Geçtiğimiz günlerde, ABD’de, Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir ziyaret gerçekleşti: Fener Patriği Bartholomeos, 27 Ekim – 3 Kasım tarihleri arasında ABD’yi ziyaret etti ve burada, ABD Başkanı Joe Biden ve ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile görüştü. Bu görüşmelerde hem Fener Patriği, hem de ABD yönetimi, ABD’nin Fener Patrikhanesi’nin arkasında olduğunu ve Fener Patrikhanesi’nin bütün Ortodokslar’ın lideri olduğunu söyledi. Türkiye’ye de, patrikhane ile ilişkileri konusunda “mesajlar” verildi.

Bu ziyaret, bizim basında fazla yer bulmadıysa da, Türkiye açısından büyük önem taşıyor. Neden mi? Kısaca açıklayalım:


- Türkiye Cumhıuriyeti’nin kuruluş belgelerinden sayılan Lozan Antlaşması’nın müzakerelerinde Türk heyeti, Fener Patrikhanesi’nin sadece ve sadece Türkiye’dkei Rum Ortodoks cemaatin dini kurumu olduğunu, başka hiçbir yetkisinin (özellikle de siyasi yetkisinin) olmadığını, dieğr devletlere kabul ettirdi (bu konu, antlaşma metnine dahil edilmediyse de, sözlü bir mutabakat olarak kabul edildi ve tutanaklara geçti). Fener Patrikhanesi’yse, kendisinin dünyadaki bütün Ortodokslar’ın mutlak lideri olduğunu iddia ediyor. ABD de, Türkiye’ye, Fener’in bütün Ortodokslar’ın lideri olduğunu (yani, ekümenik olduğunu) tanıması için baskı yapıyor.


- Bizim basın-yayın organlarımızda çoğu zaman, “Ortodoks dünyasının lideri olan Fener Rum Patriği” şeklinde ifadelere rastlıyoruz. Bu, yanlış. Zira, Fener Patrikhanesi, Ortodoksluğun tek merkezi değil. Ortodoks dünyasında, sayıları bazılarına göre 14, bazılarına göreyse 15 olan bağımsız (otosefal) kilise var ve Fener Patrikhanesi bunlar arasında sadece, eşitler arasında birinci durumunda. Diğer Ortodoks kiliseleri, Fener’i “onursal başkan” gibi kabul etse de, Fener’in bu kiliselerin iç işlerine karışma yetkisi, yok. Fener, Vatikan’ın Katolik dünyasında sahip olduğu yetkilere sahip değil. Fakat Fener, mutlak lidermiş gibi davranmaya çalışıyor. Nitekim, bu son ABD ziyaretinde de Fener Patriği, kendisinin bütün Ortodoks kiliselerinin “ağabeyi” olduğunu söyleyerek, “biz, diğer yerel kiliseleri, bir ağabey olarak, yönetmek zorundayız”, dedi. Bu sözlere, Rus Ortodoks Kilisesi başta olmak üzere, Ortodoks dünyasından tepkiler geldi.


- Fener Patrikhanesi’ni Ortodoks dünyasının mutlak lideri olması konusunda destekleyen başlıca güç, ABD. Yani, Ortodoks dünyası Fener’i mutlak lider olarak tanımazken, ABD onu Ortodoks dünyasında mutlak lider yapmaya çalışıyor. Bunun da, çok somut siyasi nedenleri var: 1940’ların ortalarından beridir, Doğu Avrupa ve Balkanlar’daki ülkeler ve halklar üzerinde, ABD ile Rusya’nın (eskiden Sovyetler Birliği’nin) nüfuz mücadelesi sürüyor. Bu bölgelerde yaşayan halkların büyük kısmı Ortodoks olduğu için, bu bölgelere yönelik etki mücadelesinde, 1940’lardan beridir Kremlin yönetimi Moskova Patrikhanesi’ni, ABD ise, Fener Patrikhanesi’ni destekliyor. 1948’de ABD, bu amaçla, ABD vatandaşı olan ve ABD’deki Ortodoks cemaatin ruhani lideri olan Athenagoras’ı, dönemin ABD Başkanı Harry Truman’ın özel uçağıyla Türkiye’ye göndermiş ve Athenagoras, bir günde Türk vatandaşlığına geçirilip patrik seçilmişti. ABD ile Rusya arasında Doğu Avrupa’da gerilimin nasıl yükseldiğini, daha altı ay önce gördük. İşte günümüzde de kiliseler arasındaki çatışma, bu siyasi çatışmanın dini boyutunu oluşturmakta.


- ABD, Fener’e yönelik ilgisini son yıllarda daha yoğunlaştırdı. Geçen yıl ABD’nin bir önceki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, günübirlik İstanbul’a geldiğinde, hiçbir Türk yetkiliyle görüşmezken, sadece, Fener Patriği’yle görüşme yaptı. Joe Biden başkan seçildiğinde, onu ilk tebrik edenlerden biri, Fener Patriği oldu (Biden yönetimi, patrikhaneye daha da sıcak yaklaşıyor)


- ABD, Türkiye’ye, Fener’i bütün Ortodokslar’ın lideri olarak tanıması konusunda baskı yaparken, patriğin Türk vatandaşı olma şartının kaldırılmasını istiyor. Öyle bir durumda, Türkiye’nin patrikhane üzerindeki denetimi tamamen ortadan kalkacağı gibi, böyle bir durum, İstanbul’nu merkezinde, Türkiye’nin denetleyemeyeceği bir bölgenin oluşmasına, yani, İstanbul’uın göbeğinde Vatikan’ın oluşmasına, veya, “dini İncirlik Üssü’nün” kurulmasına neden olur.
ABD’nin Fener konusundaki taleplerinin desteklenmesi, şimdi bile gittiği ülkelerde cumhurbaşkanlarına özgü protokolle karşılanan Fener Patriği’nin, tamamen bağımsız hale gelmesine ve devlet içinde devlet yaratılmasına yol açar. Bağımsızlığımızı Kurtuluş Savaşı’nda neler pahasına yeniden kazandığımızı hatırlayarak, Lozan’ın kazanımlarını dikkatli korumak gerekir, derim.
Yeri gelmişken, bu konuları ayrıntılı şekilde ele alan ve birkaç ay önce Cumhuriyet Yayınları’ndan piyasaya çıkan “Rusya – Batı Çatışmasında Fener Rum Patrikhanesi” adlı kitabımı (internetten https://www.cumhuriyetkitap.com.tr/rusya-bati-catismasinda-fener-rum-patrikhanesi adresinden alabilirsiniz) naçizane, tavsiye ederim.