Merih Eyyüp DEMİR

Merih Eyyüp DEMİR

LİYAKAT

17 Şubat 2017 - 15:39

Liyakat Türk Dil Kurumu tarafından “Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu.” şeklinde tanımlanmıştır. 15 Temmuz sonrasında Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ilk ifade edilen sözcüklerden birisi olmuştur ki ehemmiyet açısından son derece dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bugünlere gelmemizde kimin kusuru varsa şapkasını önüne koymak durumundadır. Ancak devletin kurumlarında milletin emaneti olarak baktığımız bir koltuk için ne dolaplar döndüğünün ve liyakatin hiçe sayıldığının devlet tarafından bilindiğinin de ifadesi olmuştur.  Bu durum ne yazık ki geçmişi çok uzun zamanlara dayanan ve biraz da geleneksel yapımızdan kaynaklanan ülkemizin sosyolojik ve demografik yapısı ve kültür-medeniyet çerçevesinde de değerlendirebileceğimiz bir vakadır. Bugünden yarına çözebileceğimiz bir durum da değildir. Ancak konunun ehemmiyetinin farkındalığı ve bundan sonra atılacak adımlar için devletin en tepesinden bu mesajın verilmiş olmasının anlamı çok büyüktür. Bürokrasi bugünden sonra bu konularda çok daha dikkatli davranmak mecburiyetindedir.

Ülkeler diğer ülkelerle ilişkilerini çıkar üzerine kurarlar. Bu konu bilinen bir durumdur. Ancak konjonktür (ekonomik, toplumsal, siyasal alanlarda istatistiklerden, olgulardan, nesnel durumlardan yararlanarak olayların gelecekteki gelişmeleriyle ilgili kestirim) gereği zaman zaman ülke yönetimlerinde farklı zamanlarda birbiriyle tezat gibi görünen farklı kararlara rastlayabiliriz. Sonuçta ülke olarak varmamız gereken bir üst hedef belirlemiş isek bu gibi durumları bazen göz ardı da edebiliriz. Yine de farklılıkların mevcut durum ile gelecek arasında oluşturacağı köprünün ayakları yere sağlam basmıyor ise köprünün yıkılma ihtimalini de göz ardı edemeyiz. Tüm bu süreçler adına bürokrasi dediğimiz devlet görevlileri topluluğunun aldığı emanetin farkında olmaları ve bilgi, donanım ve samimiyet açısından liyakat derecesi ile ilgili ve ince elenip sık dokunması gereken bir durumdur. 15 Temmuz sonrası ifade edilen bu sözcük bu açıdan da dikkate şayan olmuştur.

Allah Teâlâ, "emanet" kavramını Kur'an-ı Kerîm'de Ahzab Suresi 52. Ayetinde “Biz emaneti göklere, yere, dağlara yükledik; onlar buna riayetsizlikten çekindiler, (ihanet etmekten) korktular. (Fakat) insan, (kendisine yüklenen emanete) ihanet etti.” Çok açık zikretmiştir. Yine Nisa Suresi 58. Ayetinde “Emanetleri ehline vermemizi, insanlar arasında hükmettiğimiz zaman adâletle hükmetmemizi emreder.” Bir önceki ayetin anlamlandırılmasıdır.

Peki, biz ne yaptık bugüne kadar? “Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!” Dizelerindeki anlamı ve emperyalizme karşı verilen dünya tarihinin en büyük mücadelesini maalesef anlamlandıramayarak sadece arada bir zikretmek suretiyle bir yerlere mesaj vermek ve birilerinin gönlünü okşamak için kullanmadık mı? Değilse bu dizelerden geldiğimiz nokta olan bu ülkede bir koltuk için ne filmler döndü konusunu nasıl açıklayacağız?

Hiç birimizin üç kuruşluk dünya menfaati için kendimizden olma lüksümüz olmamalıdır. Ehil olmadığımız konularda bizlere teslim edilmek istenilen ve insan olarak içimizi ısıtan ve yüreğimizi gıdıklayan mevki ve makamları elimizin tersiyle itebilmeliyiz. Artık dayıoğlu, amcakızı amatörlüğünden sıyrılmayı bilmeyi ve ülkemizi Muasır Medeniyetler seviyesine çıkarmak için yönetimde profesyonelleşme adına işi ehline teslim etmeyi becerebilmeliyiz…  

YORUMLAR

  • 0 Yorum