Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz indirimine gitmesi ve ardından döviz kurlarındaki yükseliş ülke ekonomisini tedirgin etti. İşadamlarından tutun da küçük esnafa kadar herkes ne yapacağını şaşırmış durumda. Faiz indirimi, TL’nin değer kaybı ve dövizdeki kur artışını değerlendiren Makro Ekonomist Güldem Atabay, “Faiz artırırsınız enflasyon durur. Herkesin fiyat artışı yapmasını endekslemeyi kesersiniz. Altından da reformlarınızı yaparsınız. Asıl buradaki konu verimlilik artışı. Teknolojik ürünlere geçiş. O konuda kamu desteklerinin çeşitlendirilmesi, bununla beraber yaparsınız, faiz arttırıp enflasyonu düşürüp bir süre sonra indirirsiniz. Ekonominizi daha güzel bir şekilde, değerli bir şekilde işletir hale getirirsiniz” diyerek çözüm yollarını anlattı.

P: İlk önce biraz kendinden bahseder misin?

G: İzmir Amerikan Koleji, Hacettepe, İstanbul’da kurumsal hayat ve birkaç ay öncesine kadar Urla’ya geri dönüş hikayem var. İstanbul ve yurtdışı medyalarında köşe yazarlığı yapıyorum hem de birkaç şirketin ekonomist danışmanlıklarını yapıyorum. 25-30 senelik birikimimi bu şekilde geçiriyorum.

P: Urla’da olmanıza rağmen inişli çıkışlı bir ekonomi dönemi de yaşarken burada Urla’nın o sakinliğini her şeye rağmen koruyabiliyor musunuz?

G: Günlük haber takip edip onun hakkında yorum yapmak… Cüneyt Akman’la beraber çalışıyorum. Ve o tempoya ayak uyduruyor olmak biraz yoruyor insanı. Ama onun dışında dışarı çıktığınız zaman deniz kenarı bahçe ortamı sizi rahatlatan etkenler.

P: Türkiye’nin bu kadar yoğun bir gündemi içerisinde iken birazcık piyasaları ve döviz kurlarını sormak isterim. Biz şu anda ne yaşıyoruz?

G: Para politikası bir araç. Ama para politikası aynı zamanda enflasyon yokken de merkez bankalarının hedeflediği fiyat artışı seviyesini korumaya o civarda tutmaya yarayan bir araç. Aslında enflasyon yükselmeye başladıktan sonra para politikası daha dikkat çekici hal almaya başladı. Dünyada yaşadığımız 2008 finansal kriz, pandemi krizi büyük çöküşler yaşattı, işten çıkarmalar gibi… Bu sefer destekleyici para politikaları devreye girdi. Biz ne yaşıyoruz şu anda? Bir kere hem Türkiye’de hem dünyada artan yüksek bir enflasyon yaşıyoruz.

Dünyadaki temel sebepleri, 2008 yılındaki finansal krizden bu yana merkez bankaları, bu çöküşten çıkmak için çok büyük likitte piyasalara salması, o likitle beraber, çok hızlı bir şekilde aşağıya çekmesi, bunun sonucunda da hisse senetlerini coşturan pandemi… Pandemiden sonra aşılama ile beraber ekonomiler tekrar açılınca ertelenen talepler, tedarik zinciri aksamalarıyla karşı karşıya kaldı. Mal almaya çalışıyorsunuz, sipariş veremiyorsunuz, size normalde üç haftada geliyorsa şu anda aylar sürüyor. Öyle olunca da konteyner fiyatları 3 bin $’dan 10 bin $’a kadar yükselebiliyor. Bütün bunların birikimi bir enflasyonist sürece oluşturmaya başlattı. Bu geçen yılın başından beri devam eden bir süreç. 2020’nin sonundan itibaren aşının bulunmasıyla, böyle bir hareketlilik gelecek deniyordu. Dünyanın en büyük merkez bankası Amerika’nın Merkez Bankası Fed diye adlandırılan bir kurum. Merkez bankaları ne yapar?

