24.08.2019, 08:28

UV ışınlarına, tuz ve su dengemize dikkat!...

Sıcaklar bizi iyice bunalttı. Ancak, asıl tehlike UV ışınları. Çünkü bu ışınların yarattığı kanser riski son zamanlarda iyice arttı ve geçtiğimiz yıllarda konuşulan yüzde 40 gibi rakamları çoktan geçtik.
Az kaldı sonbaharı karşılamamıza, ancak yaz boyu süren tehlike sanmayın ki bitecek. Hatta değişen iklim şartları sebebi ile güneşten daha da iyi korunmaya geçmemiz şart.
*
Güneşten gelen zararlı morötesi ışınlar maalesef ki önce cildimizi, sonra gözümüzü, daha sona da bağışıklık sistemimizi olumsuz etkiliyor. Bence tüm ülkeler kendi bulundukları bölgelerde detaylı ölçümler yapmalı ki, yaşanabilecek olası kanser artışlarından vatandaşlarını koruyabilelim. 
*
Ancak, ultraviyole ışınları insanlar için çok çok büyük tehdit iken umursanmıyor. 
‘Ultraviyole ışınları’, filtre edilmeden yeryüzüne ulaştığında ciltte yanmaya sebep oluyor ve kanseri tetikliyor, zararlı UV ışınlarının 2/3' ünün saçıldığı zaman dilimi olan sabah saat 11.00 ile öğleden sonra 15.00 arası mutlaka güneşten uzak durulmalı diyoruz, ancak sahil kesimlerine bakıldığında bu uyarıları maalesef ki dinleyen ve uygulayan çok az.
Çünkü, onların medet umdukları güneş koruyucuları.
*
Güneşten gelen, özellikle de mor ötesi (ultraviyole-UV) ve kırmızı ötesi (intranet-IR) ışınlarından korunmanın bir yolu güneş koruyucuları olsada, son yıllarda hakkında en çok konuşulan da onların zararları olmaya başladı. Fazla emilimde  cilde, bedene zarar verdiği artık kanıtlandı.
Bu nedenle medet ilaçlar değil, kendi ‘dikkat’ sisteminiz olmalı.
Medet umduğunuz ilaç ise bu koruma yöntemlerini seçer iken ilk yapmanız gereken Amerikan Dermatoloji Akademisi’nin tanımladığı altı cilt kanseri kategorisine göre cilt türünüzü tanımanızdır.
*
Bunlar;
Yanan ama bronzlaşmayan güneşe hassas kızıl saçlı, çilli cildi olan grup…
Yanan ve de bronzlaşamayan açık tenli, açık renk saçlı ve mavi gözlü grup…
Bazen yanan ve de yavaş yavaş bronzlaşabilen, güneşe hassas ortalama cilt tipi grup…
Çok az güneş yanığı olan Akdeniz tipi grup…
Nadiren yanan çok iyi bronzlaşabilen, güneşe duyarsız cilt tipi grup…
Asla yanmayan, çok koyu tenli, güneşe duyarsız cilt tipi grubu… 
*
Amerikan Dermatoloji Akademisi insanın cilt tipi ne olur ise olsun koruma faktörü en az 15 olan (SPF si 15) bir güneş koruyucu madde kullanılmasını önermekte. Ancak siz yukarıda belirttiğimiz gurubunuzu bilin ve kendi kafanıza göre koruyucular kullanmayın. Kullanmak zorunda kalırsanız şayet, rastgele alınan koruyucular alerjik reaksiyona sebebiyet vereceğinden dolayı, mutlaka bir cilt uzmanı önerisi alın. 
*
