27.05.2018, 06:56

Yargılar...


Yargılar...

Bir adı ‘insan’ ama diğer adı ‘insan olmayanlar’ olan ve yol boyunca maalesef ki hep beraber yaşadıklarınız her yerde gizliler.
Kendiniz, kendinize ekledikleriniz ve kendinizden kat be kat her an yitirdikleriniz ile ve yine maalesef ki birilerinin etini sürekli didikleyenler ile aynı dünyadasınız.
Ve bu birliktelik de akıp gitmekte.

*
İbaret olan dünya bu.
Kendimizden yitirdiklerimiz bizimle hep yola devam etmekte.
Bazen düştüğümüz yerin kendisi de bir yere ulaşır ki o an anlarız belkide herşeyi.
Eninde sonunda varacağı yer bellidir didiklenmelerin aslında.
Oda gerçeklerdir.
*
Biz boşlukları göremeyiz hiç.
Görmek ayrı bir marifetdir zaten.
Ve göremediğimiz boşluklar bizi şekillendirir.
O şekilleri görmek daha da kuvvetli bir marifet ister.
Yaşaman her anı ve yaşamanın her türlüsü  bu şekil ile donanır ve ilerler.
*
Bu şekillenmelerin içinde merak var.
Umut ve ümid etmek var.
Cesaret ve iyimserlik var.
Yetinmek, vicdan var.
Ancak yargılamak da var.
Kötümserlik de var.
Vicdansızlık da var. Tüm hepsi bu şekillenme içinde.
*
Şu anda yargılardan söz ederken en büyük yargılamalar neden hep din adı altında yapılır onu düşünürüm. Oysa Din yargılamak değildir.
Ülkemizde hurafelerin, adet ve geleneklerin dini yaşandığından mı böyle?
Yoksa dinden ve onun özünden uzak olan anlayışların artmasından mı böyle?
 ‘Gerçek müslümanlık’ denilen bağnaz din anlayışına tamamen zıt olan anlayış artacak mı, yoksa hızla bağnazlık mı çoğalacak? 
Bunlar hep kafamızda ki sorular.
*

Ve biz bilinçlendikçe görüyoruz ki gerçek ortaya çıkıyor. Ki oda, tüm eleştiri oklarını alanın ‘din’ değil, din adı altında dine sokulan ‘hurafeler’ dir.
Çünkü Kur’an’da bildirilen ‘gerçek din’ şu anda yaşanılmaya çalışılandan çok daha farklı.
Kur’an samimi dindarı baz alır ki, samimi dindar ise ‘hoşgörü’ insanıdır.
*
Hoşgörüyü rafa kaldıran hurafeler ile ilerlememiz maalesef ki bir parmak ucu kadar bile sağlanamadı. Cehalet bitecek diye çıkılan yolculukta cehalet daha da arttı.
Açıkçası söz söylenen, programlar yapılan, hakkında kitaplar yazılan ‘Ramazan orucu’ konusunda Kur’an’da hiçbir cezaî hüküm bulunmamasına rağmen insanoğlu bir başkasına ceza verme yetkisini veya söz söyleme hakkını nereden, nasıl bulur? Bunu düşünelim.

*

Ve Bazen, ‘bizi tutan’ nedir diye düşünürüm.
Umursamadığımız için ardımızda bıraktığımız ‘yargılar’ mı?
Yoksa yargıladığımız, umursadığımız ve insan olmanın erdemini yok ettiğimiz anlar mı?
Cezayı hep onayladığımız durumlar mı?
Çok yakından mı gelir bu sesler, çok uzaklardan mı?
Düşünürüm.
Sizde düşünün. 
*
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey hissizleştik.
Umarsızlaştık.
Belki de sadece yargılardan hissizleştik, umursamazlık ile dolduk.
Geçmişi devamlı silme çabası içinde bulduk kendimizi.
Durmadan, durmadan siliyoruz. 
Kendimizi, çevremizi, sevdiklerimizi. 
İyisiyle kötüsüyle yaşıyor, yargılıyor ve hemen kırıyor siliyoruz.
*
Yargılardan ders veriyoruz.
Ders alıyoruz.
Ceplerimizi dolduruyoruz başkasının yaptıklarıyla.
Ceplerimize zamanı, düzeni, erdemsizliği dolduruyoruz.
Ceplerimize tüm geçmişi ve çirkinlikleri dolduruyoruz.
Dayatmaları, kişileri, olayları dolduruyoruz.
*
Oysa sonrasında aynaya baktığınızda, yada bakmasını bildiğinzide göreceksiniz ki silinen maskeler gün yüzüne çıkar.
Aslında bir baksınız ki yargıladığınızda sizmişsiniz.
"Neden böyle oldum, nasıl bu hale geldim?"  Diye sorun kendinize.
O ayna da silinen maskenin ardında ‘gerçek siz’ varsınız ki cevabını da siz vereceksiniz sorduklarınızın. 
Üstelik dürüstçe.
*
Kabullenin kendinizi ve yargılarınızı, yargıladıklarınızı, yok ettiklerinizi ve hesabı kapatın.
Düşüşünüz size bir fırsat verdi değil mi?
Bu kısa hayatda işte o düşüşü gerçeğe dokundurarak basit, yargısız yaşayın.
Göreceksiniz ki, size de o yargılamak hastalığı bulaşmayacaktır.
*

