TOPLU SÖZLEŞME MASASI MI?
Merih Eyyüp DEMİR

Merih Eyyüp DEMİR

TOPLU SÖZLEŞME MASASI MI?

17 Ağustos 2017 - 12:19

Kamuda memur ve memur emeklilerinin mali ve özlük haklarını ilgilendiren 2017 yılı Toplu Sözleşme görüşmeleri hükümetin sunduğu 2018 ve 2019 yıllarını kapsayan maaş artış oranlarıyla yeni bir boyut kazandı.

Gerek Memur-Sen ve gerekse Türkiye Kamu-Sen tarafından yapılan tekliflerin uzağından dahi geçmeyen 2018 ve 2019 için %3+%3 artış oranının kabul görmeyeceğinin bilinemeyen bir gerçeklik olmayacağı açıktır. Ancak buna rağmen böyle bir teklif, gerek sendikaların sunmuş olduğu teklifler ve gerekse ülkemizde ekonomi ile ilgili yapılan açıklamaların uzağından dahi geçmemiştir.

Yetkili sendikanın masa kurulmadan önce yapmış olduğu sadece kendi üyelerine yönelik toplu sözleşme ikramiyesinin 200 TL düzeyine yükseltilmesine yönelik spekülatif hareketi ilk işareti vermiştir. Yetkili sendikanın masanın anlamının ötesinde teklifi masadan beklenti ve masada olacaklarında habercisidir.

Bu durumun memurumuz tarafından muhasebeye ihtiyacı vardır. Kamuda son yıllarda yaşananlar, benden olmayana hayat hakkı tanımam anlayışına varan uygulamalar her ne kadar rahatsızlık veriyor gibi görünse de bir sendikanın böylesine bir üye sayısına ulaşmış olması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur.

Bir Hilal uğruna yitip giden canlar anlayışından bir koltuk için ne taklalar anlayışına evrilmiş bir süreci yaşamaktayız. Hazin olduğu kadar düşündürücüdür. İnsani duygular yaşamın bir parçasıdır. Bir toplumun bireyleri olarak yaptığımız bir davranışın toplumun tüm kesimlerini etkileme düzeyini kavrayarak yaptığımız işin esasında bireysel anlamda küçücük bir menfaat sağlamış gibi görünse de toplumda açtığı yara neticesinde toplumun bir ferdi olarak etkilenmememiz mümkün müdür? Peki; özellikle kamuda belli bir eğitim düzeyinde ve belli bir hayat standardında olan insanlar için bunun hesabını yapmak bu kadar zor mudur? Galiba işin püf noktası buradadır. Hepimiz bu durumun artı ve eksilerinin hesabını yapabiliyor durumdayız ancak nihai noktada ben duygusu biz duygusunu ezip geçiyor.

Unutmamamız gereken ve ara ara kendimizi test etmemiz gereken noktalarda eksik kalıyoruz sanırım. Büyük düşünmek yerine günlük işlerle meşgul olmak ve günlük koşuşturmalarla zamanı doldurmak işimize geliyor herhalde.

Gelişen büyüyen ve dün eyvallah dediklerimize bugün kafa tutuyor bir noktada görünüyoruz. Siyasetin ekranlarda, gazetelerde gördüğümüz yüzü dışında perde arkasında özellikle de uluslararası düzeyde yaşananların büyük kısmını bilemiyoruz. Ancak gördüğümüz kadarıyla küresel güç oyunları diyerek bizi oyaladıkları ve istedikleri her an sömürü çarkını kendi lehine çevirme kabiliyetine sahip oyuncularla aynı sahada top koşturmaktayız. Defansta kalarak bir noktaya varamayacağımız açıktır. Taktik oyunlarla rakip sahada olmamız gerekiyor. Bunun için de özellikle devlet dediğimiz kavramı sağlıklı bir şekilde yönetmek ve çarkın dişlilerinin sürekli yağlanarak aşınmamasını, bir ritim içerisinde dönmesini sağlamalıyız. Bunun içinde kamuda bireysel düşünmenin yerine büyük düşünmek; mikro hedefler yerine makro hayaller peşinde olmalıyız.

Velhasıl-ı kelam çarkın dönmesinde emeği olanların emeğine saygı göstermeli, benden olan ile benden olmayanı ayıracak uygulamalar içerisinde olmamalıyız. Sezar’ın hakkını da teslim etmeliyiz. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum