31.10.2015, 21:00

‘Vicdanen’ rahat mıyız?

29 Nisan 2011 ve ilk Hatay'daki Cilvegöz Sınır Kapısı...

Komşumuz Suriye'de yaşanan iç çatışmalar nedeniyle bir kriz başlıyor ve kapılar açılıyor...

Arkası ise 4 yıldır hiç kesilmiyor...

Kesilmedi...

*

Türkiye 2011'den bu yana sadece Suriyeli mültecilere 8 milyar dolar harcamışken bu mültecilerin çoğu (6 bin 923 kişi) Türkiye üzerinden başka ülkelere resmi yollarla geçiş yaptı.

Afrika, Afganistan, Libya kökenli başta olmak üzere pek çok uyruktan insanın bulunduğu 670 bin 685 göçmen, Türkiye değil, Akdeniz üzerinden Avrupa'ya geçti.

43 bin 429 Suriyeli, Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa'ya geçmeye çalışırken Türkiye güvenlik birimleri tarafından ölümden de kurtarıldı.

2015 yılında 3 bin 161 göçmen ise Akdeniz'den geçmeye çalışırken yaşamını yitirdi.

Bu ‘açık kapı’ bize bir çok şeye mal olurken, yaşam mücadelesinde umut tacirlerinin vicdanı karartmasına da sebep oldu.

 

*

Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cam'a bakar, özünü görmek isteyen can'a bakar." der ‘Mevlânâ hz’leri.

Bizim özümüz yardımseverliktir. Bu nedenle gönlümüz açıktır. Ancak özde olmayanlar o 'cam’a bakıyor ve insan üzerinden para kazanma derdine düşüyor.

Bu tacirlerin elinde kaybolanlar, umutlarının peşinden her gün sahil kasabalarında çöp kontenyırlarını sözde can yelekleri ile doldurmakta.

50 dakikada normal bir balıkçı teknesi ile gidilen Sakız Adası'na, botlarla 3-4 saat süren deli dalgalarla boğuşarak gitmeye çalışmakta.

Her gün Sahil Güvenlik Komutanlığı botları batan, denizde hayat savaşı veren mültecileri topluyor ne yazık ki.

Sadece insan tacirleri ile değil, kendi imkanları ile aldıkları botlarla da kaçmaya çalışan Suriyeli, Afganistanlı vb. mülteciler var.

Bu kaçış yolunda kurtarılan göçmenler arasında çok sayıda bebek ve çocuk var.

Ancak ölümle kucaklaşanlar da var.

Bu umuda kaçış...

Savaştan kaçış...

Bu hayata tutunmak için kaçış.

Ölümüne kaçış...

*

Ve Ege..

İnci Ege...

Dantel Ege...

Son zamanlarda artan büyük can pazarı ile anılır oldun.

Eşsiz kıyılarında büyüyen sığınmacı dramı ile anılır oldun.

Çeşme’den Sakız Adası'na gitmek için ölümü çoluk çocuk göze alanlar ile büyük mücadelen var güzel denizim...

Her gün ölümü göze alarak karşı adaya geçmeye çalışanları, kıyılarından sözde botlarla açılanları amansız dalgalarınla boğuyorsun.

Ve hep fırtına esiyor...

Ne yandan eserse o yandan esiyor.

Rüzgar bu.

Sert eser...

Ölümüne eser...

Yıkımına eser...

Çeşme rüzgarına teslim olanlar ‘varsın essin rüzgar’ diye korkusuzca atılıyorlar denizin koynuna.

Nasıl bir kaçıştır bu?

*

 

Türkiye'ye sığınan Suriyeliler neden ülkemizden transit geçiç ile kaçma derdinde?

‘Avrupa’ya kaçış için harcanan para bu yaşam mücadelesi içinde yoktan var ediliyor.

Biz vicdan derken kişi başı ikibin dolar verilerek hazırlanan kaçış öyküleri, ölüm kalım savaşı bile bile yapılıyor.

Nasıl bir korku, nasıl bir istek ve nasıl bir çırpınıştır bu?

Ne düşünüyorlar?

Fikirleri neler?

Geri dönmek mi hayalleri, yoksa bir daha dönmemek mi?

Tüm bunlar içinde boğuşuyorlar iken ölümü bile bile göze alacak kadar fikirliler, istekliler...

*

Burada asıl mesele, bu istek içinde her ne olursa olsun ‘vicdanlarımızı temizleyemeyeceğimiz’ meselesidir.

