İzmir’de yaşayan 60 yaşındaki Ayşen Ak, 20 yıl önce gezmek için gittiği Kapadokya’da gördüğü çini sanatını azmedip öğrendi.

Ak, yaşadığı ilçede kurduğu atölye ile kaybolmaya yüz tutan sanatın son temsilcilerinden oldu.


İzmir’in Selçuk ilçesinde yaşayan Ayşen Ak (60), 20 yıl önce peri bacalarını görmeye gittiği Kapadokya’da çini sanatıyla tanıştı. Çini işleyen ustalardan bu sanatın inceliklerini öğrenen AK, İzmir’e döndüğünde kaybolmaya yüz tutan sanatı yaşatmak için ailesiyle birlikte bir atölye kurdu. Kütahya’dan aldıkları çamurlara form verip çini sanatına kazandıran Ayşen Ak, “Sevgiyle, tek tek iğneyle kuyu kazar gibi yapıyoruz. Sevgimiz olmasa bu işi yapamayız. Osmanlı desenleri, Selçuklu desenleri, kendi kültürümüzün desenlerini devam ettirmeye çalışıyoruz. Günümüzde bu çini sanatı ölüyor. Ayakta tutabilmek için her yere de yapmak lazım. O dönemde lale Allah’a aşkı, karanfil saygıyı, hayat ağacı ise aileyi temsil ediyor. Osmanlı sultanlarının hayat tarzlarını da çiniye aktardık. Ürünlere formu verdikten sonra 15 gün kadar bekletiyoruz. Sağlam kalanları 18 saat bin 200 derecede fırınlıyoruz. Daha sonra çizmeye başlıyoruz. Çizimden sonra sırra batırıyoruz” dedi.

“Çini insan gibi”


Yaklaşık 20 yıldır çini sanatıyla uğraştığını anlatan Mine Güleç ise, “Çini günümüzde camilerde ve saraylarda yaşıyor. Çini insan gibidir. Her şey toprağın üstünde ve havanın altında kalıyor. Ürün alan kişiler bizden imzasını da alıyor. Belki 100 yıl sonra benim yaptığım bir eserin de manevi değeri olacak, şimdiki çinilerin olduğu gibi” diye konuştu.
Kadınların çok marifetli olduğunu ifade eden Güleç, “Bunu mutfakta olduğu gibi iş alanında ve sanatsal alanda da gösteriyorlar. Ben de o kadınlardan biriyim. Bu işi öğrenmek isteyenler çok oluyor. Aramıza yeni katılan arkadaşlarımız da oldu. Onların sabırlarını ölçüyoruz. Kimisi ‘benim sabrım yetmez’ deyip ayrılıyor. Çini sanatını yaşatmaya ve insanları bu yönde teşvik etmeye çalışıyoruz” dedi.