Öğrendiklerimiz bizim.
Hayallerimiz bizim. 
Gideceğimiz menzilimiz bizimle.
Duraklarımız da ya dururuz ya da akarız.
Kah karaya, kah denize akarız.
Kah hüzüne, kah mutluluğa akarız.
Kah sabıra, kah darlığa akarız.
Kah karanlığa, kah aydınlığa akar da akar gideriz.
*
Sıcak ve şefkatli de olsa yol bizim.
Soğuk ve merhametsiz de olsa yol bizim.
O yolda savrulan taneler de biziz.
Minik minik tanelere ayrılan da biziz.
Kıyıya vuran biz,
Durmadan hızlanan biz.
*
Ve sadece boyun borcunu yüce makama verecek olan da, bu sefere sadece kendi çıkar. O nedenle hep ‘yalnız’ız.
Hep kırılgan.
Hep içene kapanan.
Hep unutan biziz.
Affeden, affedemeyen de biziz. 
*
Tüm yargılardan arınmış olma dileği ile, içimizde gizli olan gerçekliği bulma dileği ile artık şu yeryüzünde anla, yaşa ve uygula insanoğlu...

Dip not;

Neden oruç var?
Oruç tutmanın bildiklerimiz dışında anlamı var mıdır, nedir, niçin oruç vardır? 
Oruç, bedeni , nefsi terbiye etmektir. Bedenimize tutulan orucun ardında ki sadece yemek yememek değil, dilin gönlün terbiyesidir.
Ancak neden o bedenler terbiye olmuyor da o dil sakıncalı, o dil yakıyor, yıkıyor?
Oruç tutmak, kişiyi iç yapısına yöneltir, yetinmeyi öğretir. Ancak neden bittiğinde ‘tamah’, ‘tüketicilik’ son safhada?
Neden halen yetinemeyenleriz?
Oruç tutmak kendine hakim olmayı öğretir iken nasıl olur da öfke onun yerine geçer?
Ramazan ayının bir çok hikmetlerinden biri fakirleri anlamak değil midir?
O halde aç kaldığının akşamı nasıl olur da o sofra da ‘yok yok’ olur.
Bir düşünün.
Lütfen, ‘açlık ve susuzluk’ yanında ‘kalp kırıcılık’ da sizinle olmasın.
Mideyi dinlendirir iken gönlünüzü de dinlendirin, arındırın kötü niyetlerden.
‘Tamah’ yerine ‘kanaat’ olsun içinizde.
Biz kendimize yön verelim. Kötü yanlarımızı tedavi edelim, negatif düşüncelerden arınıp, pozitif düşüncelerin gelmesini sağlayalım diye var 
oruç. 
Aksayan tüm duygulara yön vermek için var.
Şükretmek için var. Sabretmek için var.
‘Anneden babadan böyle gördüm. Ondan tutuyorum’ diye yok.
Yargılamak için yok. Tutmayanı suçlamak için yok.
‘Semavi bir emri’ yerine getirmek derdimiz, ancak acaba o semevi din ne demek istemiş biliyor muyuz?
Hayır. Semavilik nedir bilmiyoruz.
Hangi oruç daha makbul?
Sadece aç kalarak bilmeden sadece ‘din emri’ diye tutulan mı?
Kalbi temizleyip ruhsal yönden gelişmek, uyanmak, bilgelik kazanmak mı?
Bil ki! 
Oruç, köklü bir irade terbiyesi ve ahlak eğitimidir.
Peygamberimiz (s.a.s.) bir sözü var: “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.” 
Hem oruçlu hem oruçsuz ruhen ,bedenen günahlardan arınalım artık insanlık olarak...
Her şey de olduğu gibi ibadetlerimizde de samimi olalım lütfen.

Mutlu kalın...

Fıkra; 

At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Hoca’ya sormuş:
- “Hocam, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?” 
Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan hoca, bu sefer farklı bir yolla cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”

Günün sözü;
“İki insanın iyi geçinmesi hiç kusursuz olmalarıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleriyle sağlanır.” Alexis de Tocqueville


 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@