Bir yanda çöp toplayan, parklarda yatıp kalkan mülteciler, bir yanda da botlarla kaçış yolunda can verenler...

Nasıl bir düzendir ki bu, artık biz de bu düzenin bir parçasıyız.

Bu ölüm kalım savaşlarını defalarca yaşadık, izledik, içinde yer aldık.

Bu soğuk savaş giderek tırmanıyorken hala da bu parçada yer alıyoruz ne yazık ki.

Kadınlar ve çocuklar çok daha travmatik durumda iken vicdanımız rahat olabilir mi?

O çocukların gözlerinden hayata bakmak şu an acı da olsa, bu deneyimledikleri eşsiz bir ruh halidir, bunu biliyor iken vicdanımız rahat olabilir mi?

Olamaz.

İnsanlar sadece rakamlardan, dillerden, ırklardan ibaret değildir...

İnsanlar sadece milliyetlerinden ibaret değildir...

İnsanlar umutlardan ibaretdir...

İnsanlar sevgiden ibaretdir...

Önce bu biline.

 

Dip notlar;

 

Ülkemizde ki Suriyeliler...

 

7 bini resmi yolla geçiş yaptı...

Eğitim, sağlık gibi sosyal haklardan yararlanıyorlar...

Biyometrik verilen Suriyeli sayısı-2 milyon 49 bin 204...

Resmi kayıt altına alınan Suriyeliler "geçici koruma statüsü"nde...

81 ile dağıldılar...

250 bin çocuk okula gidiyor.

Suriyelilerin kaldığı barınma merkezi sayısı ise 25.

Kamplarda kalan Suriyeli sayısı ise 258 bin 472.

Türkiye üzerinden 3. ülkelere resmi yollarla geçiş yapan Suriyeli sayısı ise 6 bin 923.

Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa'ya geçmeye çalışırken Türkiye'nin kurtardığı Suriyeli sayısı, 43 bin 429.

Suriye'de yerinden edilen insan sayısı12 milyon.

Suriye'den kaçan insan sayısı 4.2 milyon.

Kısaca Nisan 2011'de gelen ilk mültecilerin ardından zaman bize iç savaştan kaçan 2 milyon 138 bin 977 Suriyeliyi ve 8 milyar dolar gibi bir harcama bıraktı.

Dış yardım ise sadece 418 milyon dolar.

Tüm Avrupa ülkelerinde ise Suriyeli sayısı sadece 512 bin 909 kişi.

 

 

Mülteci hakları...

 

Her mülteci güvenli sığınma hakkına sahiptir.

Mültecilere yasal olarak ikamet eden diğer yabancılara sağlanan eşit haklar ve yardım sağlanır.

Düşünce ve dolaşım özgürlüğü vardır.

İşkenceye ve onur kırıcı muameleye tabi olmama gibi temel medeni haklardan yararlanırlar.

Ve mülteciler belirli yükümlülüklere de sahiptir; özellikle, sığındıkları ülkenin yasalarına uymak gibi.

 

 

Mutlu kalın

 

Fıkra;

 

Temel bir gün ‘Avrupa’ya gider. Temel'in kötü bir alışkanlığı da vardır, sürekli içki içer. Bir gün bir bara girip barmenden üç bira ister ve hepsini içer. Üç-beş defa böyle yapınca barmen merak eder ve sorar;
- Niye hep üç tane bira içiyorsunuz?
- Ben, Dursun ve Hamdi bizler üçüzüz. Hepimiz dünyanın farklı yerlerindeyiz. Hepimiz de bara girdigimizde birbirimizin yerine bira içeriz, öteki iki birayı o yüzden içiyorum.
Yine günlerden bir gün Temel bara gelir ve iki bira ister, barmen verir.Temel biraları içtikten sonra tam kalkarken barmen sorar;
- Allah rahmet eylesin efendim, kardeşinizin biri öldü herhalde?
- Allah korusun ne ölmesi, ben içkiyi bıraktım.

 

Günün sözü;

Ne ırkçılık, ne cinsel ve dinsel şovenizm, ne de aşırı milliyetçilik gibi hezeyanlar, eskisi gibi işlememeye başladı. Yeryüzünü tek bir organizma olarak gören yeni bir bilinç gelişti ve bu bilinç fark etti ki, savaş içerisindeki bir organizma, kendi kendini yok eder. Bu gezegende hepimiz biriz... Carl Sagan

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@