15.04.2018, 07:23

Üstünü örtmek...

Üstünü örtmek...

 

Her gün alınan acı haberler, cinayetler, tacizler ile duyarsızlaştık ve her şeyin üstünü örter olduk.

Bir kadın mı öldürüldü?

Bir çocuk mu tacize uğradı?

Dinleyip geçer olduk.

Üstünü örter olduk.

*

Savaş duyuruları gırla.

İç savaşlar artık aldırılmıyor.

Kimyasallar unutuluyor.

Bir futbol maçı daha fazla önem arz ediyor.

Her şeyi geriye atıp dizilerde ki hayali karakterler ile avunur iken, olmayan o karakterlere de üzülüyoruz, ağlıyoruruz.

*

İşte tam da bu nedenle acımasızlıkların üstünü örter olduk.

Her şeyi elimizin tersiyle iter olduk.

Acıları artık görmezden geliyor gibi davranıyoruz.

Onca acıyı unutuyor gibi hareket ediyoruz.

Es geçiyoruz, ya da olmadı diye düşünüyoruz.

Oysa sosyal medya da gördüğünüz sokak köpeği videosuna ağlıyoruz.

Ancak sokakta ki, aç köpeğe tekme atıyoruz. Reaksiyonlarımız değişti.

 

*

Borcun mu var?

Umursama yok. Nasıl olsa ispatlanmaz düşüncesi ile örteriz ayıbımızı.

Bir görülmeyen suç sonucunda suçlu da olsak kim bilecek, gören mi var diyerek üstünü örteriz.

Hakaret edebilirsin.Et gitsin. Kim ne yapacak?

Para mı istedin?

Kolay bulunur üçkağıtla.

*

Çaktırmadan yap herşeyi.

Kimse anlamaz nasıl olsa.

Az mı geldi?

Çal milletden nasıl olsa kim bilecek?

Onunda üstü örtülür her şey gibi.

İşler böyle yürür.

Haraçla, torpille, aracılarla vs vs.

Yap ve üstünü ört herşeyin.

*

Yap, yık, ez geç.

Ağacı kes gitsin. Ne yapacaklar ki?

Yeşili yok et. Nasıl olsa yerine dikeceğiz dersin, dikmesen kim takip edecek ki?

Etmezler.

Giden gider. Kalan sağlar bizimdir. Çaktırma.

 

*

 

Süper değil mi? 

Ve en güzel yanı da gerçekten herşeyin üstünü örtmemiz.

Acı olanda bu zaten.

Her gün yanımızdan geçen acı dolu bakışları görmüyoruz, göremiyoruz.

Otobüste, metro da, yolda.

Gözümüz kapalı, ya da artık görmek istemiyoruz.

Kimbilir?

Belki de şu var.

‘Unutulur. Her olay gibi bunlar da unutulur. Her şey unutulur.

Zamanı geldiğinde unutur, gideriz.’

‘Ülkemiz’de, ‘dünya’da herşeyin üstü örtülerek unutturuluyor değil mi?

'Üstünü örtme' sayesinde her şey kapanıyor değil mi?

Her sorun var.

Ama her sorun aslında yok.

 

*

Yanlış.

Aslında unutmaz.

Ancak üstünü örttüğünüz her şey belleklerde kayıtlanır.

Yeni alışkanlıklar ile üstünü örter gibi davranırız.

Bu kullanım alışkanlık haline dönüşür yavaşça.

Her olayda, her sorunda alışkanlıklar hemen önde belirir.

Üstünü örtmeyi kullanmaya başlayınca sanırım her şey değişecek diye düşünülür.

Ancak değişmez.

*

Galiba  konuşmanın artık sorunları çözmeyeceğini, çene yormaktan başka bir işe yaramadığını anlasak da yine de bu konuları söylemek boynumuzun borcu.

Bu üstünü örtme sorununun çözüleceğine dair az da olsa ufak bir ümitle konuşuyoruz işte.

*

Bir çok kez konuşulmuş ve hiçbirinde sonuca ulaşamamış olsak bile denemeye değer.

Haklı sebeplerimiz için değer.

Zira insanlar duyarlı olabilir, değişebilir. Sevgiyi bir şekilde kullanabilirler.

Üstünü örterek sorunları görmezden gelmeyebilirler.

*

Tüm sorunları çözebilen, geriye atmayan, unutmayan, örtmeyen insanlık için umudum var.

Sorunları konuşarak çözen medeni insanlık için hala umudum var.

Narsist olmayan insanlar için umudum var.

Asıl problem inanmamaktır.

Çözümsüz ve kararsız kalmaya inanıp, çözüme inanmamaktır.

*

Çevrenizde sorunları çözmekten aciz iseniz her sorunun siz de parçası olursunuz.

Çözümsüz bir halde problem yaratanlar safhında yer alırsınız.

İşte bu safhada gün gelir, üstünü örttüğünüz sorunların altında kalırsınız.

Ve ezilirsiniz. Ancak hiç bir zaman unutulmamalıdır ki; bu mantelitede ki kişiler daha fazla zarar görenlerdir.

 

*

Üstünü örtenler ortalık yıkılsa umrunda olmaz.

Yatışmazlar, yatıştırmazlar.

Barıştırmazlar, barışı sağlayamazlar.

Cehalet ile örülüdür sağları solları.

Ayrılık öngörürler.

İşte o üstünü örtenler sonrasında da kendi paçalarını tutuştururlar.

Maalesef ki ülkemizdeki çoğu insanın düşüncesi kaçma yönünde.

Yapılan haksızlıklara ne de olsa benle alakası yok deyip geçiştirdiğimizde  artık insana yakışır herşey yavaş yavaş unutulur gider. 
Sonra etliye sütlüye karışmayan millet oluruz.

Unutmayın ki; temel bozulursa herşey bozulur.

Dip notlar;

Bana dokunmayın...

 

Klasik Türk halkının en önemli özelliklerinden  biri olan ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ var.

Pek çoğumuzun hayat felsefesi haline gelmiş bir sözdür. Türkiye insanını en iyi şekilde anlatan özdeyiştir. Çünkü bizler bu mantaliteyle yaşamımızı sürdürürüz.

İşte bu yüzden kaybediyoruz.

Bu kaytarma, kolaya kaçma yüzünden.

Görmezden gelme yüzünden.

Ve o ‘ ben diyenler’ dokunulmamayı tercih ettikleri için paylaşmazlar. Fedakar değillerdir.

Bu söz sanırım çabasız, korkanlar için biçilmiş kaftan. Ve aslında bu sözün aksini öneren atasözlerimiz de  var.

“Dost kara günde belli olur.

Birlikten kuvvet doğar,

Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.” Gibi.

Örnek alacağımız sözler de bunlar olmalı aslında.

 

Manga'nın ‘Dünyanın sonuna doğmuşum’ diye bir efsane şarkısı vardır.

Onun sözlerini hatırlayalım.

"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Dedikodu yapar,keyfime bakarım.
Ağzımda sakız, elimde çantam.
Fink atarım kaldırımlarda."

Modernite ve Holocaust...

Zygmunt Bauman.

Modernitenin sınırları üstüne en çok düşünen ve düşündürten sosyolog.

“Modernite ve Holocaust” adlı yapıtında tamda üstünde durduğumuz konudan bir kesit sunar bize.

Yahudi soykırımının modern dünyanın bir sonucu olduğunun anlatıldığı yapıtda çok güzel bir örnek bize ima edilir.

Bu örnek şudur ki:

Yahudiler zamanın ayıbı olan toplama kamplarına gönderilirken geride kalanlar ise birbirleri ile, gidenlerin suçlu olup olmadığını konuşurlarmış. Ve ses çıkarmayanlar konumuna gelmişler git gide. Son ise ses çıkaramayanlarda bir bir o sona ilerleyip toplama kamplarında bulmuşlar kendilerini.

Sonrasında da bu tarih sahnesinde ‘bu dönemlere’ kadar gelindi.

‘Dünya değişti, bunlar olmaz dediğinizde’ Suriye gerçeği kapımıza dayandı. Daha geçtiğimiz günlerde kimyasallar kullanıldığı haberleri ile sarsıldık.

Hem de yanıbaşımızda.
Bu da modern dünyanın bir sonucu ne yazık ki.

Modernizmin insanlara dikte ettiğidir herşey bilin.

Modernizm demek kendini gizleyen bireylerin toplamıdır aslında.

Bir bakarsın kimse kimsenin umrunda olmaz.

Bencillik başlar.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Hocanın tavuğu ölmüş.

Civcivlerin de başı boş kalmış.

Hoca bu nedenle kaybolmalarından çok korkmuş. Boyunlarına siyah bezler bağlamış, sonra da içlerinden ip geçirip birbirlerine bağlamış. Meraklı bir komşusu sormuş:

 -Hoca o civcivlerin boynundaki de nedir?

Komşusunun merakına içerleyen hoca, cevabı yapıştırmış:

- Anneleri öldü de yas tutuyorlar.

 

Günün sözü;

“Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi.” Vurun Kahpeye/Halide Edip Adıvar...

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@