Merkez Bankası enflasyonun temellerini çok kabaca anlatıyorum, İkiye ayırır. Talepten mi kaynaklanıyor maliyetten mi kaynaklanıyor? Eğer maliyet artışıysa, konteyner petrol pamuğun fiyatlarının yükselmesi gibi faiz artışıyla o enflasyonun geçici olması, kalıcıya dönüşmesini engellemeye çalışır. Eğer talep enflasyonuysa, ertelenmiş talep dediğimiz faizi biraz daha yukarıya çekerek, tüketmek yerine yatırıma yönlendirir, ekonominin soğuması enflasyonun düşmesine sebep olur. Böyle çoklu bir enflasyon süreci var şu an dünyada. Amerika’da uzun yıllardır görülmemiş %2’nin altında olan enflasyon şu anda %6’nın üstüne çıkmış durumda. Fed dedi ki bu senenin başlarında, “evet enflasyon yükselecek ama bu senenin sonuna doğru enflasyonun gücü kaybolacak, geçici olacak ben izliyorum. Çok büyük bir hareket yapmayacağım” dedi. Fakat ortaya çıktı ki bu öyle çabuk geçmiyor ve yayılmaya başlıyor. Enflasyon artışının ücretlere yansıdığını, kira artışlarına yansıdığını gördükçe Fed dedi ki; “Ben zaten faizi düşürmüştüm bir de tahvil alımları yapıyordum, aylık 120 dolarlık tahvil alımı yapıyordu piyasalardan, faizi yavaş yavaş sıfırlayacağım. Aralık’ ta başlayacağım Haziran 2022’ye kadar, arkasından sene sonuna doğru faiz artışlarına başlayacağım. Ama çok yavaş gideceğim çünkü hala enflasyonun geçici olduğunu düşünüyorum”. Ve istihdam piyasası tam toparlanmadı. Veriler gösteriyor ki enflasyon beklentileri bozulmaya başladı. İstihdam piyasası acayip kuvvetlendi. Yüzde altılık bir enflasyon neredeyse 35 yıldır görülmemiş bir durum. Şimdiki konuşulan senaryo şu: Fed tahvil alımlarını daha fazla bekleyemeyecek, daha erken sıfırlayacak, faiz artışları 2022’nin ortasında başlayacak. Bu da ne demek? Dünyadaki para oraya kaçmaya başlayacak. O zaman bütün gelişmekte olan ekonominin kurları değer kaybedecek.

P: Ekonominin dünyadaki yansımalarıyla başladınız bunun için çok teşekkür ederim şimdi Türkiye yansımalarından bahseder misiniz?

G: Türkiye’de ise gelişmekte olan ekonomilerin Merkez Bankası faiz arttırıp kademe kademe koruma altına alırken, Merkez Bankası faiz indirme yolunu seçti. Tam da bu işlerin ateşlendiği Amerika’nın enflasyonu biraz daha kalıcı hale dönüştüğü dünyadaki bütün merkez bankalarının arka arkaya faiz artırmaya başlayacağı dönemde bizim faiz indirmemiz TL’yi kırılgan hale getirdi. Ama asıl önemli olan bu hafta kabine toplantı sonrası cumhurbaşkanımızın bir planı olduğunu öğrendik. Açıklanan yeni ekonomi politikasının benim gibi düşünen ekonomistlere göre neden sonuç ilişkisinde kopukluklar var. Bir şey yapmaya çalışırken bize göre o sonuçlara varılamayacak. Aksine daha yüksek enflasyon, yüksek fakirlik, daha kalıcı hale dönüşmüş ekonomik sorunlarla karşılaşacağız. Hükümet ve kendi danışanları da öyle olabileceğini düşünüyor. Şöyle söylemek lazım belki de ekonomi teorisi 300 yıla dayanan bir şey. Bir deney yapılıyor şu anda, 84 milyonun hayatını etkilediğini düşünürsek bu o kadar kolay değil.

P: Şu anda cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan ya da yapılamayan ya da yaşadığımız şey her ne ise; 2023 yılında bir sihirli değnek mi değecek de ne değişecek sence?

