15.11.2019, 21:56

Uzaklaşma…

Şehirler büyüdükçe uzaklaşıyoruz.
Televizyon uğultusu evimizi her gece kapladıkça uzaklaşıyoruz.
Nereden?
Arkadaşlıktan...
Dostluktan...
Sohbetten...
Kitap okumaktan...
Çocuklarımızdan…
Ana, babamızdan…
Kendimizi dinlemekten ve ruhumuzu dinlendirmekten…
Hatta kendimizden. En çok da kendimizden…
*
Uzaklaşıyoruz neden?
Çünkü sisteme ayak uyduruyoruz...
Çünkü sistemin yanlışlığını göremiyoruz...
Uyuşturuluyoruz...
Geriletiliyoruz...
Yok ediliyoruz…
Yok sayılıyoruz…
*
Her birimizin evinde televizyon, bilgisayar, tablet vs vs.
Acaba kim çok azda olsa televizyon ve internetten kafasını kaldırıp birkaç satır okumakta.
Bir sohbet ortamında vakit geçirmekte.
İçini dinlemek için kendinle baş başa kalmakta.
Yüzleşmekte.
Doğanın kalbinde kendini bulmakta.
*
Kolay bilgiye ulaşım var.
Eğlence var.
Teknoloji var.
Görseller var.
Vakit geçirme onla bunla derken bir bakmışsınız gün bitmiş.
Eşinizle dostunuzla günün muhasebesini yapmaya vakit bile kalmamış.
Büyüklerinizin hal hatırını sormaya, çocuklarınızın bile gün içindeki hallerini anlamaya vaktiniz ise hiç kalmamış.
Çalışma hayatının uzun saatlere dayanması bunun tuzu biberi.
Hatta baş nedeni.

*
İşte tüm bu sebepler birleştiğinde daha da uzaklaşıyoruz her şeyden.
Uzaklaşıyoruz hayattan.
Yaşamaktan.
Sevmekten.
Uzaklaştırılıyoruz hayatın içinden. 
Daha derinlere itildikçe derinlerde ki kaosu da kokluyoruz.
Daraldık, kaostan daraldık.
Uzaklaşıyoruz işte daha da derine iniyoruz bu nedenlerden.
*
Çaresi nedir?
Öze dönmek. 
Özümüze dönmek. 
Özümüzün içindeki merhamete, sevecenliğe, hoşgörüye, misafirperverliğe ve şefkate dönmek.
Gönülleri sevmek.
Karşılıksız, çıkarsız, beklentisiz ve dostça.
*
Zaman gelip geçmeden yeni başlangıçlara kucak açalım.
Umut bulalım.
Yeni başlangıçlara hep birlikte ‘merhaba’ diyelim.
Ve değişimlerimizi yaşayalım istiyorum.
Çünkü umutlar hep değişimlerde yeşerir.
Uzaklaşmanın çeperinde takılı kalırsak değişemeyiz.
Uzaklaşma birbirimizden değil sadece özümüzden de bizi ayırır.
*
Dostça el verdiğimizde yüreğimizle birbirimize. 
Açılır inanın tüm kapılar.
Ve açılan her kapı aslında yine sizin kalbinizedir.
Sadece size…

Dip notlar;
Kuyu…
“Günlerden bir gün, köylerden birinde bir çiftçinin eşeği kör kuyuya düşer. 
Eşek saatlerce acı içinde kıvranır ve bağırır. 
Sesini duyan sahibi gelip baktığında zavallı eşeği kuyunun dibinde görür.
Çaresiz çiftçi köylüleri yardıma çağırır. 
Köylüler kör kuyudaki eşeği kurtarmak için ne yapacaklarını düşünürler ama sonuçta onu kurtarmanın imkânsız olduğuna ve bunun için çalışmaya değmeyeceğine karar verirler.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmektir. Herkes ellerine aldığı küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkerek dibe döker. Bir süre sonra ise ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükselir ve sonunda yukarıya kadar çıkar. Köylüler kuyudan dışarı çıkan eşeğe çok şaşırır.”

İşte, kuyu gibi dibine düştüğümüz durumlar, üzerimize yüklendikçe, üzerimiz toz toprak ile örtüldükçe biz daha da güçlenir ve o kuyudan çıkarız.
Aslında o toz toprak bizi örtüyormuş zannı verir. O zandan kurtulmanın çaresi sızlanmak, değil, onlarla baş etmek, silkelenmek, kurtulmak ve sonunda da o güzel aydınlığa ulaşmaktır.
Bizler o kör kuyuda olsak bile adım atmak elimizde…

Kış ayına detoksla merhaba deyin…

Kış ayına girmeden önce, bedeninize taze bir başlangıç yapmalısınız.
Bedenin temizlenmemesini sağlayan koşullar;
Kötü beslenme, 
Hareketsizlik, 
Uykusuzluk, 
Hava kirliliği, 
Su tüketmemektir.
Ve bu sayede bedeniniz enerjisiz kalır.
Bu nedenle kış kapınıza dayanmadan karaciğeri koruyan ve toksinleri atan yeşil yapraklı sebzeleri çok tüketmeye özen göstermelisiniz.
Diğerleri ise;
Detoksun olmazsa olmazı lahana, C vitamini deposu limon, toksinleri vücuttan atan sarımsak, güçlü bir antioksidan olan yeşil çay, karaciğeri kimyasallara karşı koruyan tahin, kansere karşı savaşta süper olan ve enzimleri uyaran brokoli, 
Vücutta biriken hücreler arası veya damar içi fazla sıvıyı atan su teresi.
Bunları tüketin; kışa hazırlık ile dinç olun, bedeniniz dinlensin, zihniniz açılsın.
Mutlu kalın…

Fıkra;
Kadının evinde cam kırılmıştı.
Camcıyı aradı ve sipariş verdi.
Yarım saat sonra zil çaldı. Kadın megafondan seslendi:
- Kim o ?
- Camcı beaa…
Kadın kapıyı açtı ve camın takılacağı yeri gösterdi. Beş dakika sonra yine zil çaldı.
- Kim o ?
- Camcı bea...
- Yanlışlık var. Az önce bir camcı gelmişti.
- Düştük beaa…

Günün sözü; 
Zaman değerlidir; ama doğruluk daha değerlidir. Disraeli
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@