Hamaset edebiyatı ve gerçekler
Ahmet ÖZSOY

Ahmet ÖZSOY

Hamaset edebiyatı ve gerçekler

16 Ocak 2017 - 08:52

Sorunlarımıza gerçekten çözüm bulmak istiyorsak, daha iyi bir yönetimi hak ettiğimizi düşünüyorsak ilk elde yapmamız gerekenin, gerçekçi bir samimiyet testi olduğuna inanıyorum. Böyle bir testten yüzde kaçımız geçer not alır gerçekten?

Mesela bir liderimiz geçenlerde “ Demokrasilerde herkesin söz söyleme hakkı vardır, ortak bir paydada buluşalım, bir kahvede oturup konuşalım “dedi.

Ne hikmetse bazı gençler hemen kahvehanelere gidip “Bu memleketi diktatörlere bırakmayacağız” diyerek başkanlık sistemi ve hükümet karşıtı söylemlerle, terör eylemlerinin sorumlusunun da hükümet olduğunu söyleyerek vatandaşlara ‘telkinde’ bulunmaya başladılar.

Halkı tahrik etmeye çalışan bu gençler doğal olarak hemen tutuklandılar ama değerli liderimiz hemen gençleri savunmaya geçti.

Aynı lider daha öncede ;"Başkanlık sistemini bu ülkede kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz” demişti.

Bedenimi çiğnemeniz gerekir demişti.

Demokratik bir sistemde parlamentonun ve demokratik kurumların gücünü göz ardı ederek kan gözyaşı, şiddet çağrıları yaparak ne amaçlanıyor ki?

Hem demokrasilerde söz söyleme hakkından bahsedeceğiz hem de parlamentonun, demokrasinin size sunduğu denetleme, kontrol olanakları kullanmadan şiddetten bahsedeceksiniz!

Burada samimiyet yok başka bir amaç var.

Yok efendim anayasaya oy verenler ‘hainmiş’.

Yahu Meclisin görevi yasa yapmak, anayasa yapmak değil mi?

Yoksa biz mi yanlış biliyoruz.

Çıkarsınız ortaya, bu böyle olmasın şöyle olsun der önerinizi sunarsınız, daha da olmazsa orta yol bulursunuz, kimin aklına ne yatıyorsa elini kaldırır oyunu verir.

Görevi yasa yapmak olanlar niye suçlansın hainlikle?

Sen yasalarla sana tanınan haklara sahip çıkıp gerekeni yapma, ondan sonra da görevini yapanlara hain de!

Kusura bakmayın demokrasi bu değil.

Başkanlık ve Anayasa ile ilgili olumlu veya olumsuz geçmişten çok örnek bulabilirsiniz ülkemizde.

Geçelim bunları,

Ne cumhuriyetin ilk yıllarında yaşıyoruz ne de demokrasinin henüz ilk adımlarını attığı genç Türkiye Cumhuriyetinde.

Ama hepimiz sistemdeki tıkanmışlığı, geçmişte ne trajikomik olaylarla karşılaştığımızı anımsıyoruz.

Zamansız oldu da diyebilirsiniz.

Ama madem bir adım atıldı, artık konuşmak, önerilerimizi sunmak görevimiz vardır.

Değişimi sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden okumaya çalışmak da büyük hata.

Sorun tek adamlıksa hangi parti lideri tek adam değil?

Öyleyse yapılması gereken bir perspektif geliştirmektir.

Önerilerimizi hazırlamak, bu sistem olacaksa tek adama göre değil kurumsal bir hale gelmesine çaba göstermektir.

Yani sistemin denge ve denetim mekanizmalarının yeterli olması için çabalamaktır.

Tabii bu kurumsallaşma meselesi tüm partileri ilgilendirmeli.

Bir yandan da halk oylamasında ‘Hayır’ çıkarsa ne yapacağımızı düşünmek, parlamenter sistemdeki tıkanıklığı aşacak önerileri açıklamaktır ki vatandaş size inansın, güvensin.

Genel anlamda bu durum yani politikasızlık, insanlarımızı, kriz edebiyatı ile günü kurtarmaya çalışanlardan daha da uzaklaştırıyor.

Çünkü krizden bahsedenler in bazıları TBMM de yapılan oylamalara dahi katılmıyorlar.

Hadi yukarıda hamaset edebiyatı ile gidiyor her şey.

Peki, aşağıda neler oluyor, yani İzmir’de.

Kriz çağrıları yapanlar kendi örgütlerinde neler yapıyor?

Bazı belediye meclis üyelerinin partiden atılması, farklı düşünen ilçe başkanı ve belediye başkanları arasında gerilim, kadın kollarında küskünlük.

Hadi geçenlerde bir ilçe kadın kollarından yapılan açıklama ile bitirelim.

“Göreve geldiğimiz günden bu yana parti içi muhalefetin hedef tahtası haline gelmiş bulunmaktayız. Görevde bulunduğumuz süre zarfında parti içindeki iktidar mücadelesinin ülke sorunlarının önüne geçtiğini, yönetimdeki …………nın mazeretleriyle iki ay boyunca toplantılara katılmayarak, yönetimin altını boşaltarak, çalışmaları baltaladığının farkına vardık. Önümüze konulan engellemelere rağmen çaba sarf ettik. Biz fedakarlık yaparken aynısını parti yönetimimizden göremedik. Aramızda görevlerini yapmayanlar süreci bu noktaya getirdi. Görevde olduğumuz süre içinde birlik ve beraberlik, sevgi ve saygı, disiplinsizlik, ‘az olsun bizim olsun’ anlayışını gördük. Kişisel çıkarların parti ve ülke çıkarlarının önüne geçebildiği bir ortamda bulunmaktan, her geçen gün iktidar umutlarının azaldığını görmekten çok büyük rahatsızlık ve üzüntü duyduk."

Ne dersiniz?

Ülke mi elden gidiyor parti mi?

Hadi, biraz daha samimi olalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum