Adım adım...
Reklam
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Adım adım...

16 Şubat 2019 - 13:43

2008'den bu yana adım adım tüm dünyayı etkileyen küresel oluşum ve değişimler, bir yandan bozulan iklim şartları ile bir yandan da tarım arazilerinin azalması ile bizi bu yıl oldukça sıkıntıya soktu


Aç kalan insanların tepkisi bir çok ülkede almış başını giderken, bir çok ülkede ise acımasızlığı ve zulmü kabulleniş hakim.

Amerika'da insanlar fazla yemekten, obeziteden ölürken, bazı ülkelerde insanlar, çocuklar açlıktan ölüyor.

Pahalı pirinç yüzünden sokaklara dökülüyor.

Yemen'de silahlara para yağarken, insanlar, bebeler açlıktan kırılıyor.

Afrika ise son demlerinde.

*

Bundan on sene önce oluşan buğday fiyatı artışları dünyada büyük oyunlara sahne olmuş ve ‘Financial Times'da bu oyunlar iyice irdelenmişti.

Ancak, şu yerküremizde her ne oluyorsa olan hep garibana, fakire, muhtaca olur. Ve daima da fırsatçılar, anlaşma yapanlar, gizli örgütler kazanır.

Dünyanın da fakiri ‘Afrika’ ülkeleri olduğundan olan önce onlara oluyor haliyle.

Fakirlik, savaş ve açlıkla büyük mücadele halindeler.

Diğer ülkelerinin de hali belli. Borçlandırılarak belleri bükülüyor.

 

*

Ülkemizde ise adım adım ilerleyen bir gizli sistem var.

Bu sistem ile önce tarım bitiriliyor.

Tohumlar kısırlaştırılıyor.

Çiftçi tohum şirketlerine muhtaç ediliyor.

Ürünler pahalılaşıyor.

*

Sel aldı, yel aldı, dolu aldı derken mahsul gidiyor.

Elde yok, avuçta yok.

Zaten kısır tohumdu mahsüller.

Elde tohum yok.

Sonrası belli.

Şartlı, imzalı tohum şirketlerine eli mahkum borç yapmaya çiftçimiz.

Üstelik hormonlu, kısır tohumlara.

*

Neden borç?
Global olarak borsadan kazanılsın diye.

Büyükler daha da büyüsün diye.

Kapitalist krallar kazansın diye.

Ellerine muhtaç olalım diye.

*

Ülkemizin ve gelecek nesillerimizin gıda güvencesi yok.

Sebze, meyve, hububat, tahıl, et, süt, yumurta gibi tüm tarımsal-hayvansal ürünlerini üretebilen bir ülke olan ülkemiz, kuru incir, fındık, kuru kayısı, tavuk, yumurta ve birkaç ürün dışında hemen her tarımsal-hayvansal ürünü maalesef ki ithal etmekte.

*

Dört mevsim tarımsal üretim yapabilecek bu verimli topraklar ithalat ile yurt dışına mahkum ediliyor.

Neden?

Kapitalist krallar kazansın diye.

Ellerine muhtaç olalım diye.

*

İklim ve toprak koşulları açısından ülkemiz ile karşılaştırılamayacak olan Hollanda bile neredeyse 100 milyar dolarlık tarımsal ihracat yapıyorken, biz nerelerdeyiz?

Küresel gıda şirketlerine neden bağımlıyız?

Küresel gıda, gübre, tarım ilacı şirketleri neden ülkemiz de bu kadar etkili oldular?

Neden Türk tarımı bitme noktasına getirildi?

Kapitalist krallar kazansın diye adım adım işlendi bu süreç.

Adım adım.

*

Toprak koşulları, su kaynakları ile hemen her tarımsal-hayvansal ürünü yetiştirebiliriz.

Yerel tohumlarımız tamamen yok edilmeden, çiftçimiz, hayvancımız desteklenmeli ve %90 oranında tohum, kimyasal gübre, tarımsal ilaç, hayvansal yem olan ithalat hiç değilse azaltılmalı ve kendi kendimize yetebilmeliyiz.

*

Milyon tane örnek gösterebiliriz inanın tarım ve hayvancılığın iflasın eşiğinde olduğunu gösteren. Bu iflasa dur demek için her yıl %2,5-3 oranında gıda üretimimizi arttırmak zorundayız.

Dış borçları ödemek zorunda olan bir ülke, mutlaka bir üretim yapmak zorundadır ki, ‘ithal ederiz’ çözüm değildir.

*

Küresel güçler ile gıda konusunda pazarlık olmaz, olmamalı.

Tarımsal üretim-hayvancılık yapan nadir sayıdaki çiftçiye gereken önem verilmez ise sonuç belli.

Çünkü durması imkansız bu sistemin.

Başarılı bir tarımsal üretim yapabilirsek, dışa bağımlılığı azaltabilirsek, kendi nüfusumuzu doyurabilirsek her aşamada başarı sağlarız.
Kötünün iyisini düşünüyorum bu nedenle.

*

Bilmeliyiz ki, ülkemiz 2019 yılında sadece ekonomik krizle değil, gıda krizi ile mücadele etmek zorunda.

Gıda problemi önemi birinci derecede tutulması gereken bir konu.

Bu nedenle acil hem de çok acil milli bir tarım politikası belirlenmeli ve faaliyete geçilmeli. Geçici çözümler sorunu kökünden çözmez.

 

*

Köklü çözüm nedir peki?

Yeter demek.

‘Yeter’ diyerek adım atmak ve sistemi çözmek.

Yeter ki yerli tohumlarımız olsun...

Yeter ki dışa bağımlı kimyasallardan kurtulalım...

Yeter ki, firmalara bağımlılık bitirilsin...

GDO’dan, hibritten yakamızı sıyıralım...

Yeter ki, kendimize yetebilelim...

Kitlesel tarımsal faaliyetleri arttırabilelim...

Küresel dev gıda şirketlerinin esiri olmaktan kurtulalım...

Gerisi gelir.

 

*

Tarımda üretimi artırmak istiyorsak mutlaka destekler artmalı.

Çiftçinin sırtını dayadığı sağlam devlet olmalı.

Hastalıklara dayanıklılığı şart koşalım.

Kolaya kaçan çiftçilik yapılmasın.

Üretimi artırmak için ‘her yol mübahtır’ anlayışı ile fazla miktarda kimyasalların kullanımı durdurulsun.

 

*

Ticari kurnazlıklar artık ülkemizde bırakılmalı.

Çünkü zor günler hepimizi bekliyor bu şekilde devam ederse.

Bu akıllıların çoğalmasıyla beraber bir domino etkisine yol açılacağı belli.

İşin kötüsü elimizdeki her şeyi yabancı sermayeye verirsek buğdayımızın, ekmeğimizin de onlara bağlı olduğu bir döneme girilmesi kaçınılmaz.

Küresel gelişmeler bunu ap açık gösterirken, ülkemizdeki günlük değişmeler de uyarıcı.

*

Kısaca; adım adım işlendi süreç.

Adım adım geldi.

Adım adım ilerleyen sürecin faturası da ağır olacak.

Bu nedenle; bizde ‘adım adım’ da olsa değişim getirecek ‘köklü önlem’ler alalım.

 

Dip notlar;

 

TÜİK'in verileri...

Son 8 yılda toplam tarım alanı 39 bin hektardan 38 bin hektara düştü...

Ekilebilir alan 24 bin hektardan 23 bin hektara düştü...

Mera alanları ise son 20 yılda hiç değişmemiş ama hayvancılık geriledi.

Kimyevi gübre kullanımı son 8 yılda 20.557.462 ton dan 26.178.148 tona çıktı...

Pestisit kullanımı 37.651 tondan 50.098 tona çıktı...

Bu netice şu; üretim arttı ama sağlıksız şekilde.

 

Sorumluluk almanın mükafatı...

 

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydururmuş.  ‘Bakalım neler olacak?’ diyerek kendisi de pencere kenarına oturur ve izlermiş.

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelirler, sabahtan öğlene kadar, hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girerlermiş.

Pek çoğu kralı yüksek sesle ‘halkından vergi alıyor da yolları temiz tutamıyor’ diye eleştirmeye başlarlarmış.

Sonunda saraya meyve ve sebze getiren bir köylü çıka gelir.

Sırtındaki küfeyi yere indirir, iki eli ile kayaya sarılır ve ıkına ıkına itmeye başlar.

Sonunda kan ter içinde kalır ama kayayı da yolun kenarına çeker. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereyken, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görür.

Açar keseyi bir bakar kese altınla dolu.

Bir de kralın notu vardır içinde.

"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral notta.

Köylü, farkında olmadan bir ders almıştır.

"Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır."

 

Ancak pek çoğumuz bu dersi bilemiyoruz hakkıyla.

Biz ülke olarak tüm engelleri aşabilecek güce sahibiz. Küçümsediklerimiz ülkeyi kalkındıracak olanlar.

Hele ki unutulan çiftçiler, unutulan tarım bel kemiğimiz.

İşte bu belkemiğimiz bizi kurtaracak olan...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Hoca'ya:
- "Efendi" demişler, "padişah mı büyük, yoksa çiftçi mi ?"

- "Çiftçi büyük elbet" demiş Hoca ve eklemiş; "Çünkü çiftçi buğday yetiştirip vermezse pâdişah acından ölür."

 

Günün sözü;
‘’Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.’’ Necip Fazıl Kısakürek

 

 

 

 Adım adım...

 

2008'den bu yana adım adım tüm dünyayı etkileyen küresel oluşum ve değişimler, bir yandan bozulan iklim şartları ile bir yandan da tarım arazilerinin azalması ile bizi bu yıl oldukça sıkıntıya soktu.

*

Aç kalan insanların tepkisi bir çok ülkede almış başını giderken, bir çok ülkede ise acımasızlığı ve zulmü kabulleniş hakim.

Amerika'da insanlar fazla yemekten, obeziteden ölürken, bazı ülkelerde insanlar, çocuklar açlıktan ölüyor.

Pahalı pirinç yüzünden sokaklara dökülüyor.

Yemen'de silahlara para yağarken, insanlar, bebeler açlıktan kırılıyor.

Afrika ise son demlerinde.

*

Bundan on sene önce oluşan buğday fiyatı artışları dünyada büyük oyunlara sahne olmuş ve ‘Financial Times'da bu oyunlar iyice irdelenmişti.

Ancak, şu yerküremizde her ne oluyorsa olan hep garibana, fakire, muhtaca olur. Ve daima da fırsatçılar, anlaşma yapanlar, gizli örgütler kazanır.

Dünyanın da fakiri ‘Afrika’ ülkeleri olduğundan olan önce onlara oluyor haliyle.

Fakirlik, savaş ve açlıkla büyük mücadele halindeler.

Diğer ülkelerinin de hali belli. Borçlandırılarak belleri bükülüyor.

 

*

Ülkemizde ise adım adım ilerleyen bir gizli sistem var.

Bu sistem ile önce tarım bitiriliyor.

Tohumlar kısırlaştırılıyor.

Çiftçi tohum şirketlerine muhtaç ediliyor.

Ürünler pahalılaşıyor.

*

Sel aldı, yel aldı, dolu aldı derken mahsul gidiyor.

Elde yok, avuçta yok.

Zaten kısır tohumdu mahsüller.

Elde tohum yok.

Sonrası belli.

Şartlı, imzalı tohum şirketlerine eli mahkum borç yapmaya çiftçimiz.

Üstelik hormonlu, kısır tohumlara.

*

Neden borç?
Global olarak borsadan kazanılsın diye.

Büyükler daha da büyüsün diye.

Kapitalist krallar kazansın diye.

Ellerine muhtaç olalım diye.

*

Ülkemizin ve gelecek nesillerimizin gıda güvencesi yok.

Sebze, meyve, hububat, tahıl, et, süt, yumurta gibi tüm tarımsal-hayvansal ürünlerini üretebilen bir ülke olan ülkemiz, kuru incir, fındık, kuru kayısı, tavuk, yumurta ve birkaç ürün dışında hemen her tarımsal-hayvansal ürünü maalesef ki ithal etmekte.

*

Dört mevsim tarımsal üretim yapabilecek bu verimli topraklar ithalat ile yurt dışına mahkum ediliyor.

Neden?

Kapitalist krallar kazansın diye.

Ellerine muhtaç olalım diye.

*

İklim ve toprak koşulları açısından ülkemiz ile karşılaştırılamayacak olan Hollanda bile neredeyse 100 milyar dolarlık tarımsal ihracat yapıyorken, biz nerelerdeyiz?

Küresel gıda şirketlerine neden bağımlıyız?

Küresel gıda, gübre, tarım ilacı şirketleri neden ülkemiz de bu kadar etkili oldular?

Neden Türk tarımı bitme noktasına getirildi?

Kapitalist krallar kazansın diye adım adım işlendi bu süreç.

Adım adım.

*

Toprak koşulları, su kaynakları ile hemen her tarımsal-hayvansal ürünü yetiştirebiliriz.

Yerel tohumlarımız tamamen yok edilmeden, çiftçimiz, hayvancımız desteklenmeli ve %90 oranında tohum, kimyasal gübre, tarımsal ilaç, hayvansal yem olan ithalat hiç değilse azaltılmalı ve kendi kendimize yetebilmeliyiz.

*

Milyon tane örnek gösterebiliriz inanın tarım ve hayvancılığın iflasın eşiğinde olduğunu gösteren. Bu iflasa dur demek için her yıl %2,5-3 oranında gıda üretimimizi arttırmak zorundayız.

Dış borçları ödemek zorunda olan bir ülke, mutlaka bir üretim yapmak zorundadır ki, ‘ithal ederiz’ çözüm değildir.

*

Küresel güçler ile gıda konusunda pazarlık olmaz, olmamalı.

Tarımsal üretim-hayvancılık yapan nadir sayıdaki çiftçiye gereken önem verilmez ise sonuç belli.

Çünkü durması imkansız bu sistemin.

