24.10.2015, 21:00

Yaşlanıyor muyuz?

Türkiye'nin nüfusu 77 milyon 695 bin 904.

Nüfusun yüzde 8’i 65 yaş ve üzeri. Bu 6 milyon 192 bin 962 kişi demek.

Türkiye, 2014 yılı itibariyle artık yaşlı bir ülke sınıfında, ‘Birleşmiş Milletler’ tanımına göre tabiî ki…

Şimdilerde yaşlı sınıfında isek, 2023'te 'çok yaşlı' konumuna düşeceğiz. Bu oran ise nüfusun yüzde 10’u demek…Yani 8 milyon 600 bin yaşlı demek...

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise, 2025'de ülkemiz dünyada en hızlı yaşlanan ikinci ülke olacak.

Bu sayının 2050 yılında da yüzde 21’lik oranla 19,5 milyon olması bekleniyor.

Kısaca yaşlanıyoruz.

 

*

Yaşlanmak da neyin nesi demeyin, sorun aslında büyük.

Yaşlı nüfus demek, iş gücü sıkıntısı demek...

Geçim sıkıntısı demek...

Sağlık problemleri demek...

Akabinde sosyal haklar demek...

Yani, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte devletin sağlık, bakım hizmetleri, sosyal yardımlar ve emeklilik ücretleri gibi harcamalarının da ciddi oranda artması demek...

İşin özü sosyal güvenlik sistemleri açısından tehdit demek...

*

Reddedilse de Türkiye’de ciddi bir yoksul yaşlı kesim var ve sayıları da her geçen yıl artıyor ne yazık ki...

Şimdiden bir önlem alınması gerekli ki, sosyal haklara binen ağır yüklerin önü kesilsin.

Fakat ülkemiz bir yandan göç ile bir yandan terör ile bir yandan da mülteci sorunu ile boğuşur iken aslında sinsi sinsi ilerleyen gizli tehlike bekleyişte.

*

Yaşlı nüfusun sosyal haklarını kazananlarının haricinde yaşlı-yoksul kesimin de en önemli gelir kaynağı, sosyal yardımlar.

Şimdi şu sayıya dikkat!

Yardımlarla ayakta kalmaya çalışan yaşlı nüfus oranı yüzde 76,6 ve çoğu da kadın...

Yaşlı kadınların yüzde 86,3'ü yardıma muhtaç.

*

Ancak işin başka bir yönü var ki düşündürücü.

Yaşlıların başlıca sorunu geçim sıkıntısı demiştik.

Sac ayağının önemli bir bölümü de, bu yaşlıların şeker, kolesterol, tansiyon alzheimer ve demans ile boğuşuyor olması.

Ve gün geçtikçe daha da artışta.

Türkiye’de 600 bin civarında alzheimer hastası olduğu düşünülüyor. 

TÜİK’in ölüm nedeni verilerine göre, alzheimer hastalığından ölen yaşlıların oranı 2010 yılında yüzde 2,7, 2011 yılında yüzde 2,9, 2012 yılında ise yüzde 3,4’e yükseldi.

 

*

Şimdi bu ne demek?

Yeni dünya düzeninde yaşlılara yer yok demek...

Gözden çıkarılıyorlar demek...

Hastalıklar ilaçla tedavi yöntemleri ile daha da uyuşturuluyorlar, bağımlı yapılıyorlar ve unutturuluyorlar demek.

Kullanılan ilaçların tedavi değil, onları daha da etkisizleştirdiği görüşündeyim.

Bana göre ‘alzheimer’ gelecekte Türkiye’nin en önemli sağlık sorunlarından biri olacak göreceksiniz.

Bu yeni dünya düzeni denen zırvalıkta insanlığın en önemli değerleri yitirilecek şahit olacaksınız.

Her türlü ilaç, hormon, katkı maddesi gibi düşmanların özellikle yaşlılarda daha çok hastalık kapılarını açtıklarını zaman gelecek daha iyi idrak edeceksiniz.

