İzmir Polisi Şampiyonlar Ligi'nde
Doğan KARABULUT

Doğan KARABULUT

İzmir Polisi Şampiyonlar Ligi'nde

24 Temmuz 2018 - 07:03

 

Daha birkaç gün önce Hüseyin Aşkın’a da söyledim; 1980 öncesi olup bitenler gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor; Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde okuduğum yıllarda, iki karşıt görüşlü öğrenci grubunun yemek boykotu yüzünden birbirine girdiği anlarda karnına çatal saplanan bir polis memurunu sırtımda üniversitenin teşhis ve tedavi merkezi Mediko Sosyal’e kadar taşıyışım, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğum yıllarda, Cebeci’de 5-6 kişilik bir militan grubu tarafından demir çubuklarla dövülen bir polis memurunu, -aslında hiç tanımadığım halde-  “ne yapıyorsunuz kardeşim, bu adam bütün sülalesiyle sizinle aynı görüşten, büyük hata yapıyorsunuz” diye grubun elinden alıp, koluna girip götürüşüm, daha dün gibi.
Elbette bunları belgeleyip, sertifikalaştıracak halimiz yok; zaten neyi ve kimi, neden ve nasıl sevdiğimizi kimseye kanıtlama zorunluluğumuz da yok.
Sadece şu gerçek var; şu ya da bu ideoloji, şu yada bu meslek, şu ya da bu kişi ayrımı hiç fark etmez; önemli olan iyi insan-kötü insan farkı.
Geçtiğimiz hafta yazdığım yazı üzerine İzmir İl Emniyet Müdürü Hüseyin Aşkın aradı; yazıdan dolayı çok içerlediği, hatta biraz öfkelendiği belliydi. Uzun süre bana tek kişilik bir monolog halinde rakamlar verip, istatistiklere vurgu yaparak İzmir Polisinin başarılarından söz etti... Konuşmasının arasında çok soğuk bir ses tonuyla, “anlıyor musunuz!”, “anladınız mı!” diye soruyordu (ama bakın ben yazarken “soruyordu” dedim fakat soru işareti değil ünlem kullandım; benim yerime başka biri olsa “korkabilirdi”). Her ne kadar, “ekipçilik” anlayışı gereği hep kendi tarafını haklı görse de, söylediği şeyleri çok tutarlı buldum, kendisine hak da verdim ama iletişim soğuk olduğu için “anlayış”a yazık oldu. 1980 öncesi yaptıklarımı utana sıkıla anlattım; beni kimler anlayacak? 
Geçelim bu fani şeyleri; İzmir Polisi neden Şampiyonlar Ligi’nde onu anlatayım...
    Emekli öğretmen ve Milli Eğitim Yöneticisi Şükran Şenoğlu, geçtiğimiz günlerde torunu Yavuz Ayaz’ı gezmeye çıkarıyor. Belediye otobüsüne “atoti”, metroya “atota”, minibüse “nininimo”, çikolataya “ga”,  çekirdeğe “kı” diyen 3,5 yaşındaki Ayaz’ın doğru söylemeyi öğrendiği ilk sözcüklerden biri “polis”... Ayaz, nerede bir polis memuru ya da polis aracı görse, sevgiden adeta titriyor!  Şükran Hoca, torununa büyük bir jest yapıyor ve onlarca rengarenk şapkası olmasına rağmen sadece bir aile büyüğünün armağan ettiği polis şapkasını takan (ve hatta geceleri bile onunla yatmaya kalkan!) Yavuz Ayaz’ı Eğitim Fakültesi arkasındaki Buca Karakolu’na götürmeye karar veriyor!   
Karakolda olup bitenler şahane bir film gibi adeta; notlar halinde arz ediyorum...
Kapıdaki polis hanımefendi, Şükran Hoca’ya nasıl yardım edebileceğini soruyor; Şükran Hoca, “işim yok, torunuma Karakolu gezdireceğim” deyince, “buyrun efendim” yanıtını alıyor.
İçerideki bir polis beyefendi, çalıştığı masadan başını kaldırıp “buyrun?” diyor; Şükran Hoca gayet ciddi bir ses tonuyla “torunum buraya tayin oldu da!” diyor, memur bir anda ayağa kalkıp 3,5 yaşındaki çocuğa selam çakıyor ve “ooo devrem, hayırlı uğurlu olsun!” diyor!
Diğer odalardaki polisler de Ayaz’ın yanına geliyorlar, hepsi küçük çocuk ile yumruk tokuşturup, “çak” yapıyorlar... 
Şükran Hoca, bir rüyası gerçekleşmiş olan ve adeta ayakları yerden kesilmiş olan Ayaz’ı geri götürmek üzere bahçeye çıkarıp, son olarak polis araçlarının yanında hatıra fotoğrafları çekerken, bir grup memur yanlarına gelip tekrar selam duruyorlar ve arabanın kapısını açarak, Ayaz’a “Amirim buyrun!” diyorlar!

İşte Şampiyonlar Ligi’ndeki İzmir Polisi bu! Yurttaşa, ailenin herhangi bir üyesi kadar sıcak yaklaşan, bizlerden birileri olan insanlar!
Ve ben, bu polislerin başındaki kişi (geçen hafta bana çok gücenen) Hüseyin Aşkın’ı bütün kalbimle tebrik ediyorum. 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum