- G:

Pandeminin geleceğini hiçbir iz yokken nasıl bilebildi?

Yenigün TV ekranlarında yayınlanan İlham Perisi Gamze programına konuk olan tarihçi yazar Özgün Kabacaoğlu’nun aktarımıyla pandemiden önce, ‘Büyük bir türbülansa giriyoruz” diyen akademisyen Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan, “Nasıl bildin?” sorusuna ne cevap verdi?

Haktan Yağız Akçay
Haktan Yağız Akçay Tüm Haberleri

Yazar, editör ve Yazı Çizi Çeki Atölyesi Kurucusu Beril Erbil ve tarihçi yazar Özgün Kabacaoğlu, Gamze Cantürk'ün sunduğu İlham Perisi Gamze programına konuk oldu.

Yazar Beril Erbil, kendi yaratım sürecinin yanı sıra edebiyat atölyeleri ile başka insanların yazma yolculuğuna eşlik etmenin de güzel bir duygu olduğunu belirterek, “Ben alaylıyım ama dile yatkınlığım, dil öğrenimim o kadar eski ki. Asuman Susam’ın ilk öğrencilerindenim. Dil sevgisi ve özeni o şekilde öğrendim. Benim için hep çok kıymetliydi. Yazım yanlışı rahatsız eder, kötü Türkçesi olan bir kitabı okuyamam. 2016’dan beri Ferhat Uludere’yle beraber yazarlık kursları düzenliyoruz. Ondan çok şey öğrendim. Mutfak dönemim var diyebilirim. Daha bilinçli okuyup yazma sürecimin ilerlemesiyle iş editörlüğe de kaymış oldu” dedi.

Özgün Kabacaoğlu ise yazarlığa attığı ilk adımları şu sözlerle anlattı: “Ortaokulda çok ilgilenmiyordum tarih dersiyle ama şimdi çocukluğumu düşününce 6-7 yaşında Atatürk’ün hayatını öğrendikçe keyifle anlattığımı hatırlıyorum. Öğrendiklerimi her gün anlatırdım nutuk çeker gibi. Kara Murat, Cüneyt Arkın, Tarkan filmlerini çok severdim. Aslında benim içimdeymiş tarih sevgisi. Okullarda tarih eğitimi çok ezberci. İnşallah şu ara öğrenciler daha mutludur. Eğitim sisteminde tarih dersinin ele alınışının değişmesi gerekiyor. Lisedeki tarih öğretmenim sayesinde ilgim tetiklendi. İlber Ortaylı, Murat Bardakçı’nın serilerini okuyarak tarihi daha çok sevdim.”

“Vahadaymışım gibi hissediyorum”

Tarih doktorasının devam ettiğini sösyleyen Kabacaoğlu, “Kolay bir süreç değil ama bana imkan sağlayan hocalarım var. Şanslıyım. İlber Ortaylı’nın bir sözü vardı. Türkiye’de çok iyi öğretmenler, mühendisler, siyasetçiler çıkıyor ama çölde vaha gibiyiz. Sistemsel krizler yüzünden. Bazen vahada bulabiliyorsun kendini. Şu an kendimi öyle hissediyorum” diye konuştu. ‘Oğuz Müteferrika’ kitabına dair konuşan Kabacaoğlu, “Müteferrika bir ünvan, padişah yaveri diyebiliriz. İbrahim Müteferrika gibi teknik uzmanlara da verilen bir ünvan. Devlet işi yapan, özel yetkili kişi oluyor. Bazen casusluk işi olabiliyor. Bu kitapta Oğuz’un bu macerasını görüyoruz. Başta padişahın müteferrikası değil ama sonradan olacağı bir yolculu” ifadelerini kullandı.

“Ortaokul öğretmenim bana el verdi”

Yazı atölyesinin kuruluşunu anlatan Beril Erbil, “Edebiyatla iç içe olmayı çok istiyordum. Öncesinde kurumsal hayatım vardı. Bir yerden sonra artık eski hayalimi hayata geçirmek istedim. ‘Ne yapmak istiyorum, insanlara ne vermek istiyorum?’ diye düşündüm. 33 yaşındaydım. Ortaokulda Murat Yapıcı hocamdı. ‘Okuduğumuzu anladık mı?’ sorularındaydık, soğumak üzereydim. Murat Hoca beni Murathan Mungan’la tanıştırdı. Okuyordum, o dille beraber akıp gittiğim duyguyu çok net hatırlıyorum. O dilin müziğinde devam ediyordum. Bir gün sınıfa geldi, ‘Çıkarın kağıtları, bir öykü yazın’ dedi. Ders sonunda aldı kağıtlarımızı. Birkaç kelimenin altını çizdi. ‘Üstüne git bu işin’ dedi. Bu el vermek aslında. Beni hiç bırakmadı. Okuma yazma rutininin içine girdim. 30’dan sonra artık bunu yapmak istediğime kesin olarak karar verdim. Üniversitede zaten bunun hayalini kuruyordum” diye konuştu.