G: Cari işlemler dengesi, cari açığın ne olduğunu biraz anlatmak lazım. Ekonominin bir sene yurtdışındaki ilişkileridir bu. İhracat yapmak için mal satarsınız içeriye döviz girer. İthalat yapar mal alırsınız yurtdışından, döviziniz çıkar turizm geliri gelir. Bu bir cari işlemler dengesidir. Artıdaysa finansman ihtiyacınız düşük olur, eksi de ise bir finansman ihtiyacınız olur. Bunu ya tasarrufla karşılarsınız ya da dışardan borçlanırsınız. Cari işlemler dengesi açıksa o senenin sonuna kadar cari açık yarattığınız kadar da yurtdışından borç elde edersiniz. O borç nasıl gelir? Ya birileri gelir, bize doğrudan yatırım yapar yani gelir burada fabrika kurar:))

P: Abu Dabi prensi geldi ve bir anda sert bir düşüş yaşadık.

G: Doğrudan yatırım zaten bir gecede olmaz. Kamu kurumlarının devreye girip satması ile oldu. Aynı zamanda prens geldi, 10 milyar dolarlık bir yatırım olduğunu söyledi. Şimdi o yatırım neye yatırım? Varlık fonundaki şirketlere ortak bir yatırım mı?,Vade girişi var ama bu hangi vadede? O Türkiye’yi kurtaracak bir para değil zaten. Türkiye’nin ekonomisi 700 küsur milyarlık bir ekonomi. 10 milyar $’ın buradaki yerini düşünürsek, büyük bir rakam değil aslında. Ya doğrudan yatırım çekeceksiniz ya da hisse senedi alarak borsanıza girecek tahlilinizi alacak, sıcak para burada harekete girer işte ya da bankalarımız özel sektörümüz borçlanacak Merkez Bankası rezervlerini harcayacaksınız durum bu. Hükümet diyor ki ben TL’ye değer kaybettireceğim, biz yıllardır cari açık veren bir ekonomiyiz, TL’ye o kadar çok değer kaybettireceğim ki; ihracat için biz rekabetçi hale geleceğiz, buraya döviz yağacak diyorlar. Bizim ürünlerimiz ucuzlayacak, çünkü emek ucuzlayacak. 200 dolarlara indi asgari ücret. Halkını fakirleştirerek bazı şeyleri yapıyor olmak bana yanlış geliyor. Döviz yağınca cari açığımız kapanacak, cariyi fazla vereceğiz. O fazlayla bizim finansman ihtiyacımız azalacak. O bağlantı içinde de o kadar çok döviz olacak ki TL kendiliğinden değer kazanmaya başlayacak, ve bir vadede de enflasyon düşecek. Şimdi ben diyecek bir şey bulamıyorum. Dediğim gibi neden sonuç ilişkisi bana göre bu şekilde çalışmıyor ve çalışmayacak. Onun ekonomik nedenlerinden bahsedecek olursak 1. Türkiye enerji ithal eden bir ülke, iç talebin çok düştüğü durumlarda cari fazla veremiyorsunuz. 2. Ürettiğiniz her malı neredeyse %60 civarı İthal ara malı kullanmanız gerekiyor. Bu yapıyı değiştirmediğiniz sürece sıkıntılar yaşanmaya devam edecek. 3. Türkiye ne satıyor? Otomotiv, tekstil, beyaz eşya satıyor. Buradaki talep Avrupa’da ne kadar olabilir? Ne kadar büyüyebilir? Çünkü Avrupa hedef burada. Çünkü diyorlar ki Çin’in tedarik zinciri bozuldu, biz Avrupa’ya daha yakınız eğer fiyatları düşürürsek özellikle emek maliyetini düşürürsek biz Çin’in pazar payını Avrupa’dan kaparız. Kaptık hepsini aldık diyelim. Bir Avrupalı beyaz eşyası olmayan kaç beyaz eşya alacak? Kaç tekstil ürünü alacak? Bu kadar ithal mal ürettiğiniz bir ülkede ihracatı arttırarak o refahı elde edemeyiz. Yani bu sonuca ulaşamayız. Özellikle kalkınma politikasının para politikasıyla yapılması mümkün değil. Yıl 2005-2008 olsa gelişmekte olan ülkelere para aktı. O dönemde TL’nin değerini azıcık düşürüyorum altında enflasyonda normaldeyken altını eğitim, hukuk reformlarıyla doldurarak bunu yapsaydık 2010’dan 2021’e kadar gerçekleşebilirdi. Şu günde bunu yaptığınız zaman 3-4 ay refaha ereceğiz. Şimdi katlanın dediğiniz zaman bu gerçekçi değil. Bu matematiğe uymuyor.

