28.06.2021, 05:15

Ürün karmaşası…

Bir bakıyorsunuz her yer meyve sebze.

Panayır, panayır.

Ooh ne bol ülkeyiz.

Ne bol ürünlerimiz var bizim. Ama içi boş.

Hoş içi dolu olanlar da organik adı altında dünya para ya o da başka konu.

*

Tüm yöresel ürünlerin satıldığı yerleri gezin.

Göreceksiniz ki, gerçek yöresel ürünler artık yok.

Değersizleşti. Bitirildi.

Köylüm bile akıllı olmuş aracıdan alıp satıyor, ‘Hal’den aldığı hormonlu ürünü bize yediriyor.

E destekler böyle iken onlarda kendince haklı.

Durum böyle olunca cımbızla ara bul gerçek meyve sebzeyi.

*

Hepimiz biliyoruz ki ülkemizde denetim mekanizması doğru çalışmaz.

Bizde üçkâğıtçılık diz boyu.

İlaç atayım derken boca eder. O ürün yurt dışına çıkacaksa geri döner.

Nereye.

Hop iç pazara. Sür gitsin.

Halk yemiş de hasta mı olmuş, ülkede kanser vakaları artmış mı kimin umurunda?

*

Keşke denetimler iyi çalışmış olsaydı da, biz de kafamızda tonlarca düşünce ve soru ile iç dünyamızı meşgul etmeseydik.

Güvenmek istiyoruz. İstiyoruz da, kime?

Gerçek Anadolu’mun ürünlerini görmek ve tatmak istiyoruz. Ama nasıl?

Kandırılmayalım istiyoruz da. Mümkün mü?

Küresel şirketler var iken mümkün mü?

Tarım ve hayvancılık endüstri tekelcileri elinde bulunuyor iken ne mümkün.

İlaç endüstrisinin büyümesi ülkemizde hız kazanırken ne mümkün?

*

Uyanabilmek adına endüstriyel işlemden geçmiş bütün gıdalardan uzak durun diye defalarca yazıldı çizildi.

Toplumsal bilincin güçlenmesine yardım için konuşan yazan çizen onca kişi çabaladı.

Durum; ürün karmaşası içinde debelenip duruyoruz.

Ve oldukça artan fiyatlar ile hormonlu gıdaların elindeyiz.

*

"Ekolojik toplumlar, mümkün olduğunca doğa ve biyolojik çeşitliliğe saygının zorunluluğunu düşünür.”

Bu amaç çerçevesinde en iyi şekilde entegre olabilmektir teknoloji ve doğa birlikteliği.

Temel değerleri ayaklar altına alarak değil, bilimsel ve politik ekoloji fikirleri ile ve onun neticeleri ile kapitalizmin karşısında durabiliriz.

Toplumsal-kültürel olarak ekolojiyle büyüyebiliriz.

*

Ekolojik akımlar ne yazık ki iyi entegre olmadı toplumlarda. Bu durumda her şey sizin vicdanınıza kalıyor.

Refahınızın artması ancak doğadan uzaklaşmak apartmanlar fabrikalar, sanayileşme ve getirileri mi?

Yoksa teknolojinin ekoloji ile işbirliği "ekolojik dünya" mı?

Hangisi var olmalı diye çok çaba sizin vicdanınızda.

*

Dünyamız ülkemiz şu anda çevre ile sınanıyor.

Gerçek bir ekolojik toplumun ortaya çıkma zorunluluğu hayli artmışken bu sınanmayı kendi lehimize çevirebilecek süremiz var. İşte bu ekolojik bir ön düşüncedir. Ekolojik toplum olmanın değeri büyüktür. İşte bu değer çerçevesinde şekillenebiliriz. Üretkenlik ve bilim el ele vererek çevreyle ilgili dünya hevesi oluşabilir.

*

Yediğini bilmeyen, yediğinle yaşayan toplumuz.

Ekolojik ön düşünceler maalesef ki ülkemizde yok.

Yoksunuz.

"Gezegenimizi yeniden güzelleştirelim “diye yola çıkan çok az.

Ne yapabiliriz ki diyerek sıyrılan ise çok.

Bunu görün ve yol alın.

Bu mirası harcamayın, yok etmeyin!

Bu miras geleceğimiz.

 

Dip notlar;

İklimin adı; Sera etkisi...

 

Sera etkisi yeryüzünün iklimini belirler ancak insan yapımıdır. Dünyanın oluşumundan bu yana elimize ne geçti ise nasıl zarar veririz diye çabalamışız. Fosil yakıtlar ve bu etkiyi arttırıcı gazlar, hızlı ve kontrolsüz sanayileşme derken kapımızın düşmanı. Adil hareket etmeyen, umarsızların elinde oyuncak olan eko-sistem iflasta. Dünya'da küçük ya da büyük bozulan eko-sistem sadece bulunduğunuz yeri değil tüm dünyayı, olumsuz etkilemekte. Sera gazlarının artımı demek Dünya’nın doğal olarak ısınması demek. Ormanların tahribatı ve azalması demek bu etkinin katlanarak artması demek.

Kesilen her ağacın ahı demek.

100 yıl gibi bir süre de 11 derecelik artış bekleniyor ki bu da dünya da dibine kadar sera etkisini yaşayacak demek.

Bu nedenle elimizi lütfen çabuk tutalım.

Gerisi gelir.

 

 

 

Farklı...

Zen üstadına sorarlar, seni bizden farklı yapan nedir.
Der ki; ben otururken oturur yürürken yürür koşarken koşarım...
Biz de aynısını yapıyoruz ama sen farklısın, seni farklı yapan nedir?
Yine aynı cevabı verir...
Diğerleri tekrar biz de aynısını yapıyoruz dediklerinde; hayır der siz otururken yürümeye yürürken koşmaya başlıyor, koşarken ise çoktan hedefe varıyorsunuz...
Yani beyhude bir şekilde zihninizde hep bir sonrasını yaşamaya çalışırken yaşayabileceğiniz tek an olan şimdiyi kaçırıyor, yağmurun tadını çıkaramıyorsunuz...

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel ile Dursun sohbet ediyordu:
Dursun söyler:
 – Düşünebiliyor musun Temel dün bir saat kadar asansörde kilitli kaldım.
 – O da bir şey mi, der Temel;
 – Geçen hafta markette elektrikler kesilince yürüyen merdivende üç saat boyunca oturmak zorunda kaldım.

 

Günün sözü; Toprağa merhamet hayırdır, inan, lütfetsen gül verir, zulmetsen diken.  Nizami

 

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@