Prof. Dr. Harun Raşit Uysal'ın 29 Mart 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Ocak 2022 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından geçenlerde yayınlandı.

TÜİK Tarım-GFE’de girdilerin Ocak 2022’de bir önceki aya göre yüzde 10.12, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 57.26 ve on iki ayın ortalamalarına göre de yüzde 31.35 oranında artış gösterdiğini açıkladı.

EN ÇOK GÜBRE VE ENERJİ ARTTI…

Yıllık artışın en yüksek olduğu alt grupları yüzde 153.34 ile gübre ve yüzde 101.14 ile enerji fiyatları oluşturdu.

Aylık artışlara bakıldığında da; yüzde 37.91 ile enerji ve yüzde 17.06 ile bina bakım masrafları listenin üzerinde görülüyor. 

Kamuoyunun bir kısmı tarafından sayıları manipüle ettiğine inanılan TÜİK bile tarımsal girdilerdeki fiyat artışlarını kabul ediyor.

Tarla-bahçe-bağların işlenmesinde, ürünlerin ambarlara taşınmasında, çiftçilerin tarlaya gitmelerinde kullanılan mazot ile sulamada, seralarda, ahırlarda, aydınlatmada, soğutucularda, dondurucularda kullanılan elektriğin geldiği noktaya bakar mısınız?

Gübre fiyatları da adeta uçmuş. Gübre ve enerji, ürünlerin verimlerini en çok etkileyen kalemler. Hiç gübre atmazsanız ya da yeterince vermezseniz ürün miktarı azalır, bu durumda ürünler doğal olarak pahalılaşır. Yine elektrik maliyetleri nedeniyle yeterince sulama yapamazsanız ya da seraları gerekli oranda ısıtmazsanız da ürün miktarlarında önemli kayıplar meydana gelir ve fiyatlar artar.

GİRDİ ÜRETİMİ ÖNEMLİ…

Şu andaki tüketici fiyatları bunların olduğunu gösteriyor. Bu durumda marketlere suç yüklemeyeceksiniz. Stokçulukla mücadele edeyim derken, örneğin patates, soğan gibi ürünlerin depolanması ve pey der pey piyasaya verilmesi gerektiğini de unutmayacaksınız ya da yem, gübre, tarım ilacı gibi tarımsal girdi üreten Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) 1980’li yıllardan başlanarak neden özelleştirildiğini, sorgulayacaksınız.

Haydi bunlar özelleştirildi diyelim, o zaman biz soralım, bugün girdi üretimi için neden yeterli desteği vermiyorsunuz, destek için bir politika oluşturacak mısınız?

GIDA EGEMENLİĞİ…

Üretimi teşvik ederseniz ülke gıda egemenliğini yitirmez. Yoksa vay halinize! Türkiye’de 82 milyon nüfus, 8 milyon Suriyeli-Afganlı ile yaklaşık 90 milyon insan yaşıyor. Her bir birey günde yarım kilo gıda tüketse, günde 45 milyon kilo yiyeceğin üretilmesi ve dağıtılması gerekiyor. Bu da yılda yaklaşık 15 milyar kiloya karşılık geliyor.

Diğer taraftan, yılda gelen 30 milyon turistin on gün kaldığını ve günde üç öğün yemek yediğini farz ettiğimizde, bu da yaklaşık 1 milyar öğün yani bir milyar kilo gıda yapıyor. Sonuçta, toplam 16 milyar kilo gıdanın üretilmesi gerekiyor.

Bugün için Türkiye’nin yıllık yaş meyve–sebze üretiminin 45 milyar kilo olduğunu ve bunun 15 milyarının heba olduğunu düşündüğünüzde geriye 30 milyar kilo kalıyor. Bu da hiç de fena değil. Meyve-sebzenin yanı sıra süt ve ürünleri, et ve ürünleri, bal, kuru gıdalar, ekmek ve fırıncılık ürünleri, konserve, makarna üretimleri de bulunuyor. 

Bütün bunlara rağmen Türkiye, yaş-meyve sebze, incir, fındık, kayısı, kuru üzüm dışındaki ürünlerde dışa bağımlı halde. Saman bile ithal ediyor. Önümüzdeki yıllarda artan nüfus nedeniyle gıdaya talebin artacağını düşündüğümüzde, Türkiye mevcut ürünleri daha fazla üretmek, ithal ettiği ürünleri de yetiştirmek zorunda.

Şayet yapmazsa ve bugün olduğu gibi ithal ederse, gıda egemenliğini yitirir. Unutmayalım ki gıda egemenliğini yitiren ülkeler zamanla siyasi egemenliklerini de yitirirler.

O nedenle, üretim, üretim yine üretim...