Yaşar Ürük'ün 5 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Mimari görüntüsü ve şehir planlaması farklı gelişmeler gösteren İzmir şehrinin kalbi sayılacak bölgenin, gelecekte neresi olacağını şu gün için bilemiyoruz. Ancak, yaklaşık son iki yüzyılda "İzmir'in Kalbi"nin Konak bölgesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüzde Konak Belediyesi'nin de sloganı olan bu deyişi bundan otuz yıl kadar önce, ilk kez ben kullanmıştım ve yıllar içinde bu söz çok tuttu.

Konak adının o bölge için kullanılmasının nedeni Hükümet Konağı değildir. Ondan daha önceleri, aynı yerde bulunan ahşap konaktır. O ahşap konağın da kim ya da kimler tarafından inşa ettirildiğini önümüzdeki yazılarda ayrıca ve belgeleriyle uzun uzun anlatmaya çalışacağım. Çünkü bu konuda şehrin üstüne yapışmış bilgi de yanlıştır.

1804 yılında inşa edildiği bilinen ahşap voyvoda konaktan ilk yıllarda söz eden en eski belge 6 Eylül 1823 tarihlidir. Belgede "İzmir'de asayişi ihlâl edip ihtilâl çıkaran ve Hükümet Konağını basan bazı yeniçeri şakilerinin, cümle ittifakiyle şehirden tard ve teb'id edildikleri" ile ilgili açıklama yer almaktadır. Bu belgenin bir başka açıdan da önemi vardır. Baskıyla da olsa bölgeyi yöneten Kâtipzade Ailesi bu görevlerinden uzaklaştırılınca, kendilerinden sonra voyvoda olarak atananların yönetim otoritesi oluşturamadıklarını; bu nedenle "başıbozuk" olarak nitelendirebileceğimiz eşkıyanın şehrin merkezinde, hükümet konağını basacak cüreti kendilerinde görebildikleri anlaşılmaktadır.

Bu arada; İzmir, XIX. Yüzyıl'da iki kez Aydın Vilâyeti merkezi olur. İlki 1841 yılında gerçekleşen bu durum iki yıl kadar sürer. 1843 yılında "Aydın Müşiri" unvanıyla eyalet yöneticisi olan Karaosmanzade Yakub Paşa, daha önce de 1837-1838 yılında aynı görevde bulunmuş bir kişidir. O dönemde eyalet merkezi olarak yaşadığı Aydın şehrinde yaşamayı seven Paşa, ikinci kez göreve atanınca, 19 Haziran 1843 tarihinde eyalet merkezinin yeniden Aydın'a alınması kararının çıkarılmasını sağlar. Kararla ilgili belgede "Aydın eyalet merkezinin İzmir'den Güzelhisar-ı Aydın şehrine nakline mebni İzmir ve Sığla sancaklarının kaymakamlıkla idaresine ve teferruatına dair takrir." ifadesi bulunmaktadır.

Yakub Paşa, 1845 yılı Kasım ayında Selânik'e atanır. Yerine görevlendirilen Sadullah Paşa 1846 yılında vilâyet merkezinin yeniden Aydın’dan İzmir’e nakledilmesini sağlar. 1864 yılında ise çıkarılan Vilayet Nizamnamesi ile İzmir şehri, Aydın Vilayeti'nin merkezi olur ve bu durum Cumhuriyet'in ilanına kadar bir daha değişmez.

Çerkes asıllı ve kölelikten yetişme, asker kökenli bir devlet adamı olan Sadullah Paşa'ya İstanbul'dan 19 Ekim 1846 tarihinde gönderilen ilk yazılı talimat "Eyalet asayişinin temin edilmesi" olur. Sadullah Paşa daha önceleri 1839 yılında Diyarbakır, 1940 yılında ise Ankara valiliği yapmıştır. 1844 yılında ise Akdeniz Boğazı muhafızı görevine atanır. 1847 yılı Mayıs ayında görevinden alınan Sadullah Paşa'nın yerine Yakub Paşa üçüncü kez vali olarak atanırsa da bu kez yönetimini İzmir'den sürdürür.

Bu arada, ahşap konak gün be gün eskimeye yüz tutar ve hemen her atanan yeni vali, İstanbul'a konağın bakım ve onarımı ile ilgili olarak talepte bulunur. Bu taleplerin en eskileri Yakub Paşa'nın üçüncü kez İzmir şehrinin yönetiminde bulunduğu döneme denk gelen 1847 yılına aittir. Nitekim 6 Kasım 1847 tarihli belgedeki "Memalik-i Mahruse'de... İzmir vali konağının... inşa tamiratına ait Başmuhasebe'ye taalluk eden bilcümle masarifatın" ifadesinin, diğer vilayetlerdeki onarılacak vali, voyvoda ve mütesellim konakları ile birlikte yer alması önemli bir ifadedir.

Voyvoda Konağı ile Başdurak'ın ilgisi yenigün

İzmir'e Konya Valiliği görevindeyken atanıp, İzmir'den sonra Adana'ya aynı görevle atanan Halil Kâmil Paşa döneminde de benzer yazışmalar yapılır. Bunlardan 12 Aralık 1851 tarihli belgede yer alan "İzmir Hükümet Konağı'nda zaptiyelerin oturması için bir mahal olmadığından, hükümet yanındaki müftü efendinin iki odasının kira ile tutulmasına dair tahrirat müsveddesi" ifadesinden binanın bu tür hizmet için yetersiz kaldığı da anlaşılmaktadır. Halil Kâmil Paşa döneminde yaşanan ilginç olaylardan birini, 20 Şubat 1852 tarihli belgeden öğreniriz. Buradaki "Vali Konağı önünde bulunan alanın Miralay Reşid Bey tarafından zapt olunması" ifadesinde adı geçen ve aynı dönemde yarattığı olaylarla yazışmalara konu olan Miralay Reşid Bey'in bir başka marifeti de Gureba-i Müslimin hastanesine gelir temini için yaptırılan deniz hamamını yıktırmasıdır. Konuyla ilgili şikayet üzerine çıkan iradeyle zarar tazmin ettirilerek, söz konusu iskele de onartılır. Yaptığı cüretkâr işlerden ve özellikle Konak bölgesindeki faaliyetinden dolayı Miralay Reşid Bey'in Kışla Komutanı olduğu düşünülebilir.

Konağın bakım ve onarımı için sürdürülen yazışmalar, Mustafa Şerifi Paşa'dan görevi devralan Mehmed Kâmil Paşa döneminde olduğu gibi, yeni hükümet konağı yapımı başlayıncaya kadar sürer. Bu yazışmalara örnek olarak göstereceğimiz 31 Ocak 1859 tarihli belgede "... emlak memurlarının ikamet ettirilmeleri için hükümet konağının tamir ettirilmesi..." ifadesinin yanı sıra 7 Ağustos 1859 tarihli olanda ise "İzmir Valisi Kamil Paşa mülahazasiyle Hükümet Konağı'nın tefriş ve tezyinatı için yaptığı odayı teşrif-i şahane yapılan masrafın..." ifadesi bulunmaktadır. Öte yandan daha önceleri başlatılan yazışmanın Kâmil Paşa'nın vefatından sonra da sürdüğü görülmektedir.

Mehmed Kâmil Paşa, Musevilikten dönme bir babanın oğludur. Avrupa'ya gönderilerek mühendislik eğitimi aldıktan sonra askeriye ve devlet kademelerinde çeşitli görevlerde bulunur. Bosna, Cidde ve Halep valilik görevlerinden sonra 1858 yılı Aralık ayında Aydın Valisi olarak İzmir'e gelir. Görevi başındayken 1859 yılı Temmuz ayında hayata veda eder.

Bu arada aynı dönemlerde çeşitli tamirle de onarılamayan ahşap konağın yerine yeni bir konak inşa etme düşüncesi de belirir ve yazışmalarda bu konunun da işlendiği görülür. "İzmir Hükümet Konağı'nın yapılmasına dair." açıklaması ile İstanbul’a yazılan 16 Nisan 1865 tarihli rapor ve benzerlerinde depremin de etkisiyle harabeye dönüştüğü belirtilen konağın tamiri ile birlikte yenisinin inşası da istenir.

1864 yılı tarihli Vilayet Nizamnamesi’nden kısa bir süre önce dönemin İzmir Valisi Raşid Paşa tarafından gündeme getirilen konağın tamir finansmanı için 13 Mart 1866 tarihli yazıda "Yenisi yapılmak şartıyla Karantina binalarının ve Cezayir Hanı’nın müzayede ile satılması kararlaştırılır.

Ancak yazışmalar sırasında Osmanlı taşra yönetiminde köklü bir reform yapılması ve İzmir’in Aydın vilayetinin merkezi haline getirilmesi nedeniyle proje uygulanamaz.

Hükümet konağı yeni binasının yapılması işi daha sonraları Mehmed Sabri Paşa’ya kısmet olur. Kendisi de İzmirli olan ve aralıklarla üç kez Aydın Valiliği görevine atanan Mehmed Sabri Paşa "Devlet dairelerinin bir çatı altında toplanmasını" sağlamak için uygun bir binanın mutlaka yapılmasının gerekliliğini düşünmektedir. Bu nedenle harap hale gelmiş olan ahşap konak kısa zamanda yıktırılarak İzmir Hükümet Konağı’nın yeni binasının yapımına başlanır.

Mehmed Sabri Paşa, yeni binanın tüm devlet dairelerini bir çatı altında toplanmasını istemektedir. Bu nedenle dönemin önemli mimarlarından Fransız Ron Vitali'ye bu düşüncelere uygun bir proje hazırlatılır. İki dönümden büyük bir alana sahip olacak yeni konak, zemin üzerinde iki katlı ve 13.5 metre yükseklikte inşa edilecektir. 81 odalı konağın denize bakan cephesinde valilik ofisleri, meclis salonları ve valinin ikametgâh bölümü yer alacaktır. Hatta konağın Tarihi Çarşı içine doğru uzanan arka bölümü sonunda Vilayet Hapishanesi ile zaptiye koğuşlarının da bulunması düşünülür.

16 Kasım 1867 tarihinde, projenin hükümet tarafından onaylanması üzerine eski ahşap konak kısa zamanda yıktırılır ve İzmir Hükümet Konağı yeni binasının yapımına başlanır. İnşaat Nazırlığı görevini Salepçioğlu Hacı Ahmet Efendi üstlenir. Bu yapı tamamlanıncaya kadar, valilik birimleri Tarihi Çarşı içinde kiralanan bazı yapıları kullanılır ve o dönemde bu nedenle "Başoturak" olarak adlandırılan bu bölge günümüzde bu sözcüğün bozulmuş hali olan "Başdurak" olarak anılır.

Konağın inşası ile ilgili olarak yapılan masraf tahminleri aştığı için girişilen kaynak yaratma çabasında, 1876 - 1877 döneminde hazineye ait bazı mülklerin satışı yeniden gündeme gelir. Bunlar, 25 Ekim 1875 tarihli belgedeki açıklamada yer alan Manisa'da Kurşunlu Han, 28 Nisan 1876 tarihli belgede yer alan açıklamaya göre Alaşehir'de bulunan iki hamam ve 28 Mart 1877 tarihli belgede yer alan ifadeye göre ise Tire'de Saliha Sultan Kethüdası Kör Osman Ağa Vakfı'ndan Acem Hanı'dır.

Konağın günümüze ulaşmayan ilginç özelliklerinden birisi de bir bölümü konut olarak kullanıldığı için Harem Dairesi'nin bulunmasıdır. 16 Mayıs 1883 tarihli belgede yer alan ifadeler göre, söz konusu Harem bölümüne 1883 yılında taş atılması olayı tepki görerek konuyla ilgili olarak farklı yazışmalara neden olur.

Yapıldığı yıllarda, konağın deniz yönüne bakan cümle kapısı yalnız merasim günlerinde kullanılırken, genel giriş çıkışlar için Kemeraltı yönündeki iki kapı kullanılır. Bu kapılardan denize yakın olanı "Araba Kapısı" olarak anılır. Valilik çalışanları, arabalarıyla bu kapıdan giriş çıkış yaparlar. Yakın tarihte yapılan düzenlemede bu kapıya konulan merdivenle araç girme özelliği ortadan kalkmıştır.

Konak ile ilgili hemen tüm kaynaklarda, yapımının 1872 yılında tamamlandığı belirtilen İzmir'in yeni Hükümet Konağı'nın, döneminin ötesinde bir mimariye sahip bina olması yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bu araştırmanın sahibi olarak yapının sözü geçen 1872 yılında tamamlanmış olduğu bilgisine kuşku duymaktayım. Birçok belgedeki ifadeden biraz daha geç tarihte tamamlanmış olduğunu düşünmekteyim.

Konak hakkındaki bilgilerimi paylaşmaya gelecek yazılarda da devam.