- G:

Dr. Aybars Akoğlu: “Atatürk’ün içinde narsist eğilim olmasaydı belki ülkeyi kurtaramazdı”

Psikiyatri uzmanı Dr. Aybars Akoğlu, Yenigün TV'de Gamze Cantürk'ün sunduğu İlham Perisi programına konuk oldu. Narsisizmin üretkenliği artıran yapıcı bir özelliği de olabileceğini belirten Akoğlu, “Atatürk’ün içinde narsist eğilim olmasaydı belki ülkeyi kurtaramazdı. Önce yaslı bir kadını onurlandırmak için kendini geliştirmek, asker olmak istedi, sonra ülkenin kurtarıcısı olmak istedi” dedi.

Serhat Sincar
Serhat Sincar Tüm Haberleri

Akoğlu, soğuk algınlıklarının sık görüldüğü mevsimsel geçişlerde psikiyatrik hastalıkların dahi tetiklendiğini belirterek, “Tansiyon hastalığını, şeker hastalığını kafanızda çözemiyorsanız psikiyatrik hastalıkların çözümü de kişinin elinde değildir. Hasta yakınlarının, ‘Sen güçlüsün, bunu yenersin” demesi çöküntüyü kolaylaştırabiliyor. Bu rahatsızlıkların da diğer hastalıklar gibi biyolojik kökenleri vardır” dedi.

“Psikiyatrist ve psikologları fizik tedavi doktoru ve fizyoterapistlere benzetiyorum” diyen Akoğlu, “Biyolojik faktörleri ayırt edebilmek için tıp doktoruna gidilmeli önce. Ben ve genç meslektaşlarım psikoterapiler konusunda da donanımlıyız. Devlet hastanesinde süre kısıtlı olduğu için psikaytrister sadece ilaç yazan doktorlar olarak görülüyor. 9 yıl psikanaliz eğitimim var ama hastane koşullarında bundan faydalanmamız mümkün olmuyor. Biyolojik sebepli bir hastalığı konuşarak tedavi edemezsiniz. Hem ilaç hem terapi en ideal tedavidir” diye konuştu.

“Ergenlikte tedavi sihirli değnek gibi olabiliyor”

“Her ergeni psikiyatriste götürmek gerekir mi?” sorusunu yanıtlayan Akoğlu, “Türkiye’nin gerçeği ekonomik koşullar da var. Her ergeni bir uzmana yönlendirirseniz sistem bunun karşılığını veremez. Genelde sorunlu ergenleri muayene etmeye gayret ediyoruz. Keşke ergenliğimde benim de olanaklarım olsaymış ve profesyonel biriyle en azından birkaç defa konuşabilseymişim. Çok daha sağlıklı kararlar alırdım. Bazen hayat tecrübesiyle bir şeyler aktarabilmek de kolaylık sağlıyor. Sıkıntı görüyorsanız götürmekten kaçırmayın. Çok olumlu gelişmelerin olduğunu gözlemliyoruz. Sihirli değnekle değişmiş şekilde gelebiliyorlar” ifadelerini kullandı.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

Aslında iki rahatsızlığın da farklı birer sendrom olduğunu söyleyen Akoğlu, “Dürtüsellik de ekleniyor bazen. Kız çocuklarında dikkat eksikliği bir parça daha fazla, erkeklerde hiperaktivite daha fazla. Kız çocuklarının bu sorunu, ‘Sessiz, sakin’ denilerek biraz göz ardı edilebiliyor. Hiperaktif özellikler devreye girince sorun olduğu anlaşılıyor ve aileler daha çabuk doktora gidiyorlar. Okul yönetimleri genelde aileleri doktora gitmeleri konusunda telkin ediyor” dedi.

“İnsanlar panik atak etiketini koymaya meyilli”

İnsanların panik atak konusunda kendilerini etiketlemeye meraklı olduklarını belirten Akoğlu, “ Avrupa Yakası dizisiyle çok moda oldu. Kişilerin kendisini ya da karşısındakini etiketlemesini istemiyoruz. Bu durum artık insanların kendi kendisine yaptığı bir haksızlığa dönüştü. Hastalar panik atak olduğunu söyleyerek geliyor ama aslında kaygı bozukluğu, sınav heyecanı var. Panik bozukluk aslında bir sendrom. 11 belirtinin en az 4’ü aynı anda harekete geçmeli ve ölüm korkusu olmalı. Araçların alarmları var. Tehdit olduğunda alarmın çalışması gerekir ama bazen çöp kamyonu geçince alarm ötmeye başlar. İnsanın panik bozukluğuna benzer bir durum. Bir terörist silahla stüdyoya girse ikimizde de çarpıntı başlar. Savaşmaya veya kaçmaya karar vermek için vücut alarma geçer. Tehdit yokken bu belirti ortaya çıkıyorsa yanlış alarm sistemi devreye girmiş olur. Panik atağı böyle tarif edebiliriz” açıklamasını yaptı.