*

Ancak nüfusu, önümüzdeki 10 yıl içinde daha da yaşlanacak Türkiye’de geriatri polikliniklerinin sayısı da, uzman hekim sayısı da yeterli değil. Uzman sayısı sadece 60 iken durum ileri de bizi daha da bizi zorlayacak gibi görünüyor...

Ayrıca ülkemizde mevcut sisteme göre yaşlılar hak talep etme, talep ettikleri haklara kavuşabilme aşamasında ne yazık ki değiller. Durumlarının yardım niteliğinden çıkıp da sosyal hak niteliğine geçeceği zaman gerçek haklarına kavuşacaklar.

 

*

Kısaca yakın gelecekte ileri yaştaki hastaların bakımı ve tedavisi büyük önem taşıyacak...

"Biz bu zamana ve yere misafiriz. Geçip gidiyoruz. Amacımız, gözlemek, öğrenmek, büyümek, sevmek ve sonra eve geri dönmek!"der bir Aborjin Öğretisi...

Hazinelerimiz olan yaşlılar da bu zaman içinde misafirdir tıpkı bizim gibi...

Gözlemlediler, büyüdüler, bizi büyüttüler, sevdiler ve sevdirdiler, geri dönmeden önce de saygıyı hak ediyorlar...

Ancak yeni dünya düzeninde yerleri haksızlık olsa da, ilaçlarla kirletilseler de, uyuşturulsalar da, unutmaya zorlansalar da hiç değilse ‘hatıralarında’ temiz yerdeyiz...

 

Dip not;

 

Karma düzen...

 

Şimdilerde “Küreselleşme” diye karşımıza çıkar karma düzen.

Ne umuyoruz küreselleşmeden, bize sunulan “Yeni Dünya Düzeni”nden?

Ne umuyoruz otoriter devlet düzeninden?

Uyutma içinde miyiz yoksa?

Şimdilerde bu uyutmaya istediğiniz adı takın olur, hangi düzen derseniz deyin tutar, adını her ne koyarsanız koyun cuk diye oturacaktır.

Unutmayın ki; bu düzende dürüste yer yok…

Fakire yer yok…

Doğa severe, hayvan severe yer yok…

Bilinçliye, haklara, fikirlere yer yok…

Adını hangi düzen, görüş koyarsanız koyun güçsüze, ezilene yer yok.

Ancak sömürüye yer çok, paraya, zalime yer çok…

Akıllı ve zengine yer çok...

Güce, şana şöhrete, aldatmacaya, hile hurdaya yer çok, olabildiğince kapılar açık…

İşte yeni dünya düzeni budur…

Bir avuç insanız geride kalan…

Yeni dünya düzenimiz hayırlı olsun...

 

Sen kimsin?

 

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış.

Birden çocuğun ayağı takılıp düşüyor ve cani yanıp ‘Ahh’ diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden ‘Ahh’ diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve

“Sen kimsin?” diye bağırıyor.

Aldığı cevap ‘Sen kimsin?’ oluyor.

Aldığı cevaba kızıp

“Sen bir korkaksın!” diye tekrar bağırıyor.

Dağdan gelen ses ‘Sen bir korkaksın!’ diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp

“Baba ne oluyor böyle?” diye soruyor.

“Oğlum” der babası, ”Dinle ve öğren!” ve dağa dönüp ”Sana hayranım!” diye bağırıyor.

Gelen cevap ”Sana hayranım!” oluyor.

Baba tekrar bağırıyor,

“Sen muhteşemsin!”

Gelen cevap; ”Sen muhteşemsin!’.

Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.

Babası açıklamasını yapıyor:

“İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.” 

Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Yaşlı adam ile torunu birlikte oturmuş sohbet ediyorlardı.

Bir ara çocuk dedesine bakarak şöyle dedi:
– Dedeciğim gözlerini kapatır mısın? Gayri ihtiyari gözlerini kapatan dedesi, bir taraftan da sormuş:
– Hayırdır evlat, gözlerimi neden kapattırdın?
– Niye olacak dede, annem dün akşam “Deden gözlerini yumduğunda çok zengin olacağız” demişti.

 

Günün sözü;
"Her şeyin bittiğini düşündüğünüz bir an gelir. İşte o an başlangıçtır."Louis L'amour

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@