Merih Eyyüp DEMİR

Merih Eyyüp DEMİR

YENİ DÜNYA

13 Ekim 2017 - 10:56

YENİ DÜNYA

Coğrafyamızda yaşanan Kuzey Irak referandumu gölgesinde kalan İspanya’daki bağımsızlık referandumu aslında dünyada olup bitenlerle ilgili olarak bize çok şey söylemektedir. İki gelişmeyi birlikte okuduğumuzda olayın boyutunun ‘yeni bir dünyayı” imlediğini görürüz. Dünya bir taraftan dini-etnik ayrışma üzerinden parçalanmakta, diğer taraftan çok kutuplu dünya sistemine evrilmektedir. Öyle görünüyor ki Amerika’da Teksas, Almanya’da Bavyera, Fransa’da Korsikalılar başta olmak üzere bağımsızlık talep listesi uzayıp gidecektir. Parçalanma eğilimi yükselirken merkezi devletler arasındaki ilişki düzeni değişmekte ve yeni boyut kazanmaktadır.

Dünyada olup biten tüm bu gelişmelerden etkilenmememiz mümkün değildir. Tüm güney sınırlarımız boyunca sıcak ve sonuçları itibariyle ilginç olaylar yaşanmaktadır. El-Bab operasyonu, ardındanİdlib ve bundan sonra Afrin’e yapılması muhtemel operasyon gelecek günlerin daha sıcak geçeceğini işaret etmektedir. Zira bu gelişmeler ne bir tesadüf eseridir ne de bölgesel hassasiyetin ürünüdür.

Siyaset yapıcılar dünyanın yeni jeopolitik tablosunu üç temel kategori etrafında tartışmakta ve bu yönde faaliyetler göstermektedirler. Bu jeopolitik tabloların ilki 1648 Westfalya Antlaşması sonrasında gelişen Ulus devlet üzerine oturtulan tablodur. İkinci kategorik ayrışım Bölge; yani, birkaç ulus devletin parçası olan idari, etnik ve kültürel bir alandan oluşan bir yapıdır. İkinci kategoriye İspanya’daki Bask bölgesi ve Katalonya örnek gösterilebilir. Üçüncü kategori ise Büyük Alan olarak adlandırılan ve birkaç ulus devletin ekonomik ya da politik bir blokta birleşmesidir. Bu tabloyu gözümüzün önüne getirdiğinizde yeni bir durumunu inşa edildiğini, edilmek istendiğini görürüz.

1990 sonrası süreçte her ne kadar tek dünya tek devlet söylemi ‘tarihin sonu ve son insanlık şeklinde ilan edilmiş olsa da, dünya yeni bölgesel güçlere ve merkezi devletler arasında yeni inisiyatif / hakimiyet alanları oluşturmaya doğru gitmektedir. Bulanık mantığın ve post modern izafiliğin her şeyi çoğaltarak sahneye sürmesi, alım-satım alanlarını da çoğaltmaktadır. Bu durumun, ülkemiz siyasetine yansıyan yüzü herkese bir şeyleri satmak şeklinde somutlaşmıştır.Elimizde avucumuzda ne varsa satarak varlığımızı sürdürmeye çalıştık. Şimdi hem satılacak fazla bir şey kalmadı, hem de bu karmaşık ilişkiler ağında ortaklarımız, her an tutum değiştirerek sırtlarını dönmeye başladılar. Geldiğimiz bu noktada daha neleri kime ve nereye kadar satmaya devam edeceğiz? Sorusunu kendimize sormamız gerekmez mi?

Dünya siyasetine yön verenlerin bu planlarını bozmadığımız takdirde bugün Kuzey Irak’ta yapılan referandumun, yarın başka referandumların zeminini oluşturmayacağının garantisini kim verebilir?Dünyada olup bitenlerden kendimizi soyutlama ve aman uzak duralım deme şansımız yoktur. Bunun yanında tek başımıza olaylara müdahale etme imkânımızın sınırlı olduğu da bir gerçek. Böyle bir tarihî zeminde dış politikamızın daha etkin ve sonuç getirici esaslara ve ilişkilere dayanması zorunlu görünmektedir.

Tüm bu yaşananlar yanında iç siyasette de seçimlere yönelik siyasi partilerimizin seçim atmosferini oluşturmaya başladıklarını görmekteyiz. Özellikle Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi olarak adlandırılan yeni sistemi benimseyen ve kabullenmediğini ifade edenlerin yapıp ettikleri ile söylemleri arasında gözlemlediğimiz bazı tezat durumlar samimiyet göstergesi olarak vatandaşlarımız tarafından dikkatle gözlemlenmekte ve 2019’a yönelik pozisyonlarını netleştirmeye başlamaktadır. Elbette siyasette 24 saat çok uzun bir süredir ancak her ne kadar hafıza-i beşer nisyanla malul olsa da merhum Akif’in dizelerinde anlam bulan mazi de hafızalarda tazeliğini her dem koruyacaktır.

“Dini tedkik edeceksek, dönelim haydi geri;

Alalım neş’et-i İslâm’a yakın bir devri:

O ne dehşetli terakkî, o ne müdhişsür’at!

Öyle bir hârika gösterdi mi insaniyet?

YORUMLAR

  • 0 Yorum