Bilge Keykubat'ın 23 Mart 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Herkesin kabul ettiği gibi bir süredir tüm dünya ekonomik sıkıntılarla uğraşıp duruyor. Hayat pahalılığı ve enflasyon tüm ülkelerin halklarını korkutuyor. Ticaret dengeleri alt üst olmuş durumda. Adil ve güvenilir gıda sorunu her geçen gün artmaya devam ediyor. Tarım ve gıda ürünleri, savaş aracı rolünü iyiden iyiye benimsemiş durumda. Enerji sorunu her geçen gün daha da önemini arttırıyor.

Geliyoruz günümüze;

Yıl 2022 ve iklim değişikliği ve su kıtlığı tüm dünyayı diken üstünde tutuyor. Yıl 2022 ve yüzyılda bir olacak bir olay Kovid-19 pandemisi son 2 yıldır dünyayı sarsıyor. Yıl 2022, Rusya ile Ukrayna savaşı tüm dünyaya 3. Dünya Savaşı mı başlıyor, endişesi yaşatıyor ve gıda ticaretini derinden etkiliyor.

Tüm bu gelişmeler ister istemez üretim sektörünü vuruyor. İnsanlar için olmazsa olmaz olan gıda ürünleri üretimi de bu gelişmelerden nasibini alıyor.

Tarımsal üretimde en çok kullanılan girdilerin başında gelen kimyasal gübrelerin fiyatları çıldırmışçasına yükselmeye devam ediyor. Mazot fiyatları traktörün kontağını çevirmeye bile imkan vermeyen bir vaziyet almış durumda. Zirai ilaçlar hammadde sıkıntısı ile karşı karşıya kalmış durumda. Tarımsal arazi fiyatları iyiden iyiye el yakıyor. Arazisi olanlar satma derdinde, arazisi olmayanlar alma derdinde ama satan için de alan için de zor. Tarlalar zaten üstü açık fabrikalar. Ürünler hasat edilip satılana kadar risk çok. Bu süreçte en az etkilenen ise işçilik masrafları.

Ürün üretildi ve hasat edildi diyelim; sonrasında da farklı sorunlar karşımızda. Nakliye hem masrafları hem kayıpları ile ayrı bir güçlü maliyet kalemi olarak karşımızda. Üretmek bir dert, nakliyesini yapmak bir dert, satmak bir dert. Diyelim ki tüm işlemlerden geçip markete ulaşabildi. Bu sefer de satılıp satılamaması ayrı bir dert. Üretimden markette satış noktasına kadarki süreçte ürünlere eklenen vergiler de maalesef bir maliyet olarak karşımıza çıkıveriyor.

Üretici tüm bu sorunlarla karşı kaşıya. Üretecek ki evine para götürecek. Üretecek ki evi için alış veriş yapabilecek. Sonra alış verişe gidecek ve üretmediği ve evine gerekenleri alacak.

Şimdi gelelim tüketicilere. Her geçen gün geçinmenin zorlaştığı bir dünyada çığ gibi artan fiyatlar tüm dünyadaki son tüketiciyi etkiliyor. Dünya üzerinde meydana gelen son dakika gelişmeleri ile günlerle belirtebileceğimiz süreçlerde fiyatlar değişiyor. Artık gelişmeler o kadar etkili ve hızlı ki örneğin 300 TL’ye yapabileceğimiz bir market alışverişini, aynı ürünler ile bir hafta sonra daha farklı fiyatlardan yapabiliyoruz. Tüketim fiyatlarının bu artışına karşı, gelirler maalesef bu oranda artamıyor. Geliri artmayan tüketici ise alım miktarını azaltmaya çalışıyor. Alım miktarı azalınca fiyatlar ne kadar artarsa artsın üretici kazanamıyor.

Bu süreç bir sarmal içinde çözümlenemeyen bir paradoksa dönüyor. Üretici, artan maliyetler ile satış fiyatını artırmaya çalışıyor. Artan fiyatlarda tüketici, alım miktarını azaltıp az para ile geçinmeye çalışıyor. Ürünü az satan üretici yine kazanamıyor ve o da bir çıkmaza sürükleniyor.

Tüm bu gelişmeler ışığında, üretici üretim yapabilecek mi? Son tüketici de doya doya alış veriş yapabilecek mi, bir muamma.

Şimdi gelin çıkın işin içinden: Üretici mi mağdur, tüketici mi?