Çarpık kent, pislik ve huzursuz toplum
Ahmet ÖZSOY

Ahmet ÖZSOY

Çarpık kent, pislik ve huzursuz toplum

19 Temmuz 2017 - 09:58

Teknolojik gelişmeler, sanayileşme, doğal kaynakların işletilmesi ve artan nüfus; insani gereksinimlerin çeşitlenmesini ve şehirleşmeyi getirdi.

Avrupa sanayileşmeyi bizden çok önceleri yaşadığı için kentleşme oralarda düzenli bir şekilde ve gelecek günlerin gereklilikleri de göz önüne alınarak gerçekleştirilmeye çalışıldı.

Ülkemizde, altmışlı yıllarda hızla başlayan kentleşme, verimsiz veya parçalanmış topraklarda geçimini sağlayamayan milyonlarca insanı kentlere göçe zorladı. Göç, ekonomiden kültürel yaşama değin yaşamın her yönünü etkiledi. Kentlerin çevrelerinde varoş veya getto adı verilen, kırsal alanlardan göçenlerin buluştuğu bölgeler oluştu. Dolayısıyla kentin kültüründen kopuk, altyapıdan mahrum insan topluluklarının oturduğu bu yerler kenti beton yığınına çevirirken kentsel yapıyı da felce uğrattı. Mesken talepleri, kentin altyapısındaki yetersizliğe bakmadan hızla yükselen binaları dolayısıyla çarpık, estetik kaygıdan yoksun, kent kimliğini önemsemeyen çarpık yapılaşmayı getirdi.

Nüfusları milyona varan kentlerde altyapıda doğru dürüst bir yenileme yapılmadan var olanı biraz daha düzenleyerek idare etmeye çalışıldı.

Çünkü, altyapıda yapılacak çalışmalar insanlar görmediği için oy getirmez veya nasılsa bir şey olmaz diye düşünüldü.

Ama oldu.

İmara açılan dere yatakları şiddetli gelen yağmurlarla işgal edilen topraklarını geri aldı.

Doldurulan deniz üzerine yapılan inşaatlar deniz sularının yükselmesi ile deniz tarafından yutuldu.

İstanbul’da metrekareye 65 kg ağırlığında düşen yağmur kenti bir anda felce uğrattı.

Tıpkı İzmir’de şiddetli bir yağmur sonrası olanlar gibi.

Kentteki çarpık yapılaşmalara, büyüyen nüfusla paralel yağmur sularının zararsız akışını sağlayacak, kentin atık su ve kanalizasyonu sorunsuz taşıyacak bir altyapı çalışması yapılmadığından vatandaşlar zarar görmeye kentlerimiz yaşanmaz hale gelmeye başladı.

Kentleşmenin bu hızla büyümesi toplumda ne gibi travmalara yol açıyor bu daha çok sosyologların işi ama görünen o ki kentli nüfus gittikçe birbirinden kopuyor, devlet kontrolü güçleşiyor, asayiş içinden çıkılmaz hale geliyor.

Peki, yerel yönetimler kentleri yönetmede başarısız da bizler bir kentli olarak yaşadığımız kentte kentli olmanın bilincine varabildik mi?

Sanırım bu soruya kolayca evet diyemeyeceğiz.

İsterseniz bir piknik alanına gidin, piknik sonrası terk edilen oturma alanlarını görün.

Veya bir miting sonrası yürüdüğümüz, toplandığımız alanlara bakın.

Ya da Kordon'a doğru uzanın.

Gençlerimizin çimler üzerinde geçirdikleri eğlenceli saatler sonrası bıraktıklarına veya deniz kıyısında oturanların atıklarına.

Sokaklara attığımız poşetlere, kağıtlara, sigaralara bakın.

Diyebilirsiniz ki, yağmur mevsimi öncesi kanalizasyonlarda temizlik yapılması gerekmiyor mu?

Doğru, bu konuda hiçbir belediyemiz zahmete girmiyor.

Kanalizasyonlarda yapılacak iyi bir temizlik yaşadığımız felaketi yarı yarıya önler ama bizler ısrarla kirletmeye devam ettiğimiz müddetçe, altyapıyı gelişen kent nüfusuna göre düzenlemedikçe sel sularına dur demek asla mümkün olmayacak,

Çarpık kentleşme mutsuz ve huzursuz insanlar yaratmaya devam edecektir.

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum