KÖY ENSTİTÜLERİ
HAKKI ÜLKÜ

HAKKI ÜLKÜ

KÖY ENSTİTÜLERİ

23 Nisan 2019 - 07:00

Bunun gibi ülkemizde birçok değerler ve düşüncelerin önemini anlayabilmek için illa bir olay mı yaşanması lazım veya çok yıllar mı geçmesi lazım.

Köy Enstitülerinin ülkemizde nice aydınlarının yetişmesi, kurumların oluşması için ne derece önemli olduğu hep anlatıldı, söylendi. Ama toplumumuzun büyük bir çoğunluğu bu müstesna eğitim kurumunun hala önemini anlamış değildir. Anlatmak için bir fon müziği mi gerekli acaba diye düşündüm. Sizlere fon müziği olmadan bir kez daha köy enstitüleri örneğinden yola çıkarak bazı şeyleri hatırlatmak istedim.

Biliyorsunuz Köy enstitüleri dünyada örnek gösterilebilecek derecede bir eğitim yuvasıdır. O enstitülerin mimarı Hasan Ali Yücel’dir. Mühendisi de İsmail Hakkı Tonguç’tur. Bir oya gibi işleyip üretime yönelik eşi benzeri görülmemiş bir eğitim biçimi yaratmışlardır. Bu kişileri İsmet İnönü tarafından iş başına getirilmiştir.

Bir süre sonra öylesine alçakça ve namussuzca saldırılarla karşılaşılmıştır ki, bu iki değerli eğitimciyi görevden almak yine İsmet İnönü tarafından gerçekleştirilmiştir. İsmet İnönü kendisini savunmak gereği duyarak, o günlerde şunları söylemek zorunda kalmıştır:

“Köy Enstitülerinin kapanışından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi acı duyarım. Ama herkes sanır ki Hasan Ali Yücel’i ve Tonguç’u isteyerek değiştirdim. Köy Enstitülerinin kapanmasına neden oldum. Kamuoyunda böylesi bir yanlış hüküm vardır. Aslında o zaman bir sürü olaylar oldu. Kurultaylarda enstitüler aleyhinde bir eylem başladı. Bu eylem öylesine yoğunlaştı ki parti grubunu da etkiledi. Grubun büyük çoğunluğu köy enstitüleri aleyhine döndü. Bakanlar içinde enstitüye karşı vaziyet alanlar çoğaldı. Milli Eğitim Bakanı Yücel’le genel müdür Tonguç hedef alınıyordu. Genelkurmay Başkanlığı’ndan (Fevzi Çakmak) ordudan yoğun şikâyetler gelmeye başladı. Mareşal bunu adeta mesele haline getirmişti.

Ben Köy Enstitüsü fikrine inanmışımdır. İnanmış bir insan sonuna kadar bunu yürütür. İdealizmde, felsefede bu böyledir. Ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben, gücüme göre, gücümün var olduğu yerde gücümü gösterebilirim. Ben, dahi değilim, gücümle, tecrübemle, memleket menfaatlerini en üst seviyede tutarak meselelere çözüm bulurum. Ben politikacı ve tecrübe sahibi bir insan olarak, gücümün bittiği yerde, her şeye rağmen, yok olucu bir hareket yönetmem, orada dururum. Zaman benim için önemli bir etkendir, zaman içinde imkânlar önüme gelir, bir noktada bıraktığım fikri yeniden uygularım. Değişen zaman içinde de bana yeni fikirler gelmemiş, o fikrin doğruluğu bende bir kanaat olarak sürüyorsa onu yeniden uygularım.”

Belki hatırlatmakta yara var. O günlerde atanan Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, Köy Enstitülerinin asıl ipini çekendir. Cüretkârdır, asıl hizmet ettiği kesime karşı itaatkârdır. Bir gün genel müdürlük koltuğundan aldığı İsmail Hakkı Tonguç’a şöyle der:

“Sen bu halk çocuklarını böyle yetiştiriyorsun. Peki, ne olacak sonra? Nasıl yönetiriz bu milleti? Bindiğim eşeğin akıllı olmasını istemem ben.”

Politikada olaylara ve insanlara böyle bakanlar var, bir de İsmet İnönü yaklaşımıyla bekleyip bakanlar var. Bu düşünce ve anlayışlara nasıl baktığınız ve yorumladığınız önemli ANLAYANA…


YORUMLAR

  • 0 Yorum