Gamze Cantürk’ün, “Osmanlı konusunda ikiye bölünmüş bir durum var. Anlatır mısın? Osmanlılar Türk mü değil mi?” sorusunu yanıtlayan Kabacaoğlu, “Osmanlı’nın Türklerle ilişkisi üzerine bir yazı yazmıştım. İdeolojik tarih bakışı var, bir de ilmi bir bakış var. İdeolojik bakışla cevaplarsak birkaç cevap buluruz. Padişahın anneleri Türk asıllı olmadığı için Türk olmadıklarını söylerler. Baba soylu mu bakıyoruz, anne mi? İlla ki iki taraf da Türk mü olmalı? Irk nedir? İlmi olarak bakarsak Osmanlı nasıl bakıyordu, onu inceleriz. Kaynaklara bakınca şunu görüyoruz: Oğuz Han’a dayandırıyorlar kendilerini. Neşri tarihinde Orta Asya’ya, Horasan’ın daha ötesine, Orhun Kitabelerinin çıktığı yerlere uzanıyor, atalarının oradan geldiğini yazıyorlar. Evliya Çelebi Söğüt civarından geçerken yörükleri görüyor, ‘Padişahımız da uzaktan aynı atadan geliyor’ diyor. 19. yüzyılda resmi dil Türkçeydi. Böyle bir devamlılık var. Türklere kötü bakıldığı yönündeki iddialara gelirsek hangi bölge olduğuna bakmamız lazım. Türkmen obaları mı? Safevilerle çatışmada birden çok vergi sıkıntısı yaşadıklarını biliyoruz. Celali İsyanları. Batı Ege, Rumeli’de yerleşik Türklerin durumu daha başka. Baba tarafım Manisa, anne tarafı Giritlidir. Onlar için başka bir hikaye. Girit’e gidişleri fetihle olmuş. Devamlı devlet görevleri almış Türk kimliğiyle. Türklere farklı bir bakış olmadığını gösteriyor. Manisa ihracat, üretim bölgesi. Nereden baktığınızla ilgili. İdeolojik bir konu bu” ifadelerini kullandı.

“Kitabıma isminden dolayı önyargılı yaklaşanlar oldu”

“Aynadaki Porno Yıldızı çok cesur bir isim. Bununla ilgili tepki aldın mı?” sorusunu yanıtlayan Beril Erbil, “Kitapta 11 kadın öyküsü var. Yaşadığımız modern hayatta kendimizden uzaklaşmamız, psikolojik şiddet, ilişkilerde yaşadığımız hiyerarşilere değindim. Eril özelliklerin sağlıksız tarafları daha çok köpürtülüyor. Var olmak için bunu yapmamız gerekiyor gibi bir anlayış var. Buna karşı çıkıp hayatlarını değiştirmeye odaklanan kadınlar. İlk öykünün adı kitaba adını verdi. 2015’te taslağını yazmıştım. Oradaki ayna metaforuyla kendinle yüz yüze gelme, orada ne yaşadığının farkına varma noktasından çıkışla tüm kitabın temasını özetliyor. Soru işareti olmayan bir seçimdi. Başından beri belliydi. O proje etrafında her şeyi şekillendirdim. Düşünmediğim tepkiler aldım. Güvendiğim edebiyatçılara sordum isim konusunu. Çıkabilirsin, dediler. Ben de bunu aykırı bulmuyorum ama biz etiketleri seviyoruz. İnsanlar şaşırdı. Ne anlatıyor, porno yıldızının hayatını mı anlatıyor, tuhaf bakışlar oldu, reklam yapmaya çalıştığımı düşünenler oldu, sosyal medyada paylaşmak istemeyenler oldu” diye konuştu.

Dönem filmlerine ve dizilere değinen Kabacaoğlu, günlük hayatından gülümseten örnekler vererek, “Muhteşem Yüzyıl iyi bir yapımdı. Bir gün arkadaş grubunda sunum yapacaktım. Birkaç kız arkadaşım boş bulunup, ‘Lütfen dizinin sonunu söyleme’ dediler. ‘Herkes ölüyor ama Mahidevran hepsinden sonra ölecek’ dedim. İzleyenler onu tarih olarak değil ama dizi olarak içselleştiriyor. Boş bulunup sordular o an. Görsel olarak çok etkiliyor yapımlar. 2000’lerin başında Hürrem Sultan diye bir dizi vardı. Gülben Ergen oynuyordu. İki dizi o kadar farklı ki. Kanuni dönemini çok farklı anlatıyorlar. Dönemin siyasetinin ve ideolojilerin de diziler üzerinde etkisi var. İzlerken bunların dizi olduğunu unutmayalım. Öğrencilerden biri tanıdığım bir öğretmene Selçuklu tarihini anlatırken, ‘Hocam öyle diyorsunuz ama öyle değil’ demiş. Öğretmen nerede okuduğunu sormuş, öğrenci de, ‘Dizide izledik’ demiş” ifadelerini kaydetti.

Özgün Kabacaoğlu, akademisyen Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan ile ilgili çarpıcı bir anekdotu da şu sözlerle paylaştı:

“Bütün büyük savaşların içinde biz figüran oluyoruz. Pandemiden önceydi. Çin’den bile henüz salgın başlangıcı haberleri gelmemişti. Akademisyen Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan gidişatı çok kötü gördüğünü söyledi. ‘Büyük bir türbülansa giriyoruz. Dünyada genel olarak insanların ilerlediğine inanırım ama bazen türbülanslara gireriz. Toplumsal hayatta bu türbülanslar beş dakikada bitmez, belki bir nesil sürer. Tarihte olayların tekrarlanma dinamiklerini görüyorum. Sosyal kanunlar vardır. Bunları yaşayacağız’ dedi. İki ay geçti, pandemi patladı. ‘Nasıl bildin; müneccim misin?’ diye sordular, ‘Sadece sosyal bilimciyim’ dedi. Böyle durumlarda birey olarak kendimi doğru noktada tutup bir yerde koltuk bulmaya çalışacağım. Ayakta kalırsanız kafanız yarılır. Türbülans zamanlarında dinamikleri doğru anlayıp iyi bir yere tutunmak gerekir.” (HABER MERKEZİ)

06 Ara 2023 - 13:32 İzmir- Tv Yenigün

Mahreç  Nedim Kirtiş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.