Ülkemizde olanlar son zamanlarda bizleri hem telaşlandırıyor hem de şaşırtıyor.

Her bir çocuk haberi, tacizi, ölümü, kaybolması ve şiddeti bizi derinden yaralıyor.

Çocukların kendi bedenleriyle ilgili özgürce karar verememeleri de büyük acı.

Ve ne büyük şiddet. Hunharca katledilmeleri de derin üzüntü ve dram.

Çocuğa şiddet, taciz ve nefret büyüdü de büyüdü.

Şiddetin kucağı açıldı adeta.

Agresif toplumlar oluştu. Kin esir aldı insanlığı.

Bu zihniyet neden her geçen gün önü alınamaz şekilde büyüyor, can yakıyor.

Merhameti, içimizdeki saf sevgiyi, şefkati unuttuğumuz için olabilir mi?

Özümüzle olan bağlantıyı kestiğimiz için olabilir mi?

*

Bilmiyorum ama toplum olarak ‘bize neler oluyor’ diye sesli düşünelim?

Minik bebeğe kalkan yumruk nefret dolu değil mi?

Bebeğe kalkan elde hangi nedenin, sebebin öfkesi olabilir ki?

Bu öfke ve kin nereden geliyor?

Neyin kini, acımasızlığı bu?

*

Doğdun...

Daha ilk anda hangi eve doğdun?

Eşitsizliklerin daha doğduğun anda bir evde başlaması kader ağın. Ve sonrası hep aynı düzen.

Üstelik şiddeti görev bilenlerden oluşan düzen. Susmayı zorlayan düzen.

Ve zaten susmayı öğrenmedik mi? Tecavüzde, tacizde, şiddet içinde susmayı.

Hadi çaresizlikten sustunuz diyelim ancak konu çocuksa, bebekse susmak dilsiz şeytan olmak değil midir?

Ya şimdi... Şimdi o minnacık bedenler kaderlerinin götürdüğü yerde.

*

Ahhh çok zor ülkemde çocuk olabilmek, çocuk kalabilmek.

Zengin, fakir, okumuşu, okumamışı aile denen kaderin içinde şekillenen çocuklar olabilmek zor.

Aslında ülkemde insan olmak zor, kadın olmak zor.

Tacizi, tecavüzü ile yüzleşen hele böyle bebek demeden sille tokat dedikleri tarzda öfke saçanlar ile yüzleşen çocuk olmak daha da zor.

Hayat çocuklar için, daha bir zor, daha bir çekilmez, daha bir çaresizlik sanırım...

*

Eğitimli, eğitimsiz, farklı sosyal sınıflardan gelen birçok kadın çocuklarının şiddet görmesine, cinayetlere tanık oluyor. Kendinin ve çocuklarının şiddetini sineye çekiyor. Ruh sağlığı bozuk babalar analar içinde bu çocukların hayatı elden kayıyor.

Erkek egemenliğinin yüksek olduğu toplumlarda şiddet ayrıca ele alınması gereken başlı başına bir olay. Kadına çocuğa yönelik şiddetin en önde gelen nedeni, erkek egemen sistem içinde erkeklerin kadınları çocukları kontrol altına almak istemeleri.

Kendi koyduğu kurallar zincirine uyum istemeleri.

*

Uyuşturucu kullanımlarını, ruhsal bozukluklularını dile getirerek kendi yaptıklarını ve şiddetlerini haklı çıkarmaya çalışmaları ise daha da vahim.

 “Yaşam hakkı” sadece kendinde var çünkü.

Sadece kendi etrafında çizili dünya.

İşte bu nedenle, ‘ülkem sevgili ülkem’ şiddeti seven erkekler ile dolu.

Peki, bu erkekler yüzünden mağdur olan kadınlar ne yapacak? Travma geçiren kadın kendini suçlayıp depresyona mı girecek?

Bitmek bilmeyen bir girdap.

*

Anti sosyal kişilik bozukluğuna sahip bu kişilerde öfke hâkim...

İşte o kişilik bozukluğu yaşayan kişilerle hayat sürenler hep güzel olacağını düşünürsünüz yaşamın. Mutlu olacağınızı, hep yüzümüzün güleceğini.

Nasıl hayal edebilirsiniz ki şiddete, saldırıya uğrayacağınızı?

Çocuğunuzun yüzünün, etinin morartılacağını.

Öldürüleceğini. Hayal edilebilecek kişi var mıdır? Hayallerde olmayanla yüzleşir zaten hep kadın. Bu nedenle evlenmeden önce çiftler psikolojik testten geçirilmeli.

*

Bir insanlık ayıbı olan ve konuştuğumuza, yazdığıma utandığım konu kadına ve çocuğa şiddet siyasete takılmadan çözümlenebilmeli artık.

Konuşma zamanı... Artık hep konuşma zamanı... Çözüm erkeklerin gaddarlığına son vermek.  Bu nedenle sivil toplum baskısı şart.

Dip notlar:

Çocuk gelinler...

2013 yılında 15-19 yaş grubundaki evli kadınların oranı yüzde 7.

2013 yılında ülke genelinde 15-49 yaş grubundaki kadınların yüzde 26’sı çocuk yaşta gelindi.

2015’de bu oran daha da arttı. Sonra bilinçlenmeler neticesinde artmadı ama azalmadı da. Ve şimdi 2021 çocuk gelin raporuna göre, Türkiye'de 100 çocuktan 15'i çocuk yaşta evlendirildiği belirlendi. Şu an 18-45 yaş arasında olan her 5 kadından biri çocuk yaşta evlenen ve yine çocuk yaşta anne olanlar grubunda.

Yasal değil üstelik büyük tepkiler alıyor iken çocuk gelinlerin toplum tarafından kabul edilmesini sağlayan büyük mekanizma nedir? Bu tam bitirilmedi.

Ailelerin ve yakın çevrenin halen erken yaşta evlilikleri desteklemesinin nedenleri nedir?

Tam çözüme kavuşmadı. İlerlemiyor geriliyoruz.

Gözleri ağlarken, içi ağlarken bir hiçe gitti o çocuk gelinler… Ve gidiyorlar.

Bebek sahibi olmak...

Aile içi mutluluklarını pekiştirmek isteyen çiftlerin beklentisi doğurganlık…Ve hayatımızın temel taşlarından biri olan bebeklerimiz. Kimisi arar, kimisi bulur, döver, söver.

O kadar hayatımızın içine işlemişlerdir ki bebekler, arayanlar, özlem çekenler için hazinedir. Bulup ta bunayanlar için ise öfke saçılan bedendir.

Son dönemde çocuklara bebeklere şiddetin dozunu artıranlar kadar onları bulmak için başvurmadık yol bırakmayanlar da arttı. Çünkü dünya da hibrit yiyecekler ve bozulan ekolojik sistem yüzünden doğurganlık azaldı. Bebek sahibi olmak isteyenler de doğurganlığı artıran ufak tefek tavsiyelere uyarak süreci oluşturabilir.

Bunlar; Yiyecekler çok iyi yıkanmalı ve organik almaya gücünüz yetiyorsa organik ya da doğal, ilaçsız olmalı. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksek olduğundan tek yönlü beslenilmemeli ve hayvansal proteinlerde (antibiyotiksiz olanları) alınmalı. Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi olduğundan alınmamalı. Sigara içilmemeli. Hamile kalmanızdan en az üç ay önce sağlıklı bir yaşam düzenine geçmelisiniz. Öğün atlamadan kepekli ekmek, pirinç ve patates, kaymaksız süt, düşük yağlı peynir, meyve ve sebze(hormonsuz) tercihiniz olmalı.

Ve olmazsa olmaz haftada en az üç kere 20 dakikalık jogging, yüzme gibi hafif egzersizler yapmalısınız.

Mutlu kalın...

Fıkra;

Küçük Rıza okuldan dönmüştü. Babası Temel'e anlattı:
-Baba biliyor musun, yer çekimi kanunu olmasa şimdi hepimiz havada uçacaktuk?
- Vay anasunu! dedi Temel...
- Peki, ne zaman kabul edilmuş bu kanun?

Günün sözü; "İnsanlar sevdikleri şeyi yok etmeye, daha sonra da yok ettikleri şeyi yeniden sevmeye ve değer vermeye meraklıdırlar."  Donald Walsch