Tevhid-i Tedrisat 95 yaşında...
Anıl Talat ERYONTUK

Anıl Talat ERYONTUK

Tevhid-i Tedrisat 95 yaşında...

04 Mart 2019 - 10:12

3 Mart 1924...

Bundan tam 95 yıl önce Saruhan Mebusu Vasıf Çınar ve arkadaşları "Bir millet efradı ancak bir terbiye görebilir. İki türlü terbiye, bir memlekette iki türlü insan yetiştirir” diyerek Tevhid-i Tedrisat Hakkındaki Kanun Teklifi’ni TBMM’ye sundu.

3 Mart 1924 yılında 430 sayılı kanunla “Türkiye dâhilinde bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekâletine merbuttur” denilerek kabul edilen ve yürürlüğe giren, mevcut anayasanın 174. maddesiyle koruma altında tutulan Tevhid-i Tedrisat Kanunu aradan 95 yıl geçmesine rağmen önemini korumaktadır.

Kısaca “Eğitim ve Öğretim Birliği” olarak da bilinen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün okullar devletin denetimine girmiştir.

Zaten Mustafa Kemal Atatürk daha Millî Mücadele yıllarında eğitim meselesini çözmenin en önemli adımının Osmanlı Devleti’nde oluşan öğretim ikiliğini çözmek olacağını vurgulamıştır.

Çünkü Osmanlı toplumunda mektep-medrese ayrılığının zararlarını ve yabancı okulların millî bünyemize yaptıkları yıkıcı etkileri çok iyi bilmekteydi.

Eğitim ve öğretim birliğinin sağlanmasıyla sistemin çağdaş, laik ve millî bireyler yetiştireceğinden kuşkusu yoktu. 

İşte bu kanun ile eğitimin planlanması, denetlenmesi ve yürütülmesi Millî Eğitim Bakanlığı'na bırakılarak, laik, millî, akla dayalı, bilimsel ve çağın sosyal ihtiyaçlarına göre düzenleme yapabilmesi kolay hale getirildi.

Öğretimin birleştirilmesiyle aynı fikir, aynı duygu ve aynı düşünceye sahip insanlar yetiştirilmesi hedeflendi ve öyle de oldu.

Ülkü birliği ve kültür birliği yolunda güçlü adımlar atıldı.

Ne mutlu ki uluslaşma süreci hız kazanıp ümmet toplumundan ulus toplumuna geçiş sağlanmış oldu.

Rejim ve devrim karşıtı güç odaklarının olası dayanakları ortadan kaldırıldı. 

Cumhuriyet’e ve değerlerine inanan, Atatürk devrimlerini benimsemiş kuşaklar yetiştirilmesinin önü açıldı.

Çağdaş ve laik devlet anlayışına uygun şekilde hazırlanan kanun, eğitimin çağdaş bilim gereklerine uygun duruma getirilmesiyle ulusal bütünleşme ve çağdaşlaşma yolunda atılan en büyük adımlardan biri oldu.

Ulusal eğitimin temel ilkelerine bağlı nitelikli insan yetiştirilmesine olanak sağlayan bu kanun Türkiye'nin kültür ve eğitim hayatında en önemli kazanımdır.

Unutulmamalı ki ancak ve ancak araştıran, sorgulayan ve öğrendiklerini yaşamında uygulayan insanı yetiştiren, çağdaş ve evrensel ölçütlere uygun, laik ve bilimsel bir eğitim ile bir yerlere varabiliriz.

Yoksa aklını, ruhunu ve vicdanını başkasına emanet eden ve birilerine körü körüne boyun eğen bir toplum olmaktan öteye gidemeyiz.


YORUMLAR

  • 0 Yorum