24.09.2021, 01:00

Yaratıcılığı nasıl köreltiyoruz?

Bir zamanlar küçük bir çocuk okula başlamış. Oldukça küçük bir çocukmuş. Okulsa büyük bir okulmuş... Ama küçük çocuk bahçe duvarından sınıfa yürüyerek gideceğini keşfettiğinde mutlu olmuş. Bundan sonra okul ona eskisi kadar büyük görünmemeye başlamış. Bir sabah küçük çocuk okuldayken öğretmeni seslenmiş: "Bugün çiçek resmi çizeceğiz." Küçük çocuk çok sevinmiş, resim yapmayı çok severmiş çünkü... Her türlü resim yapabilirmiş: Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, tekneler… Mum boyalarını çıkarmış ve başlamış çizmeye… Ama öğretmeni "bekleyin, daha başlamayın" diye bağırmış. Ve herkes hazırlanana kadar beklemişler. "Şimdi" demiş öğretmeni, "Çiçek resmi yapacağız." Küçük çocuk sevinmiş. Çiçek resmi yapmayı çok severmiş. Güzel çiçekler yapmaya başlamış… Pembe, portakal rengi ve mavi, rengârenk çiçekler. Ama öğretmeni "bekleyin, ben size nasıl yapacağınızı göstereceğim" demiş. Tahtaya bir çiçek resmi çizmiş. Sapı yeşil, kendi kırmızıymış "İşte böyle, tamam, şimdi başlayabilirsiniz." Küçük çocuk öğretmenin çizdiği çiçeğe bakmış sonra da kendi çiçeğine… Kendi çizdiği çiçeği daha fazla sevmiş ama bunu söylememiş. Kâğıdın öteki yüzünü çevirmiş ve öğretmeninkine benzer bir çiçek çizmiş; yeşil saplı kırmızı renkli bir çiçek…  Başka bir gün küçük çocuk kapıyı kendi başına açabilmeyi başardığında öğretmeni "Bugün hamur çalışacağız. " demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş, hamurla oynamayı çok severmiş. Hamurdan çeşitli şeyler yapabilirmiş: Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar, kamyonetler… Hamurunu yoğurmaya başlamış ama öğretmeni "Bekleyin! Daha başlamayın." diye bağırmış ve herkes hazırlanana kadar beklemişler. "Şimdi" demiş öğretmeni "Tabak yapacağız." Küçük çocuk çok sevinmiş, tabak yapmayı çok severmiş. Çeşitli boylarda ve şekillerde tabaklar yapmaya başlamış. Ama öğretmeni: "Bekleyin! Ben size nasıl yapılacağını göstereceğim. "demiş ve herkese derin bir tabak nasıl yapılır göstermiş "İşte böyle, tamam şimdi başlayabilirsiniz." demiş öğretmeni. Küçük çocuk bir öğretmeninin yaptığı tabağa bakmış bir de kendi yaptığına… Kendi yaptığı tabağı daha çok beğenmiş. Ama bunu kimseye söylememiş… Hamurunu tekrar top haline getirmiş ve öğretmeninkine benzeyen bir tabak yapmış Bu derin bir tabakmış… Çok geçmeden küçük çocuk beklemeyi öğrenmiş, izlemeyi de… Öğretmeninkine benzer şeyler yapmayı da… Çok geçmeden kendine özgü şeyler yaratamaz olmuş.

Daha sonra küçük çocuk ve ailesi, başka bir şehirde yeni bir eve taşınmışlar ve küçük çocuk başka bir okula gitmek zorunda kalmış. Bu okul diğer okuldan daha da büyükmüş ve dışarıdan içeriye açılan bir kapısı da yokmuş. Oldukça büyük basamaklardan çıkmak zorundaymış. Sınıfına ulaşmak için bir de uzun bir koridordan geçmek zorundaymış. Daha ilk gün, öğretmeni " Bugün resim çizeceğiz " demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Öğretmeninin komut vermesini beklemiş. Ama öğretmen hiç bir şey söylememiş. Sadece sınıfın içinde, öğrencilerin arasında gezinmiş. Küçük çocuğun yanına gelince, "Resim çizmek istemiyor musun?” diye sormuş. "İstiyorum" demiş küçük çocuk "Ne çizeceğiz?" Öğretmeni "Buna sen karar vereceksin" demiş. “Nasıl çizeceğim?" diye sormuş küçük çocuk... "Nasıl istersen öyle" demiş öğretmeni. “Hangi renkle boyayacağız?" diye sormuş küçük çocuk. "Hangi renkle istersen onunla " demiş öğretmeni. “Eğer herkes aynı resmi çizerse, aynı renkle boyarsa, kimin yaptığını nasıl anlayabilirim? " demiş öğretmeni... Bilmiyorum" demiş küçük çocuk ve pembe, portakal rengi ve mavi çiçekler yapmaya başlamış. Yeni okulunu çok sevmiş. Ön kapıdan sınıfa bir kapısı olmasa bile!

Helen E. Buckley’in öyküleştirdiği bu olayda çocuklarımızın yaratıcılığını, özgünlüğünü nasıl körelttiğimizi, tırpanladığımızı görüyoruz. Okullarda eğitimciler, ailede anne-babalar, çocuklarımızın hayal dünyalarını, yaratıcılıklarını keşfedebiliyor muyuz? Onların kendine özgü anlatım tarzları, onların kendilerine özgü yaşama bir bakışları olduğunu fark edebiliyor muyuz? Onların bize benzemediğini, farklı özellikleri olduğunu anlayabiliyor muyuz?

Çocuklarımızın yapabileceği bir şeyi biz yapıyorsak bu bir sorundur. Onların yaş gelişim özelliklerine göre yapabileceklerini öğretmenler, anne babalar olarak asla yapmamalıyız. Sonra bize, ileriki yaşlarda kendi başına yapabileceklerini bile sorarlarsa hiç şaşırmayalım…

Önemli olan onların içindeki cevheri keşfedebilmek, farklılıklarını geliştirebilmek…

Özgür düşünen, yaratan, üreten çocuklar istiyorsak, değiştirmeden, kalıplara sokmadan onları geliştirmeye çalışmak en doğrusu olsa gerek…

21. yüzyılın temel becerileri arasında yaratıcılık da var. Değişim çağında inovasyon için, farklılık yaratmak, rekabette ayakta kalabilmek için yaratıcılığa ihtiyaç var.

Seçenekleri 4-5 tane olan testlerle çocuklarımızın geleceğini belirlemeye, başarıları sınav sonuçlarıyla ölçmeye ve değerlendirmeye devam edersek; başkalarının ürettiklerini kullanmaya, teknolojiyi üreten değil sadece kullanan bağımlı insan ve ülke olmaya devam ederiz.

Yorumlar