05.08.2021, 04:05

Yangın kimi yakıyor?

Yıllar önceydi... Gelen mesajlardan anladığımız kadarıyla televizyonu dünyanın her köşesinden izlettiğimiz günlerde Ege TV‘de yöneticiydim.

Kanalın paydaşlarıyla bir araya geleceğimiz çok önemli bir toplantıya yetişmek üzere yol alırken, Mezarlıkbaşı’nda kaza yaptım; daha doğrusu Agora tarafından kontrolsüz bir biçimde caddeye çıkan bir hanımefendi aracımın sağ tarafından çarpıp beni öteki şeride fırlattı.

Toplantıya geç kalmamak için arabamdan çıkıp otomobilinde donakalmış olan kadının yanına gittim, inmesine yardım ettikten sonra kartvizitimi uzatıp, hatanın bende olduğunu, her şeyi üstleneceğimi, ama bir an önce oradan ayrılmam gerektiğini söyledim.

Hemen hemen her kazada olduğu gibi gürültü fazlaydı tabii, (sağ olsun) bir trafik polisinin koşarak geldiğini fark ettim; ekrandan tanıyor olmalı ki, ehliyet ruhsat falan görmeden “Doğan bey, bekleyin” diye seslendi, tam anlamıyla Nubar Terziyan ya da Hulusi Kentmen gibiydi; söylediklerimi duymuş herhalde, çok basit olsa da hiç unutmadığım bir şey söyledi; “bu dünyada hiç kimse % 100 haklı, hiç kimse % 100 haksız değil!” dedi.

Her ne kadar kaza raporu % 100 benim lehime yazılmış olsa da, bu laf o günden beri hep kulağımda kaldı.

Siyaseti de böyle görüyorum ben.

Bu yüzden her halde bazen AK Partili, bazen CHP’li, bazen Saadet Partili, bazen Yeniden Refah Partili, bazen Türkiye Komünist Partili zannedilmem.

Bu yangınları yorumlamak, bırakın “ateşten gömlek” giymeyi, herkesin birbirinin açığını kolladığı böylesi bir ortamda o alevlerin arasına yürüyüp gitmek gibi bir şey adeta; ama yazmamak, bütün memleket yanarken kaçacak delik aramak gibi insanlığa sığmayacak bir şey.

İktidar benim gibi birisini elbette “yangın söndürme uçaklarının kullanılamayışını”nın gerekçelerine kolaylıkla inandıramaz, ama muhalefet de iktidar sahibi olmadığı için, iktidardakilerin içinde bulunduğu koşulları, ne yapıp yap(a)madıklarını sağlıklı ve adil bir biçimde değerlendiremez.

Devletin televizyonu sürekli başka ülkelerde de yangınlar olduğu haberlerini veriyor ( hani yani, yanan sadece biz değilmişiz!), devletin bakanı ormanları korumak devletin anayasal görevi olduğu halde belediyeleri işaret ediyor, sosyal medya olduğu gibi iktidara yüklenip neredeyse bütün sorumluları aciz olmakla suçluyor.

Tam ortadan “karpuz gibi” ikiye ayrıldık yine!

O kadar ki “Help Turkey”cilere karşı anında “We don’ t need help”ciler fırlayıveriyor ortaya! Delik çoraptan parmak fırlar gibi...

Ama bütün bunlar neye yarar; yangın sürüyor.

Kraldan fazla kralcı olup, oturduğu yerden ahkam kesenler, “biz bize yeteriz, biz güçlüyüz, kimsenin yardımına ihtiyacımız yok!” diye naralar atan cahiller, Başkan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin yangınla mücadelesine destek veren ülkelere ve uluslararası kuruluşlara sıcacık samimiyetteki o teşekkür mesajını yayınladığında neler hissettiler acaba o da ayrı bir hikaye ( muhtemelen “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!” sloganına hazırlanmaktayken planları suya düştü!).

Ne söylesek boş, yangın sürüyor...

Yangın bittiğinde küller savrulurken, yangının kimi, neyi, kimleri yaktığını biraz daha net bir şekilde görebileceğiz.

Ama tıpkı pandeminin başında kolonya fiyatlarının fahiş biçimde artması gibi, şimdilerde de yangın söndürme ekipmanlarının fiyatlarının “uçması” düşünülürse, yanıp yanmadığını ilk kontrol etmemiz gereken şey vicdanımız olmalı...

Bakalım ne kadar kaldı?

 

Yorumlar