Sandığın itibarı
Mehmet Ali ÇAVUŞ

Mehmet Ali ÇAVUŞ

Sandığın itibarı

05 Şubat 2019 - 10:43

Türkiye, IMF’ye borcunu bitirip, yollarını ayırdığı 2013’ün Mayıs ayından bu yana ekonomide tuhaf çalkantılar yaşıyor. Tabii sadece ekonomide değil, Gezi olaylarıyla birlikte toplumsal alanda da beklenmedik senaryolarla karşı karşıya. 17-25 Aralık, PKK’nın yeniden çatışma ve şiddet olaylarına yönelmesi, hendek ve çukur eylemleri, DEAŞ’ın canlı bomba saldırıları, 15 Temmuz darbe girişimi…

15 Temmuz darbe girişiminin bastırılması ve Fetöcülerin devletten arındırılmaya başlanmasıyla yepyeni bir süreç başladı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla PKK’nın ve DEAŞ’ın sınırlarımız ötesindeki gücü kırıldı. PKK ile yurt içinde ve Irak’ın kuzeyinde çok daha etkili mücadele edildi.

Piyasa şartlarına baktığımız zaman Türk ekonomisinde asla olmaması gereken hareketler yaşadık. Dünyanın en çok büyüyen ikinci ülkesi olmamıza rağmen, Türkiye’de faiz ve dövizde akıl almaz dalgalanmalar görüyoruz. Faizler yükseltilmesine rağmen, düşmesi beklenen döviz yine de yükseliyor. Merkez Bankası'nın döviz ihtiyacının giderilmesi için aldığı önlemler yine de dövizin ateşini düşürmüyor. Piyasaya sürülen döviz bir el tarafından anında vakumlanıyor.

Bütün bu anormalliklerin mutlaka bir sebebi ve nedeni olmalı.

Amerikalı ekonomist, yazar John Perkins’in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitap serisi, günümüzde karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi çok iyi anlatıyor. Kendisi de bir zamanlar ‘Küresel İmparatorluk’ adına ekonomi tetikçiliği yapan yazar Perkins, ekonomik tetikçileri şöyle tarif ediyor:

“Ekonomik tetikçi (ET) dediğim kişiler, birçok ülkeyi trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Bu kişiler, Dünya Bankası, Birleşik Devletler, Kalkınma Ajansı ve diğer yabancı ‘yardım’ kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarıyor. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet vardır.”

Burada asıl önemli olan Perkins gibi ekonomik tetikçilerin hedefe koyduğu ülkeler. O ülkelerin ortak özelliği küresel soyguna karşı çıkan, itiraz eden siyasi aktörlerce yönetilmesi... Yani bugünkü deyimle "yerli ve milli" olmaları.

ABD için doğal kaynaklar ve stratejik açıdan önemli olan bir ülkede, ne zaman itiraz eden bir lider göreve gelse hemen ekonomik tetikçiler harekete geçiyor.

Kimi iş adamı, kimi halkla ilişkiler uzmanı, kimi istatistikçi, kimi de gazeteci kılığında hedef ülkeye giriyor. Görevlerini Perkins'in hocası Claudine şöyle tanımlıyor: "İşiniz, dünya liderlerini, ABD'nin ticari çıkarlarını gözeten büyük bir ağın parçası olmaya teşvik etmek."

Bunun için her yol mübahtır. Eğer lider bu yöntemle yola gelmezse bu kez devreye itibarsızlaştırma, toplumsal kargaşa, tehdit ve şantaj girer.

Bu süreçlerin Türkiye'de ve dünyada sayısız örneği var. İlk örnek İran. Aynı şeyler daha kanlı bir biçimde Guatemala'da, Ekvador'da, Venezüella'da ve Panama'da da hayata geçirildi. Perkins o dönemlerin bizzat tanığıydı.

Türkiye'ye gelince... Son 60 yılında yaşanan darbeler ve iç kargaşaların arkasında da aynı aklın var olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün de aynı mücadele sürüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bölgemizde meydana gelen son hadiseler, 31 Mart'ı şimdiden salt bir mahalli idareler seçimleri olmaktan çıkarmıştır. Bu seçimler, ülkemiz açısından bir beka meselesine, bir beka seçimine dönüştürmüştür." derken bazı şeylerin ipuçlarını da veriyor.

Kılıçdaroğlu’nun YSK’ya güvenmediklerini açıklaması, seçim sonrası için planlanan bazı şeylerin habercisi olabilir.

O halde, sandığın itibarına sahip çıkmak, hiçbir kimsenin “hileli seçim” iddiasında bulunmasına fırsat vermeyecek kadar bağımsız, açık ve adil bir seçim gerçekleştirmek gerekir. Seçim yenilgisine şimdiden kılıf arayanların, sonuçları gayrimeşru ilan ederek, sokak hareketleri yolu ile iktidara gelme planlarına yağ sürmeyelim.

Venezuela’da Maduro’ya yapılanları iyi okuyalım. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum