Aliağa'da bir belediye memurunun ilginç anısı
HAKKI ÜLKÜ

HAKKI ÜLKÜ

Aliağa'da bir belediye memurunun ilginç anısı

07 Mayıs 2019 - 07:00

(UNUTTUKLARIMDAN)

1989 seçim sonrası Fen İşlerine sizin dışarıdan bulup getirdiğiniz M. Altun isimli kişi müdür oldu. Hemen hemen her akşam fazla içerek sabahları işe geç geliyordu. Devamlı amiri ile tartışıyorlardı. Rahmetli Ersin Atlı, ismini hatırlayamadığım encümen ve meclis kararlarından sorumlu kişi ile “muhteşem üçlüyüz” derlerdi. Bu üçlü aslında size tuzak kurmaktaydılar ve siz de geçte olsa bunları öğrendiğinizde Fen İşlerinden yaka paça bu üçlüyü attınız. Sonra bir bayanı müdür yaptınız. O da Aliağa ile alakası olmadığı için beni odanıza çağırarak “seni müdür yapacağım. Yapabilir misiniz?” diye sordunuz. Bu benim için en mutlu gündü ve gerçekleşti. Sizin ile 3 dönem çalıştık.

1990’lı yıllarda Kıyı Kanunu çıkmıştı. Kıyı kenar çizgisinden 100 m kara tarafına yapılaşma izni kaldırılıyordu. İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde Kıyı Kanunu ile ilgili seminer yapıldı. Bu seminere siz, Çevre mühendisi Türkan Güngelen ve ben katılmıştık. Türkan Hanım orada Meltem Hanım diye bir arkadaş edindi. Siz de üçümüzü İstanbul’un meşhur Borsa Binasında yemeğe götürdünüz. Yemek esnasında bu Meltem Hanım “Ben CHP’lilere çok kızıyorum” dedi. Siz de haklı olarak “Neden?” diye sordunuz. O da “Götürme işlerini CHP’liler ağzına burnuna bulaştırıyorlar” dedi. Siz de “örnek gösterin” dediniz. Meltem Hanım da, o tarihlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen; İski Genel Müdürünü açığa almıştı. İski Genel Müdürü de eşinden boşanmak için 3,5 milyon para verdiğini söyledi. Sizde kahkahalara boğulacak şekilde gülmüştünüz. 

Sizin döneminizde 82 adet yeni mevzi imar planı ile sanayi tesisleri kurulmuştur. Bunların planlarını incelemek ve olumlu ya da olumsuz rapor hazırlamak üzere PİK (Proje İnceleme Komisyonu) kurmuştunuz. Bu komisyonda Av. Mehmet Eroğlu, Türkan Güngelen, ben Erkan Altınova, Kemal Tekin, Şeref Uçman’dan oluşmaktaydı. Bir gün hepimizi odanıza çağırdınız; “Tabela yazdıracağım. Aliağa’nın girişine ve çıkışına ‘Bu beşli Aliağa’nın ırzına geçmektedirler.’Astıracağım” dediniz. Bize sonra “çıkın odadan” dediniz. Kapıdan çıkarken Türkan ve ben kahkahalarla güldük. Sadece Av. Mehmet Bey üzgün bir şekilde “içeride sizi öptü de, beni dikti mi?” dedi.

Başkan, İzmir’deki bir resmi işini bitirdikten sonra, Petkim Genel Müdürü ile görüşmek için, şoförünü Petkim’e yönlendirmiş. Ana giriş kapısında arabası durdurulduktan sonra güvenlik tarafından “kimsin, nesin?” diye sorgulanmaya başlamış. Başkan da şoförüne “dön” deyip, ziyaretten vazgeçmiş. Yazı İşleri Müdürüne telefon edip, üzerinde güvenlikten sorumlu müdürün ismini içeren “ZAFER KÖKÖZ ALİAĞA’YA GİREMEZ” yazılı iki bez pankart yaptırıp, Aliağa’nın iki girişine asılmasını söylemiş. Elimiz ayağımız tutuştu. Yaptırdık. Astık. Başkan sonra fuar açılışına gitmiş. Petkim’in üst düzey yetkilileri (15 kişi kadar) peşinden giderek, özür dilemişler. Başkan da makul bir şekilde “özrünüz kabul edilmiştir” demiş. Sonra bize telefon ile talimat verip pankartları indirtmiştir.

Habaş Demir Çelik fabrikasının belli bir bölümüne ruhsat vereceğiz. Habaş’ın işlerini takip eden Emekli Vali Zeki Bey vardı. O sizi zabıtada görmüş; “Fen İşlerine bir telefon edin. Benim ruhsatımı versinler” demiş. Siz de oradan bir yere telefon etmişsiniz. Ancak bana telefon edilmedi. Neyse siz Zeki Bey’i şutlamışsınız. Zeki Bey Fen İşlerine geldi; “Aşağıda başkan beyle beraberdim. Size de telefon etti. Hadi ruhsatımı verin” dedi. Ben kahkahalarla gülerek “bana telefon eden olmadı. Ben başkan ile görüşmeden ruhsat vermem” dedim. Zeki Bey “Bu kadarı da olmaz” diyerek kızgın bir şekilde Fen İşlerinden gitti.

Yeni kamulaştırdığımız mezarlığın projesini oluşturduk. Ve içinden geçecek anayolu yapımını ihale ettik. Bu arada kullanıma açmak için Kıble yönü belirlemek gerekiyordu, Müftülükten ve Başkanın tavsiye ettiği bir inşaat mühendisinden yardım aldık. Ancak ikisi de hatalı yön vermişler. Şikâyet oldu, müfettiş geldi. Duvarları, yolu delik deşik kırarak içinde demir var mı, yolun kalınlığı ne kadar? Ölçüm yapıyordu. Siz de buna çok kızmıştınız. Gülerek,“Oraya boş bir mezar kazın. O müfettişi de kakıtın içine gömün” demiştiniz. 

Ben de müfettişe haber gönderdim; “öküz altında buzağı mı arıyorsunuz? Oralarda demir noksanlığı arayacağınıza, hiç değilse mezarını kaz da beni bekle!”dedim. Gittiğimde müfettiş buhar olmuştu.

Kim bilir o müfettiş şimdi nerelerde…

YORUMLAR

  • 0 Yorum