Kanser ve çabuk yaşlanma riski göz önüne alındığında, koruyucu kremleri hem güneşli yaz günlerinde hem de yazın bulutlu havalarda kullanmak şart olduğundan emilimde en az zarar vereni tercih edin. Güneş losyonları mutlaka "titanium dioxide, oxybenzene ya da dioxibenzenne" içermelidir denilse de, titanium dioxide’nin zararları sıkça konuşulmaya başlandığından dikkatli olun.
*
Habis melanoma, basal hücreli karsinoma, sukuamoz hücreli karsinoma gibi cilt kanserlerinden korunayım derken, başka organlarınıza zarar vermeyin.
Unutmayalım ki; ‘Cilt kanserinden, erken yaşlanma ve kataraktan korunmanın başlıca yolu güneşten korunmaktır. Ancak, lütfen abartmayın ve kendi oto kontrolünüzü kendiniz sağlayın. 
*
Türk toplumunun ana yapısında öncelikle çocuklarımızı koruma içgüdüsü yattığı için anneler güneş koruyucuları çocuklarına ‘koruduğunu ‘düşünerek boca edip güneşte bırakıyorlar.
Ancak uygulama yanlış. Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi aslında güneş koruyucuların içinde bulunan kimyasalların bebek cildine verdiği zararlar henüz kesinlik kazanmadığı için 6 ay ve daha küçük bebeklerde krem kullanılmasını yasakladı. Bu yüzden bebeklerimize, koruyucu krem sürmek yerine bebekleri güneşe maruz bırakmamak en önemli korumadır. 6 aydan büyük bebeklerde ise güneş koruyucular en iyisi ve en katkısı az olanı olsa dahi, güven duyularak saatlerce güneş altında bırakılmamalıdır. Fazla koruyucu yerine sıkıca dokunmuş beyaz pamuk giysiler, geniş kenarlı şapkalar, ‘güneş çadırları’ kurtarıcınız olabilir.
*
Ve diğer önemli konu ise, aşırı sıcaklarda kaybedilen yaşam sıvımız olan, tuz-su dengesidir. Bedenimizde hücre içinde, hücre dışında, damarda bulunan su içinde sodyum, kalsiyum, magnezyum gibi mineraller de bulunduğundan, elektrolit adı verilen tuzların dengesi bizim için hayati bir öneme sahip.
Su içilerek hücrelerin kuruması önlenir. Bedenimizin % 65'i temel besinimiz olan su ile hücre içi yaşam devam eder, sindirim sağlanır, toksinler temizlenir.
Günlük en az 1,5 – 2,0 litre olan su dengesi bozulmamalıdır. Su kaybı nedenimiz; ter, idrar, bağırsak ve solunum sistemi olduğundan günlük yaklaşık 2-3 lt olan su kaybı demek bir yetişkinde günde 10 bardak su demektir.
*
Az tüketilen su demek; toksinlerin atılamaması demek, yağ oranının yükselmesi demek, böbreklerin yeterli su alamaması nedeniyle karaciğere yük binmesi demektir. Yani; yağ deposunu enerjiye çevirmesi gereken karaciğer işini aksatır ve yağların eritilmesi yavaşlar. 
Sıvı dengeniz için;
Kaybedilen ölçüde su alın.
Kahve, çay ya da kolalı içecekler aslında idrar söktürücü etkisi ile su kaybetmemize sebep olduklarından dolayı ne kadar sıcak olursa olsun mümkün olduğunca az tüketilmelidir. Hasta ve yaşlılarda;  az su içimi varsa doktor kontrolünde serum takviyesi yapılabilir.
*
Aklınızda olsun...
Güneş korkulası bir güzellik değildir.
Mutlu eden güzelliktir.
Bedeniniz ise size emanettir.
Emaneti iyi korumak ise sizin görevinizdir.

 
Dip notlar; 

Astımlılar dikkat!
Astımlılar küf kokusu, kimyasal kokular gibi dış etkenler sebebiyle yaz aylarında dahi öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikâyetler çekerler.
Bu nedenle aşırı sıcak ve rutubetli havalarda astım bulgularınız kötüleşir.
Bu sıcaklarda havuz veya deniz tercihinizi iyi belirleyin. Aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olduğunu unutmayın!
Sıcakları bahane edip bu hastalar klorlu havuz sularına girerse tıkanırlar. Astımlılar havuzdan mutlaka uzak durmalıdırlar. 
Özellikle nemli iyotlu, tuzlu su buharı solunduğunda şikâyetleri azalacağından dolayı da deniz kenarında yürümeli, bol bol yüzmelidirler.
Alerjik hastalarda sık görülen sinüzit, farenjit, larenjit gibi enfeksiyonlarda etkili olan tuzlu karbonatlı su buharı, alerjik astımda da oldukça faydalı.
O nedenle bu tür rahatsızlığı olanların tercihi deniz ve şifalı su kürleri (kükürtlü su ve karbonatlı tuzlu su)denilen olan ‘Spa’lardır.

Farenjit dönemi...
Soğuk algınlığı, farenjit, alerjiler kış hastalığı, yazın tatilde olan rahatsızlıklar değil, bilakis son zamanlarda yılın her ayı gelip kapınızı çalan rahatsızlıklar oldu.
Sebebi ise artan sıcaklıklar nedeniyle aşırı klima kullanımı.
Boğaz ağrısı, bademciklerde şişme ve kızarıklık, yutkunmada zorlanma, boyunda şişmiş, iltihaplı lenf bezleri, ses kısıklığı, boğazın arkasında beyaz veya gri lekeler. Artık klima hastalığı. Ardından, hapşırık, akan burun, yorgunluk, halsizlik ile gelen soğuk algınlığı klima hastalığı.
Alerjilerde artış. Klima hastalığı.
Yaz aylarında üçü bir arada hepsinin kaynağı klima.
Ne kadar bağışıklık sisteminizi güçlendirseniz de, mikroplardan korunsanız da klima alışkanlıklarınızı değiştirmediğiniz müddetçe gaz salınımı sebebiyle dünyayı, karşısında uyumanız, çok soğuk kullanmanız sebebiyle de kendinizi hasta edersiniz.
Eee gelmiş ise kapıya bu sıcaklarda bu hastalıklar o zaman tek çare bol sıvı, bol C vitamini, klimalı ortamdan kaçış, temiz havada yürüyüştür.

Yaz sıcaklarına gelen menopoz…
Menopoza giren kadınlar, göğüs, boyun, yüz ve yanaklarda aniden oluşan, 3-5 dakika süren sıcak basmasını, ter boşalmasını, çarpıntısını, huzursuzluğunu aşırı sıcaklarda nasıl atabilir?
35 derece hava sıcaklığına, 38 derece menopoz sıcaklığı eklendiğini varsayın.
Sıcak basmasının günde 3-5 kez ya da en kötü ihtimalle, 20 kez olduğunu ve bu sürecin 5 yıla yayıldığını varsayın. İşte kadınlarımızın yaşadıkları durumu belki anlayabilirsiniz.
Östrojen hormonu üretiminin azalması sonucu, ısıyı kontrol eden mekanizmanın düzensiz çalışmaya başlaması ile ortaya çıkan bu durum aşırı sıcaklara denk gelirse yaşam kalitesi bozulan kadın depresyondan nasıl uzak kalabilir? 
Sigara, kafein, beyaz un, şeker, yağlı yiyecekleri bırakarak, egzersiz yaparak, haftada 3 kez tempolu 45 dakika yürüyerek tüm şikâyetleri minimum düzeye indirmek ve depresyonundan bu şekilde uzak kalmak ne yazık ki, tek çare.

İzmir küllerinden doğacak…
Ormanlarımızın yaralarını yangın yerinde saracağız. 
İzmir küllerinden doğacak…
Doğamıza sahip çıkmak için yanan ormanlar, yanan yerlerinde  bizi buluşturacak.
Başkanımız Tunç Soyer’in ve çevre sevdalılarının güzel gönüllerinden İzmir yeşillenecek…
30 Ağustos İzmir buluşması ile harekete geçelim…
Gel…Gör…Koru…

Mutlu kalın...

Fıkra; 

Temel Çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi Liverpool Limanı'na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz'e bağırdı:
 - Tut şu halatı! İngiliz anlamadı bir şey.
 Temel yine bağırdı: 
- Tut şu halatı! İngiliz'de gene hareket yok.
Temel ortaokuldaki İngilizcesi ile bağırdı: 
- Do you speak English? 
- "Yes. Yes" dedi İngiliz; 
Temel öfkeyle bağırdı: 
- O zaman tut şu halatı.

Günün sözü;

 “Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, diğerleri de yanlış gider.’’ C. Bruno

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@