20.02.2015, 22:00

Ülkemde kadın olmak...

Başı örtülü, örtüsüz, zengin, fakir, genç, yaşlı, çoluk, çocuk, okumuşu, okumamışı.

Ah çok zor ülkemde kadın olmak...

Aslında ülkemde insan olmak zor da, kadın olmak daha bir zor, daha bir zor...

Kadınların kendi yaşamlarıyla ve bedenleriyle ilgili özgürce karar verememeleri en büyük sorundur. Ve bu en büyük şiddetdir.

*

Ülkemizde sadece geçtiğimiz Ocak ayında 27 kadın erkekler tarafından hunharca katledildi...

Bu yoğun bir öfke ve kin nereden geliyor?

Neden?

Kimin öfkesi?

Bu zihniyet neden her geçen gün daha da büyümekte?

Bu zihniyet büyümekle de kalmıyor daha da can yakıyor...

Artık ruh sağlığımız bozuldu...

Örtülü, örtüsüz, açık giyinen, kapalı giyinen, eğitimli, eğitimsiz, farklı sosyal sınıflardan gelen birçok kadın artık cinayetlere tanık olmak istemiyor, şiddet görmek istemiyor, duymak dahi ruh sağlığımızı bozar hale geldi. Muhafazakar erkek egemenliğinin yüksek olduğu toplumlarda daha da artan namus cinayetleri ise ayrıca ele alınması gereken başlı başına bir olay...

Kadına yönelik şiddetin en önde gelen nedeni, erkek egemen sistem içinde olmaları...

Erkeklerin kadınları kontrol altına almak istemeleri...

Kadınların yaşamına yoğun müdahalede bulunmaları...

Kısaca kendi koyduğu kurallar zincirine sürekli dahil olmak istemeleri...

Uyuşturucular, sakinleştiriciler, ruhsal bozukluklularını dile getirerek kendilerini, şiddeti haklı çıkarmaya çalışmaları ise ayrı bir konu...

Hatta en can alıcı nokta ise kadının açık, seçik giyindiği gerekçesi...

“Yaşam hakkı” işte bu nedenle bir kadının elinden alınabiliyorsa ve adalet de iyi hal indirimi ile buna çanak tutuyorsa ‘ülkem sevgili ülkem’ derim...

 

*

Yirmibirinci yüzyıl Türkiye’si...

Hala konuştuğumuz konu bir insanlık ayıbı olan kadına şiddet...

Siyaseti bir kenera bırakalım…

Büyütülme tarzına odaklanalım…

Doğdun...

Daha ilk anda sorulan kız mı erkek mi?

Erkek doğduğunda gurur abidesi, halaylar çekilir, kız doğduğunda ise ne yapılır...

Buruk sevinç.

Ardından akraba, çevre, konu komşu ile paylaşımlarda ilk adım, ‘erkeklik gururu ve kız çocuğu olunca aman sağlıklı olsun da ne olursa olsun diyerek geçiştirme’...

Sonrası daha da vahim. Erkekliğe adım dedikleri ‘sünnet’ ile bir daha yükseltilen ‘sen erkeksin’ empozesi...

Sonrası hep aynı düzen. Eve geç gelebilirsin erkeksin, aslansın, kız geç geldiğinde namussuz...

Erkek sokak ortasında işeyebilir... Kadın bir bacak göstersin yeter...

Ahlak, namus empozeleri hemen devrede...

*

Erkeksin yemekler sana hazırlanır, paşasın. Her türlü hizmetin yapılır. Çünkü ‘Sen erkeksin’...

Ve büyüyen empozeler, eşitsizliklerin daha doğduğun anda atılması...

Üstelik ilk ağız anne ve baba tarafından...

İşte en basiti ile ülkemdeki kız, kadın, erkek ayırımı...

Daha doğarken bu ayrılık varsa sonra nasıl olmasın?

 

*

‘Kadın emanettir’ ile üzerimizde bir bulut gibi yükseldiniz ey erkekler...

İnsandır kadın insan...

Üstelik şiddeti görev bilenlerden daha insan…

Suçtur ülkemde kadın olmak. Laf atılır suçlu kadın, taciz edilir, suçlu hep kadın...

Her halükarda kadın suçlanır.

Sokaklarda korkmak öğretildi bize.

Arkandan ıslık çalındığında susmayı öğrendik.

Tecavüzde, tacizde susmayı...

Şimdi konuşma zamanı...

Artık hep konuşma zamanı...

Kadın, yaşamı, özgürlüğü için sormaya, sorgulamaya, konuşmaya devam edecek...

 

Ceza mı? Kökten çözüm mü?