Başarılı bir tarımsal üretim yapabilirsek, dışa bağımlılığı azaltabilirsek, kendi nüfusumuzu doyurabilirsek her aşamada başarı sağlarız.
Kötünün iyisini düşünüyorum bu nedenle.

*

Bilmeliyiz ki, ülkemiz 2019 yılında sadece ekonomik krizle değil, gıda krizi ile mücadele etmek zorunda.

Gıda problemi önemi birinci derecede tutulması gereken bir konu.

Bu nedenle acil hem de çok acil milli bir tarım politikası belirlenmeli ve faaliyete geçilmeli. Geçici çözümler sorunu kökünden çözmez.

 

*

Köklü çözüm nedir peki?

Yeter demek.

‘Yeter’ diyerek adım atmak ve sistemi çözmek.

Yeter ki yerli tohumlarımız olsun...

Yeter ki dışa bağımlı kimyasallardan kurtulalım...

Yeter ki, firmalara bağımlılık bitirilsin...

GDO’dan, hibritten yakamızı sıyıralım...

Yeter ki, kendimize yetebilelim...

Kitlesel tarımsal faaliyetleri arttırabilelim...

Küresel dev gıda şirketlerinin esiri olmaktan kurtulalım...

Gerisi gelir.

 

*

Tarımda üretimi artırmak istiyorsak mutlaka destekler artmalı.

Çiftçinin sırtını dayadığı sağlam devlet olmalı.

Hastalıklara dayanıklılığı şart koşalım.

Kolaya kaçan çiftçilik yapılmasın.

Üretimi artırmak için ‘her yol mübahtır’ anlayışı ile fazla miktarda kimyasalların kullanımı durdurulsun.

 

*

Ticari kurnazlıklar artık ülkemizde bırakılmalı.

Çünkü zor günler hepimizi bekliyor bu şekilde devam ederse.

Bu akıllıların çoğalmasıyla beraber bir domino etkisine yol açılacağı belli.

İşin kötüsü elimizdeki her şeyi yabancı sermayeye verirsek buğdayımızın, ekmeğimizin de onlara bağlı olduğu bir döneme girilmesi kaçınılmaz.

Küresel gelişmeler bunu ap açık gösterirken, ülkemizdeki günlük değişmeler de uyarıcı.

*

Kısaca; adım adım işlendi süreç.

Adım adım geldi.

Adım adım ilerleyen sürecin faturası da ağır olacak.

Bu nedenle; bizde ‘adım adım’ da olsa değişim getirecek ‘köklü önlem’ler alalım.

 

Dip notlar;

 

TÜİK'in verileri...

Son 8 yılda toplam tarım alanı 39 bin hektardan 38 bin hektara düştü...

Ekilebilir alan 24 bin hektardan 23 bin hektara düştü...

Mera alanları ise son 20 yılda hiç değişmemiş ama hayvancılık geriledi.

Kimyevi gübre kullanımı son 8 yılda 20.557.462 ton dan 26.178.148 tona çıktı...

Pestisit kullanımı 37.651 tondan 50.098 tona çıktı...

Bu netice şu; üretim arttı ama sağlıksız şekilde.

 

Sorumluluk almanın mükafatı...

 

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydururmuş.  ‘Bakalım neler olacak?’ diyerek kendisi de pencere kenarına oturur ve izlermiş.

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelirler, sabahtan öğlene kadar, hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girerlermiş.

Pek çoğu kralı yüksek sesle ‘halkından vergi alıyor da yolları temiz tutamıyor’ diye eleştirmeye başlarlarmış.

Sonunda saraya meyve ve sebze getiren bir köylü çıka gelir.

Sırtındaki küfeyi yere indirir, iki eli ile kayaya sarılır ve ıkına ıkına itmeye başlar.

Sonunda kan ter içinde kalır ama kayayı da yolun kenarına çeker. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereyken, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görür.

Açar keseyi bir bakar kese altınla dolu.

Bir de kralın notu vardır içinde.

"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral notta.

Köylü, farkında olmadan bir ders almıştır.

"Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır."

 

Ancak pek çoğumuz bu dersi bilemiyoruz hakkıyla.

Biz ülke olarak tüm engelleri aşabilecek güce sahibiz. Küçümsediklerimiz ülkeyi kalkındıracak olanlar.

Hele ki unutulan çiftçiler, unutulan tarım bel kemiğimiz.

İşte bu belkemiğimiz bizi kurtaracak olan...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Hoca'ya:
- "Efendi" demişler, "padişah mı büyük, yoksa çiftçi mi ?"

- "Çiftçi büyük elbet" demiş Hoca ve eklemiş; "Çünkü çiftçi buğday yetiştirip vermezse pâdişah acından ölür."

 

Günün sözü;
‘’Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.’’ Necip Fazıl Kısakürek

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum