19.12.2015, 22:00

Yaşadığımız ortamlar kirli...

Şu sıralar nefes alamıyoruz...

Neden mi?

Kirli havadan...

Günlük yaşantımız zaten hep kapalı yerlerde, evlerimizde ya da işyerlerimizde geçiyor.

Güneşi görünce dışarı çıkalım diyoruz, pişman olup geri dönüyoruz.

Son günlerde İzmir’in havası aynen böyle.

Yaşadığımız ortamlar artık bozuldu. Nefes almak olanaksız artık şehrimizde.

Apartmanların arasındaki az boşluklardan zor gelen rüzgar o kirli havayı dağıtamadığı gibi göz gözü görmez bir durum yaşanıyor günün sonunda.

Hatta çok yüksek yapılarda yaşayanlar daha da çaresiz. Bir pencere açamıyor.

‘Evinizde pencereleri sık sık açın da, havalandırın!’ denir.

Denir de nereden gelecek bol oksijen?

İzmir’de nefes alınamıyorken nasıl pencere aralanacak?..

*

Bu durumun nedeni duya duya bıkmadığımız ancak göz ardı ettiğimiz bir durum.

Fosil yakıt atıkları ve özellikle karbondioksit...

Ancak karbondiokside karşı önlem ne evlerde ne de işyerlerinde pek alınmıyor ne yazık ki...

Gelelim güzel denen şehrimize...

İnsanlar neredeyse, tıkış tıkış ortamlarda çalışıyorlar ve yaşıyorlar.

Çin Seddi ile çevriliyiz.

Büyük mağazaların kalabalığında boğuluyoruz.

Kapı ve pencere açmak söz konusu bile değilken kapalı evlerimizin havasını temizlemek için ne yazık ki havalandırma sistemlerine iş kalıyor diye düşünebilirsiniz.

Peki bu sistemler etkili mi?

Tabii ki hayır...

Bunların etkileri ise apayrı bir konu.

*

Kısaca şehrimizin havasında gereğinden fazla karbondioksit var...

Ve her geçen yıl da giderek artıyor...

Ve dünya...

Dünya genelinde durum iç açıcı mı sanıyorsunuz? Tabii ki hayır.

Bunun sorumlularının ‘insanoğlu’ olduğu gerçeği hep unutuluyor.

Karbondioksit artışının endişe yaratması bizi artık sorgulamaya itmeli ve acil önlemler şimdiden alınmalı.

Nasıl mı?

En önce bilinçlenerek...

Sonrasında da gerekli yaptırımlar uygulanarak...

Yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına ulaşılarak...

Torba torba kömür yakmak iş değil.

Her gün tek kişilik boş araçlarla kuyruklar oluşturmak iş değil.

Bisiklete yönelenleri sıkıştırmak iş değil. Bunun yolu, yordamı, kuralı olmalı.

*

Uzmanlar kapalı yerlerin çok iyi ve bol bol havalandırılmasını öneriyor. Ancak ilk öneri öncelikle genel karbondioksit salımının şiddetle azaltılmasıdır....

Ve lütfen klima/havalandırma sistemlerinizi dikkatle gözden geçirin...

Bir de bireyler olarak modernleşmeye ne kadar çok alışırsak o derece köklerimizden ve doğaya yakınlığımızdan uzaklaşırız.

Çocuklarımıza lütfen doğa sevgisini olabildiğince güçlü bir şekilde aşılayalım. Gelecek bilinçli kişilerin ellerinde şekillenmeli.

*

 

Kömür yarışıymış...

Kirli hava ve fosil yakıtlardan söz etmişken gündemdeki ‘Soma’ davasında yaşanan bir anlatımı da paylaşmadan geçemeyeceğim.

‘Soma maden faciası’ davasında bir işçinin anlattıkları neredeyse şok edici...

‘Kömür yarışı olmasa, bu facia yaşanmazdı’ dedi...

Ve ilginç ki havasızlık ve sıcaktan zaman zaman bayılma noktasına geldiklerini söyledi.

Sebep...

Kömür yarışı...

İşçi baskısı...

E bu kadar baskı sonucu, işte bu denli büyük olay yaşandı ve 301 madencinin yaşamını yitirmesine neden oldunuz.

*

Üçkağıtçılık diz boyu...

Müfettişler öncesi genel toparlanma, sonrası ise aynı tas aynı hamam.

Havalandırmanın az olduğu yerde ölsün işçiler.

Ocakta üretim zorlaması kapitalist düzendir...

Kömür çıkarma yarışı kapitalist düzendir...

Bu yarıştan kaynaklanan baskı para düzenidir...

Üretim baskısı para düzeninin getirisidir...

İnsan nakil bantlarında bile kömür taşınması açgözlülüktür...

Sonumuz hayrola.

 

Dip notlar;

 

 

Karbondioksit’in beynimize zararı...

 

Bazı araştırmalar kirli, kapalı, havasız ortamların beyinlerimizde kısıtlayıcı, giderek zedeleyici etkiler yarattığını ispatlamış durumda...

Dikkatimiz dağılıyor...

Belleğimiz karışık...

Anlama ve kavrama azalıyor...

Değerlendirme, problem çözme neredeyse kalmadı...

Karar verme ve benzeri işlevlerde sıkıntılar yaşarken, hayatın zorlulukları ile başetmede zorlanıyoruz ve bocalıyoruz...

Son zamanlarda yapılmış birçok araştırma bu gazın beyindeki etkilerini anlamaya başladı.

Araştırmaların birinde denekleri hava sızdırmayan küçük bir hücreye kapatıp hücredeki karbondioksit miktarını artırmışlar. Önce iki misli, sonra üç ve deneklerin performansları ve “bilgi kullanma yetisi” “strateji oluşturma yetisi” ölçülmüş...

Sonuç tabii ki vahim.

Bu arada kalabalık okul sınıflarını da unutmayalım.

Öğrencilerin havasız ortam sebebiyle dikkatlerinin düşmesi ve öğrenme sürecinin zedelenmesi söz konusu...

Teksas’taki bazı okulların sınıflarında 3.000 ppm’ye varan düzeyler bulunmuş.

Bina içlerimiz dışarıdan daha iyi mi acaba diye sorgularken birde bakıyoruz ki en kirli hava içeride...

Kısaca karbondioksit yavaş yavaş bizi zehirliyor...

 

 

Kısa bilgi...

Havadaki karbondioksit miktarı “ppm” denilen birimle ifade edilir...

Particle per million – milyonda parçacık’tan gelme...

Günümüzde havadaki karbondioksit miktarının dünya ortalaması 400 ppm.

150 yıl önce bu değer 250 ppm idi...

Şimdi değişimi gözlemleyin...

Son 150 yıla baktığımızda dramatik bir artış içindeyiz...

Bir bina içini incelediğimizde bu değer 800 ppm’den başlıyor, 1000 ve üzerine hızla çıkıyor.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kasıkla yemeye baslamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış:

-Aman efendim, bal ekmekle yenmez, insanın içini sıyırır, demiş.

Nasreddin Hoca hiç ses çıikarmadan balı bitirmiş ve:

-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş.

 

Günün sözü;

“Eğer sizi üzen kişilere hala selam verebiliyorsanız, bu vicdanınızın sadakasıdır’’ Mevlana

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@