Mersin'in Tarsus ilçesinde tecavüz girişimine direndikten sonra öldürülen 20 yaşındaki Özgecan Aslan'ın katledilmesinin ardından, tartılışılan konu bildiğiniz gibi idam cezası idi...

Hatta sosyal medya da kısasa kısas tartışıldı...

Bu gibi şeriat düzeninde olan hükümleri aydın kişilerin, gençlerin ağzından duymak beni şaşrıttı...

İdam cezası çözüm mü bilemiyorum?

Bence tecavüz edenlere cezaların arttırılması kısmi çözümdür.

Bu çözüm türü iyice düşünülmeli.

Toplumda nefret yükselmemeli...

Öncelikle cinsiyetçiliğin körüklendiği bir ortamda cinsiyetçi söylemler, ayrımlar bitmeli, erkekler kendisini sorgulamalı, cinsel saldırıları körükleyen zihniyet bitirilmeli...

Cinsel açlık sorgulanmalı...

‘Neden cinsellik’ bu sorgulanmalı...

Çözüm erkeklerin gaddarlığına son vermek aslında.

Sivil toplum baskısı şart, şart da yetersiz kalıyoruz...

Eğer kadına karşı şiddeti önlemek istiyorsanız 10 yıldır sistemli bir şekilde kadına şiddet üzerinde çalışılmalıydı.

Çalışılmadı mı?

Evet, ama yeterli değil.

Yeterli olsaydı şimdi bu acı tablolarla karşı karşıya kalmayacaktık...

Erkeklerin ağa paşa gibi yetiştirilmemeleri gerekir.

Boşu boşuna kadınlar gününü kutlamayalım. Tam anlamıyla kutlanacak gün kadının tam özgürlüğünü aldığı, ezilmediği, dövülmediği, öldürülmediği, taciz edilmediği gündür...

Vicdan, merhamet olsun...

İnsan olalım yeter!

Nefret, kısas, idam söylemleri yeterli olsaydı Özgecan’ın ölümünün ardından daha acı dinmeden birkaç kadın daha erkekler tarafından katledilmezdi...

Demek ki umurlarında değil...

İşte zihniyet bu...

 

Dip notlar;

 

Güzellik dezavantaj mı?

Güzellik ne zaman dezavantaja dönüştü bizde?

Tacizle...

Taciz mi?

Ooo sürekli...

Gözle, elle, dille...

Tacize uğrayan biri, derse ki; ‘Aslında kıyafetimde bir şey yoktu’.

İşte asıl tehlike budur...

Kendini suçlu görme potansiyeli...

Geçtim tüm bunları da, dolmuşta, otobüste, metroda dahi kendini korumak için çantanı vücüduna siper edecek derecede çaresizsen işte bu ülkede gizli kontrol edilemeyen ‘nefis’ hep var demektir...

Eminim birçok hemcinsim kendini takip eden bir erkek olduğunda yabancı bir apartmanın kapısından korkuyla girmiştir...

 

Bir araştırma...

Uzmanlar, cinsel saldırı suçlarını işleyen erkekleri araştırdı...

İşte cinsel saldırıda bulunan erkeklerin genel özelllikleri:
Anti sosyal kişilik bozukluğuna sahipler ki, dışarıdan bakıldığında son derece mazbutlar ancak içsel savaşım yaşıyorlar...

Geçmişlerinde cinsel saldırılara, tacizlere maruz kalmış kişiler...
Anne ve baba da şiddet hakim...

Bu nedenle de çocuk şiddet eğilimli...
Peki, bu erkekler yüzünden mağdur olan kadınlar ne yapacak?

Travma geçiren kadın kendini suçlayıp ne yazık ki depresyona girer...

Öncelikle, ‘biz suçlu değiliz’... Utanmamalıyız... Kabul ile başlar herşey.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Nasreddin Hoca’nın günün birinde hanımı vefat etmiş.

Aradan zaman geçtikten sonra eşi vefat etmiş bir hanımla evlenmiş.

Hocanın yeni eşi hep ölen kocasından bahsedip duruyormuş. Hocanın eşi yatakta o gün yine kocasını anlatıyormuş.

Ah ah benim kocam çok becerikliydi, benim kocam çok çalışkandı deyip anlatıyormuş. Hoca daha fazla dayanamayıp kadını yataktan aşağı düşürmüş. Neye uğradığını anlayamayan kadın hocaya sorar. Hoca hemen cevap verir.
- Eee evlendik evleneli bu yatakta sen, ben bide eski kocan yatıyor. Hepimiz bu yatağa sığamadık sende düştün.

 

Günün sözü;

Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme, çünkü orası kaderinin değişeceği yerdir...[Mevlana] 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@