olsun, dini ne olursa insanlar “can derdi”ne düşmüş durumda. En fazla ürküten ise; “korona virüs ailesinden gelen Covit 19”dan “nasıl ve ne zaman kurtulacağız?” sorusuna cevabının olmaması!
Korona sonras
ı ekonominin, işsizliğin ne olacağı korkusu var.
Ülkemizde ve dünyada bazı sektörler durma noktasında…
Ancak durmayan ve üretmeye devam eden bir “Toprak Ana” var. İnsanoğlunun acımasızca kullandığı, beton yığınları ile yok etmeye çalıştığı “Toprak Ana…”
Tarih kitaplarındaki bilgilere göre, Moğollar Gazar Eçe derlermiş. Yer Ana anlamına gelen “Cer Ana” ismi de kullanılırmış.
Doğa ise insanın içinde yaşadığı ve insan yapısı olmayan çevre ve onunla ilgili olarak işleyen yasaların tümüdür. Gördüğümüz güzellikleri anlatırken çoğu zaman topraktan yetişen çiçeklerin, meyvelerin isimlerini kullanırız…
Çünkü biliriz ki; kullandığımız kelimelerin pek çoğuna daha kuvvetli “vurgu” yapar…
“Toprak Ana” sözcüğü “kadınların” doğurganlıkla ilgili bir sözcük kökünden gelmektedir. “Tabiat Ana” anlayışı ile de bağlantılıdır. Doğum, bağışlama, sevgi özelliği; en önemlisi de yaşamı ifade eder. Doğadaki; sadece gıda ürünü olarak gördüğümüz bütün bitkiler, ağaçlar hatta çimenler bile insanların koruması altında olmalıdır.
Bakın; şu çok sıkıntılı günlerde bile “Toprak Ana” hiçbir insan elinin değmediği kırlarda, çimenler, rengârenk çiçekler, dağlarda kendi başına büyüyen ağaçlarda meyve, toprağın altında sebzeler üretiyor…
Radikadan tutun, ebegümeceye kadar, ısırgan otundan tutun, turp otuna kadar, şifalı bitkiler sunuyor…
 “Toprak Ana”nın, “Ey insanoğlu, bu dünyada ben hancıyım, siz yolcu. Siz olsanız da, olmasanız da ben üretmeye devam edeceğim…” şeklinde verdiği bu mesajı çok iyi algılamalıyız…
Ama bunların kıymetini “zor günlere düştüğümüz” zaman anlıyoruz…
Tıpkı geçen hafta “9 milyon metrekare hazine arazisinin” tarım alanına dönüştürülmesi için verdiğimiz karar gibi…
Topraktan ürettiğimiz gıdalarımızın, “daha fazla kazanma” uğruna, “daha fazla ürün alma” uğruna dengesini bozmasaydık, daha fazla kazanmak için Çinlilerin ürettiği sentetik kumaşları, 200-250 liralık takım elbiseleri, 5 liralık gömlekleri kullanmasaydık, insanlarımızın “korona virüs”e karşı “bağışıklık sistemi” çok daha güçlü olurdu…
Bütün yazımı özetleyen; çok kıymetli sanatçımız rahmetli Aşık Veysel’in vasiyeti ile bitirmek istiyorum…
“Ben öldükten sonra mezarıma taş koymayın. Mezarımda beton olmasın. Sadece toprağa gömün beni. Üstümde biten otları inekler, koyunlar yesin; et olsun, süt olsun. Mezarımda açan çiçekleri arılar emsin, bal olsun. Toprak olayım, benim toprağım da milletime hizmet etsin…"
Haftaya buluşmak dileği ile…

Yorumlar