Ülkemize gelen doğrudan yatırım anlamında yabancı sermaye girişlerinde giderek azalan bir ivme var. Türkiye'ye uluslararası net doğrudan yatırım girişi, Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2015 yılından bu yana sürekli azalıyor. 2015  yılında 19.263 Milyar dolar olan doğrudan yatırım tutarı 2020 yılında 7.557 milyar dolara geriledi.  Halbuki bizim gibi tasarruf açığı bulunan ülkeler için dış finansman kaynaklarından yararlanmak zorunlu ve vazgeçilemez bir seçenek...

Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Her yıl yaklaşık bir milyon genç istihdama katılıyor. Bunlar için yeni iş alanlarına ihtiyaç var.  Bunun yanı sıra kalkınma hedeflerini gerçekleştirebilmek, sürdürebilir bir ekonomik büyüme yakalayabilmek, teknolojideki gelişime ayak uydurabilmek için, yatırımlarını artırarak sürdürülebilirliğini sağlamak yaşamsal bir zorunluluk haline geldi. Ancak bizim gibi gelişmekte olan ülkeler genellikle yapısal darboğazlar yaşıyor ve sermaye birikimi yetersizliği çekiyor. Bunun da en önemli nedeni iç tasarrufların yetersizliği. Nitekim 2012 yılından bu yana kişi başına düşen milli geliri sürekli azalan Türkiye için uluslararası doğrudan  yatırımlarda da paralel bir düşüş gözlemlenmekte…

Fabrika-tesis kurarak üretim yapmaya gelen, istihdam yaratan ve teknoloji getiren uluslararası doğrudan yatırımlar kalkınma ve büyümeye doğrudan katkı yapar. Portföy yatırımları dediğimiz borsaya ya da kamu iç borçlanma senetlerine yatırım yaparak; “para ile para kazanmaya” gelenler olası bir risk durumunda anında ülkeyi terk eder. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları sanayi malı ya da hizmet üretimine yönelik, istihdam yaratıcı ve kalıcı (uzun vadeli) nitelikte olması dolayısıyla ülke ekonomisinde yeni kapasite yaratırken, “sıcak para” denilen kısa vadeli (geçici) portföy yatırımları sadece finansal araçlara yatırım yaparak kar elde etmeyi amaçlar. Dış ticaret ve cari işlemler dengesi açıklarının sağlıklı biçimde finansmanı açısından da doğrudan yatırımlar önemli. Ancak ülkedeki mevcut varlıkları satın almanın ötesinde yeni işletme kurmaya yönelik olması gerekir, söz konusu yatırımların.

Gayrimenkul yatırımlarını dışarıda bıraktığımızda ülkemizdeki  tablo daha berrak hale gelmekte. 2015 yılında 15,10 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırım girişi, 2019 yılında 4,28 milyar dolara, 2020 yılında ise 3,6 milyar dolara geriliyor.  Çok dramatik bir düşüş var. 2021 yılının ilk 9 ayı itibarıyla bir toparlanma gözleniyor. İlk 9 ay için 5.9 milyar dolar bir önceki yıla bakarak umut verici, ancak olması gereken tutarın çok altında.

Ülke gruplarına baktığımızda, yüzde 65 ile Avrupa’nın başı çektiğini görüyoruz. Onu yüzde 21 ile Asya ve yüzde 14 ile Amerika’nın takip ettiğini görüyoruz. Ülkeler bazında ise ilk üç sırayı Hollanda, ABD ve İngiltere paylaşıyor. Ancak bu ülkelerden geçmiş dönemlere göre  gelen Doğrudan Yatırım Sermaye Girişlerinin azaldığını tespit etmek mümkün. Halbuki demografik yapımız ve stratejik konumumuz bize önemli avantajlar tanıyor. Buna rağmen neden yurtdışından sermaye girişinde sorun yaşıyoruz?

Türkiye ekonomisinin son dönemde gelen makro göstergeleri, durumun giderek kötüleştiğini ortaya koyuyor. Düşen tüketici güveni, artan işsizlik, yükselen enflasyon, kapanan şirket sayısılarındaki artış ve diğer yaşamsal göstergeler, uluslararası doğrudan yatırım verileriyle de olumsuz yönde destekleniyor. Bir süredir giderek  Türkiye’den uzaklaşan uluslararası doğrudan yatırım, 2021 yılında cılız bir canlanma gösteriyor.. Bu da yeterli değil. Bunun nedeni de Türkiye’nin dış politikadaki hatalarının ardından, ekonomi yönetiminde yapılan hataların bir sonucudur. Ekonomide ısrar edilen hatalar Türkiye’yi daha da yalnızlaştırıyor.