“Rahatsızlıkların temelinde biyolojik faktörler olduğu kadar psikolojik ve sosyal faktörler de olur” diyen Akoğlu, “Son 40 yılda bu ülkede her zaman sosyoekonomik zorluklar, sosyal baskılar oldu. Bu da toplumda gerilim ve şiddetin artmasına kaynak oluşturdu. Son dönemde çok arttı. Holiganizm, vandalizm tüm dünyada tırmandı, biz bu alanda lider ülkelerden biriyiz. Atatürk rotasını batıya çizmişken son yıllarda Ortadoğululaşma sürecindeyiz. Bireysel yorumum bu. Bunları yaşamamızın temel sebebi bu” şeklinde konuştu.

“Şizofreni olup topluma faydalı olan çok insan var”

Şizofreninin tamamen bir beyin hastalığı olduğunu söyleyen Akoğlu, “Oluşum mekanizmasında Parkinson’dan çok fark yok. Genetik bir rahatsızlık. Bugün tedavi edilebilme sınırında. Bu rahatsızlığı olup da topluma faydası olan çok insan var. İlaç endüstrisi çok ilerledi. Önceden çok yan etkisi oluyordu ilaçların. Son 20 yıldaki teknolojik devrimler hastaların dışarıdan fark edilmemesini, üretkenliklerini yitirmemelerini sağlıyor. 3-5 ay hastanede yatanlar oluyordu ben mesleğe başladığımda. Endüstri toplumu zaten aylarca insanların hastanede yatmasına izin vermiyor. Kapitalizm de bu hızlı iyileşme sürecini mecbur kılıyor. Psikiyatrik rahatsızlıklar için gerçek çözümler üretmeye başlıyoruz. Gerçeği aramaya devam edeceğiz yaşadığımız sürece” açıklamasını yaptı.

Bir Tek Sen Anla

Bir Tek Sen Anla kitabının da yazarı olan Akoğlu, “Şırnak’ta askerlik yapan bir psikiyatristin oradaki muvazzaf subayla dostluğunu ve aşk ilişkilerini anlatıyor. Okuyanların tepkileri olumlu oldu genelde. Bazı karakterler üzerinden psiyatrik tanımlamalar yaptık” dedi.

Cantürk’ün, “Pilatesle ilgilendiğim için insanları görünce postür analizi yapıyorum. Sizde de var mı böyle bir şey?” sorusunu yanıtlayan Akoğlu, “Üniversitede birinci gün şunu öğrendik: Işıl Vahip hoca var Ege’de, o söylemişti. Boksör olsaydınız yanında oturduğunuz kişiye, ‘Sana bir yumruk atayım’ der miydiniz? Doktor kimliğimle burada konuk olarak oturuyorsam sizinle ilgili psikolojik yorum yapmam bir boksörün size sadece boksör olduğu için yumruk atması gibi yanlış bir şey olur” dedi.

“Keskin sirke küpüne zarar”

“Ruhsal hastalıklar gün geliyor bedene yansıyor. Buna inanıyor musunuz?” sorusunu yanıtlayan Akoğlu, “Keskin sirke küpüne zarar, demişler. Psikosomatik rahatsızlıklar olarak tanımlanıyor. Fizik tedavi doktorlarının müdahale ettiği fibromiyalji hastalıkları gibi… Tansiyon hastalarına, ‘Vereceğimiz antidepresan tansiyonu düzeltmez ama huzursuzluğu bastırmak tansiyon kontrolünü kolaylaştırır’ diyorum. ‘Senin rahatsızlığın keskin sirke küpüne zarar hastalığı’ diyorum. Somatizasyon dediğimiz yer değiştirme rahatsızlıkları batı toplumlarında gözükmüyor çünkü orada insanlar duygularını rahatlıkla dile getirebiliyor. İnsanlar içlerine attıkça psikosomatik rahatsızlıklar yaşıyor” ifadelerini kullandı.

“Plasebolar da yan etki yapabiliyor”

Plasebo etkili ilaçlarla ilgili bir soru üzerine Akoğlu,, “Beni hayatta şaşırtan etkilerden biri. İlacı taklit eden bir ilaç kullanılıyor. Doktor hangi ilacı kimin aldığını bilmiyor. Etkisi plasebodan yüksekse o ilaç ruhsat alabiliyor. Plaseboların da yan etki yapabildiğini gördük. Antipsikotiklerin prolaktin artırarak göğüsten süt gelmesini artıran bir etkisi var. İçi boş ilacı içtiğinde de göğsünden süt gelen hasta oldu. İnanç sistemiyle ilgili. ‘Bu ilaç yan etki yapacak’ diyorsanız bir şekilde o etkiyi çağırıyorsunuz” yanıtını verdi.

Ergenliğin en kilit sorusu: Ben kimim?

Akoğlu, ergenlik süreciyle ilgili şunları söyledi: Kendini bilmek zorlu bir süreçtir. ‘Ben kimim?’ sorusu engelliğin en kilit sorusudur. Geri bildirimler onun kim olduğuna dair bir fikir oluşturmasını sağlar. 17 yaşındayken kız arkadaşım, ‘Sen sahtekarsın’ dese beni çok sarsardı ama bu yaşımda söyleseler, ‘Sen beni yanlış tanımışsın’ derim. Bugün hala o aynalardan geri bildirim gelmeye devam ediyor ve kendimi tanımaya devam ediyor. Mezar taşımız dikilene kadar kendimizi tanımaya gayret edeceğiz.

Sosyal medyanın etkilerine de değinen Akoğlu, Cantürk’ün, “ Dünya kendimizden uzaklaşmamız için her şeyi yapıyor. Egoların yarıştığı bu zamanda ne yapalım aklımızı korumak için?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

Sosyal medya ve teknoloji çok devinimsel bir mecra. Her gün yeni bir yüzüyle karşılaşıyoruz. İleride sizinle burada yan yana oturmayacağız, programdan önce çay içmeyeceğiz belki de. Simülasyondan sohbet edeceğiz. Dünya farklı bir yere doğru gidiyor. Bunun ne kadar dışında kalabiliriz, bunu zaman gösterecek. Hayattaki en değer verdiğim kimliğim, oğlumun babası olma kimliği. Utku da diğer gençler gibi internete çok meraklı. Zaman zaman müdahale etmek zorunda kalıyoruz. Eskiden bahçede top oynardık. Annem, ‘Aybars eve gel’ derdi. O kısıtlanmalar bazen çocukların sosyallığını etkilerdi. Eve gelmiş bilgisayar başında sosyalleşmeye devam ediyor. Onu tamamen keserseniz sosyalleşmesini de engellemiş olursunuz. Apartmanlara yaşıyoruz ve çocuklarımız hapis gibiler. Onların işi zor.

“Kendimizi sevmemiz annemizle olan ilişkimize bağlı”

“Yetişkinlere ne önerirsiniz ruhlarını temiz tutmak için?” sorusunu yanıtlayan Akoğlu, “Hayata anlamlar katabilmek, bu anlamda kendimizi görmek çok önemli. Kendini sevmek sanırım en temelinde anneyle olan ilişkiye bağlı. İlk 1,5 yıllık dönemde çocuğun anneyle olan ilişkisi çocuğun temel güven duygusunu oluşturur. Çocuğun anneyle ilişkisi kutsaldır. Emzirirken gözününü içine bakması bile beyinde stresle baş etme reseptörlerini artırıyor. Çocuğun daha iyi stresle baş etmesine yardımcı oluyor. Hayata güzel bir şeyler katabilmek, kendimizle ilgili güzel bir şeyler görebilmek kendimizi sevmemizi kolaylaştırıyor.

“Atatürk’te narsist eğilim olmasaydı belki de ülkeyi kurtaramazdı”

Narsistliğin de yeni dönemin etiketlerinden biri olduğunu söyleyen Akoğlu, “Kişilik bozukluğu olması için belli bir ölçüde olması gerekir. Primer narsizm var. Hepimizde olmalı. Olmazsa egomuz oluşmaz. Dünyaya da bu dürtülerle geliyoruz. Ö olmasaydı bebek, ‘Annemi uyandırmayayım’ der, açlıktan ölür. Hayatta kalabilmek için belli bir yere kadar narsistik eğilimlere ihtiyaç var. Genelde antisosyal kişilikle iç içe geçer, bu sosyopatlığa ve yıkılıcılığa dönüşür. Narsist eğilimler zaman zaman kişinin kendisini geliştirmesini de sağlayabilir. Atatürk’ün içinde narsistik eğilim olmasaydı belki ülkeyi kurtaramazdı. Önce yaslı bir kadını onurlandırmak için kendini geliştirmek istiyor, sonra ülkenin kurtarıcısı olmak istiyor. Atatürk’teki yapıcı narsizmin örneği. Yıkıcı narsistliğin örneği Hitler. 2000’li yıllardan itibaren şunu söylemeye başladık: Kendini sev, başkalarını dinleme, sen her zaman önde ol. Bu hayatın akışına çok uygun değil. ‘Sen önceliklisin, her şeyi yapmaya hakkın var’ dediğimiz zaman suçu kabul etmemeye, başkalarına atmaya başlıyorlar. Sağlıklı gelişim birtakım zorluklara karşı mücadele ederek kendini geliştirerek, yenilgilerde ayakta kalarak oluşur. ‘Benim sınırlarım yok, diyen bir nesil yaratılıyor. Bu çok tehlikeli bir gidişat. Çocuk doktoru bir arkadaşım var, ‘Anneler çocuklarının mucize çocuk zanneder, anaokulunda farklı olmadığını anlarlar’ der. Ergenliğe kadar çocukların dünyasında anne babalar süper kahramandır. Dünyayı öğrendiklerinde onların da eksikliklerini görmeye başlarlar. Ergenlik krizlerini kolaylaştırabiliyor. Birini iyisiyle kötüsüyle sevebilmek sağlıklı sevgiyi oluşturur. Bazen çocuklarımızın hataların da görmeliyiz ki düzeltme şansımız olsun” ifadelerini kullandı.

27 Mar 2024 - 14:00 İzmir- İzmir Haberleri


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.