P: Bu katlanacak bir durum değil ki. Aslında başımızdakilerin ne yapmaya çalıştıklarını anlamalıyız ki bu neden sonuç ilişkisini de anlayalım çünkü herkesin kafasında soru işaretleri var. Esnaf, halk berbat durumda, fakir daha çok fakirleşti, zengin daha çok zenginleşti. Bu zamanda halkın ve esnafın ne yapması gerekiyor? Geçinmek için ne yapmalılar?

G: Evet Türkiye’nin bir üretim modelini değiştirmek istiyorlar. Ama bu 2023’te meyve vermeyecek. Fed 2022’nin ortasında Amerikan Merkez Bankası faiz artırmaya başladığı zaman 13,5’a çıkan doların biz 14-15’lere doğru gittiğini göreceğiz. Önümüzdeki sürecin bu olduğunu kavramak gerekiyor. Bunun böyle olmadığını kurumsallar üzerinden sivil toplum örgütleri üzerinden bir şekilde duyuruyor olmak lazım. Ben ekonomist olduğum için bana göre yanlış ve yanlış olduğunu ifade etmeleri gerekiyor. 2023’te dahi biz buraya varamayacağız. 2022’nin sonunda %40 enflasyon bandına çıkmış olacağız. Son 2,5 ayda yaşanan TL’nin değer kaybı ve geçişkenlik diye bir şey var. Esnaf şöyle diyor; un şu kadardı eskiden şimdi bu kadar dolayısıyla ben ekmeğin fiyatını bu yüzden arttırdım. İzmir’de yarım simitler satılmaya başladı. Elimizde ne kalıyor, TL’nin değer kaybıyla artan enflasyon. Ama bu acı reçete.

Kamu harcamaları kısıldı, maaşlar enflasyona göre değil o zaman %20 enflasyona göre yavaş yavaş her şey geriye endekslendi. Ben asgari ücrete %30 zam yapacağım diyor, ona göre emekli maaşlarını ayarlayacağım diyor. Bugünkü %20 enflasyon mayısta %30’a çıkacak zaten. Zaten verilen 3-4 ay içinde gitmiş olacak, durum bu. Ben söylemekten çekinmiyorum, bu ekonomi politikasını desteklemek ya da desteklememek. Önümüz seçim.

P: Bir ekonomist olarak ne öneriyorsun peki?

G: Faiz artırırsınız enflasyon durur. Herkesin fiyat artışı yapmasını endekslemeyi kesersiniz. Altından da reformlarınızı yaparsınız. Asıl buradaki konu verimlilik artışı. Teknolojik ürünlere geçiş. O konuda kamu desteklerinin çeşitlendirilmesi, bununla beraber yaparsınız, faiz arttırıp enflasyonu düşürüp bir süre sonra indirirsiniz. Ekonominizi daha güzel bir şekilde, değerli bir şekilde işletir hale getirirsiniz. Biz şimdi en son büyüme rakamlarında ne gördük. Gayri safi milli hasıla bir ülkede bir senenin tüm değerin sermaye tarafının aldığı payının %56’lara yükseldiğini, ücretle çalışan emekçi kesimin aldığı payını da %3 puan kaybedip onun sermayeye eklendiğini gördük. Üretim modelini değiştirdiğiniz zaman da o gelir dağılımını biraz daha düzeltmiş oluyorsunuz.

Aradaki para politikası sadece enflasyon dalgalanmalarını yönetir. Para politikası ile ekonominin yapısını değiştiremezsiniz. O yüzden şu an yapılacak olan faiz artışıyla yapılan dalgalanmayı kontrol altına almak, arkasından da geçen sene Naci Ağbal ile Lütfü Elvan’ın bakan olarak değiştiği hükümetin söz verdiği yapısal reformlar, hukukta değişiklik, onlarla beslersiniz, yeni bir hikaye yaratırsınız. Zaten o zaman para ve ilgi gelir buraya. Onun da sürdürülebilir olduğunu ispatlarsanız dönebilen bir ekonomi olur. Biz şu anda şöyle bir şeyin savaşını veriyoruz. Aldığım ekonomik eğitime göre; uzay çağında uzaydan fotoğrafla dünyanın yuvarlak olduğunu görmüşken Dünya’nın düz olduğunu söyleyenlere yuvarlak olduğunu ispatlamaya çalışıyoruz. Bu bana çok enerji ve vakit kaybı geliyor.

P: Yabancı yatırımcıların gelmemesi ile ilgili ne düşünüyorsun ya da onlar ne düşünüyor?

G: Faizin düşmesi sadece yatırımları tetiklemiyor, faizin düşmesi ve yatırımın artması için istikrar olması lazım. Talebin güçlü olduğunun görülmesi gerekiyor. Sermaye sahibi parasını bankaya koyup ya da yastık altı yapmak yerine yedi senede getirisi olacak bir fabrika yatırımı yapar. Yedi senede talebin güçlü olduğunu, malıyla ya da fabrikasında olan bir durumda bir davayla ilgili hukuk düzeninde adalet görebileceğini bilmesi görmesi gerekir. Ama şu anda maalesef öyle bir netlik yok. Reel faizi düşürmek lazım, reel faizi düşürmek için enflasyonu dizginlemek lazım, para politikasının rasyonel bir şekilde işlemesi lazım. Bir inandırıcılık sorunu var. Merkez Bankası ile gerçek çıkan sonuçlar arasında. Yerel seçimde bunu gördük Swap yasasında yabancı yatırımcılar boğuldu, şimdi o yabancılar bir daha gelir mi bu kadar zarar gördükten sonra. Bir Kuzey Kore olmak istemiyorsak, evet iletişim kurmaya ve birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var ve öyle olmalı.

Faizi aşağıya TL gidebildiği yere kadar gitsin. Bir gün bu talebi duracak, durur mu? İhracat yapan kişi dövizi alıyor ithalat yapmak için döviz talebi oluyor, şirketler 100 milyar dolardan son 15 senede 400 milyar dolara çıkmış dış borç. Eğer borçlanamıyorsa ve döviz girişi yoksa kendi kaynakları onu sürekli ödüyor, TL kazanıp gidiyor, borcu neyse dövizle gidip onu ödüyor ya da bir firma olarak %10 kar marji ile hala daha çalışabiliyorsam bazen gidip döviz alabiliyorum. Alabiliyorsam tabii.

P: Şu dönemde en çok kimler etkilendi kar ya da zarar olarak?

G: Bankalar kısa ve orta vadede karlı çıkıyor. Çünkü mevduatlarının faizi 1,5 ay. Kredilerin faizi de bir sene kadar. Eğer dövizi olan varsa dün itibari ile açıklanan Merkez Bankası rakamlarına göre 2001 kriz %60’tı şimdi %50’ye dayanmış durumda. Döviz alan kendini korumuş durumda. Stoğun varsa eğer malını şu anda vermek istemiyor esnaf, kötü niyetinden mi? Hayır ama bugün 2 TL’ye aldığı şeyi yarın 6 TL’ye alacak. Geniş halk kesimleri bayağı zarar görmüş durumda.

P: Çok teşekkür ederim bu güzel sohbet için, daha güzel bir Türkiye’de daha güzel konular konuşmak dileğiyle.

G: Kesinlikle, ben teşekkür ederim Peyvend Hanım.