Erdal İzgi, 'Sevdam' ve Piriştina
Işık Teoman

Işık Teoman

Erdal İzgi, 'Sevdam' ve Piriştina

17 Mart 2019 - 12:24

Ahmet Piriştina’nın yaşama veda ettiği dakikalarda veya çok kısa bir süre sonra olmalı; dönemin İZFAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Erdal İzgi ile telefonda laflıyorduk, havadan sudan...

Bir anda: İzgi, "Işık ben seni sonra ararım" diyerek, titrek bir sesle telefonu kapattı.
Bir süre aramasını bekledim ama aramadı. İşlerinin yoğunluğundan arayamadığını düşündüm. Ama içime de bir şüphe düştü!
Olağanüstü bir şey olmalıydı, aksi takdirde Erdal İzgi beni mutlaka arar, sohbete kaldığımız yerden devam ederdik. Üstüme bir ağırlık çöktü, içimi sebebini bilmediğim bir hüzün, bir umutsuzluk, bir karamsarlık kapladı. Çok sıkıldı canım. Elim birkaç kez telefona gitti, geldi, arayamadım.
Bana saatler geçmiş gibi gelen bir sürenin ardından telefonum çaldı; arayan Yeni Asır gazetesinin o dönemin belediye muhabiri, sevgili arkadaşım bugün artık köşe yazarı Nil Kuyumcu’ydu. Hal hatır faslını geçip, “Abi, duydun mu? Piriştina’nın kalp krizi geçirdiği konusunda söylentiler var! Araştırır mısın?” diyebildi. Sesinde bir hüzün vardı.
Bu tür yazılar genellikle ölenin hemen arkasından ya da ölüm yıldönümlerinde yazılır. Herkes birbirine benzer anılarından bahseder. Ben de o dönemde yayın koordinatörlüğünü sevgili Bülent Demirsoy’un üstlendiği Ege’de Sekizinci Gün gazetesindeki köşemde Piriştina’yla Türkiye İşçi Partisi dönemine kadar uzanan bir anımdan bahsetmiştim.
Nil Kuyumcu’yla yaptığımız konuşmanın ardından ilk arayacağım kişi, yine Türkiye İşçi Partisi dönemimizden Piriştina ile ortak dostumuz rahmetli Safter Karabağlı’ydı. Aradım, güç bela, “Doğru biraderim, kaybettik” diyebildi…
Haber doğruydu. Zaten düşük olan tansiyonum iyice düştü. Apar topar çıktım, doğruca Piriştina’nın kaldığı Bostanlı’daki lojmanına gittim. Evinin önü ana-baba günü. Erdal İzgi konuttan çıkıyor, kağıt gibi bir yüzle, anlamsız bir ifadeyle sağa sola bakınıyor. Bir yandan da soğukkanlı bir şekilde Piriştina’yı evde nasıl bulduğunu anlatıyor televizyon kameralarına. Bu bana çok garip geldi, dondum kaldım.
O anda gözüm Safter Karabağlı’ya gitti. Yanına sokuldum, “Safter, çok sevdiğimiz bir insanı kaybettik. Yeri ve zamanı sana göre doğru olmayabilir” diye söze girdim. “Umarım Piriştina’nın cenazesini Alsancak Hocazade Camisi’nden kaldırmayı düşünmezsiniz. Çok büyük, ama çok büyük alanlar düşünün. Aklınızın mantığınızın alamayacağı kadar büyük alanlar düşünün!” dedim.
Safter, o anda çok bozuldu, ani bir refleksle, “Yeri mi be abi?” diye beni tersledi. Atatürk Meydanı’ndaki o görkemli tören sırasında burun buruna geldiğimizdeyse, “Haklıymışsın be biraderim!” dedi.
Erdal İzgi, başkanlığının son günlerinde Esendere semtinde son bir park açılışı yaptı. Yeşili ve parkları seviyordu. Dönemi boyunca da çok park açılışı yaptık birlikte. Kalabalığı pek sevmezdi. Parkın açılışını Erdal İzgi, kameraman arkadaşımız Hakan Sönmez, mahallenin muhtarı ve ben yapardık. Parklar Müdürü Gürcan Işık bile açılışı ertesi gün gazetelerde okurdu. Neyse!
Esendere’de ‘Sevdam Parkı’nın açılışı törenle yapıldı. Kalabalık, görkemli bir açılış oldu. Sevdam Parkı’nın hemen yanında on iki bin metrekarelik bir alanı kaplayan, üzerinde asırlık çam ağaçlarının bulunduğu bir koruluk vardı. Nasıl olmuşsa korunmuş, yapıların temellerine kaptırmamıştı çam ağaçları köklerini…
Şimdi çok ilginç ve bir o kadar da garip bir durumdan söz edeceğim. Ahmet Piriştina yeşili çok seviyor. Yetişkin ağaçlar diktiriyor dört bir yana. Yani yeşile sevdalıydı. Erdal İzgi en yakın dostu; o da yeşile sevdalı. Ahmet Piriştina Doğal Sit Parkı. Erdal İzgi’nin "Sevdam" dediği parkın hemen yanına yapıldı. Hatta bu park, Sevdam Parkı’nı da içine aldı, birleştirildi. İki sevdalı birleşti.
Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ ise en güzelini yaptı. Ahmet Piriştina adını sonsuza kadar yaşatacak; hem de İzmirlilerin el izleriyle birlikte yaşatacak olan anıt heykel fikrini attı ortaya. Heykeltıraş Ekin Erman’ın projesine rahmetli Piriştina’nın eşi Mine Hanım, oğlu Levent ve kızı

Zeynep el izlerini vererek tüm İzmirlilere çağrı yaptılar. Çok kısa sürede binlerce İzmirli Piriştina’ya el verdi. Ve anıtın açılışı yapıldı. Ahmet Piriştina’nın ölümünün ikinci yıldönümü olan tarihte, 15 Haziran 2006’da…

O herkesin Ahmet Abi’siydi. Çok değerli bir siyasetçiydi. Işıklar içinde uyusun…

YORUMLAR

  • 0 Yorum