Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Çöküş...

19 Ocak 2019 - 00:19



Batı dünyası gençlikte çöküşün eşiğinden kurtulma telaşı içinde insan hakları, eşitlik ve bilim ile meşguliyeti sağlar iken, kapitalist sistem ise bizim toplumda çöküşü daha da çok hızlandırmakta.

*
Bu kötü gidişata dur demek için, intihar edenlere dur demek için, depresyon sorunu yaşayanlara dur demek için, uyuşturucu kullananlara dur demek için manevi, kültürel değerler ile, bilim, akıl, evrensel düşünce ile dayanışmanın hızlandırılması zamanı geldi.
*
Suç işleyenlere dur demek için, yasa dışı eylemlere dur demek için, sosyal çöküntülere dur demek için , çalanlara, çırpanlara, ses çıkartmayanlara dur demek için manevi, kültürel değerler ile, bilim, akıl, evrensel düşünce ile dayanışmanın hızlandırılması zamanı geldi.

*
Hızlandırın ki; her türlü hastalığının eşiğinden dönelim birlikte.
Dünyanın ne kadarını algılamamızı isterlerse o kadar algılarız.
Bilmedikleri şu ki; hepimiz aynı renk olursak gökkuşağını göremeyiz. Bu nedenle aynı renk olmadan, ayrı renkler içinde ahenkle birlikte yürüyebilmeliyiz.
*
Bunun içinde; devamlı uyuşturulan insanlık bilinçlenmek zorunda.
Uyanık olun!
Çünkü çarklar dönmeye devam ediyor.
Bilinçlendirmek, sorgulatmak, karşılıklı bilgi ve fikir alışverişi yapmak gelişmektir.
Batının kaldırdığı taklit eğitim sistemi bizde neden en önde? Sorgulayın.
Bilimsel, demokratik ve çağdaş gençler nerede? Sorgulayın.

*

Ve gözleriniz, hisleriniz ‘dayatmalar’da olsun. 
Dayatmalar belki de aldatıcıdır görebilene.
Verilen müzikler, eğlenceler, programlar, yarışmalar hatta teknolojiler, sözde yenilikler, gelişen eşyalar belki de uyutmadır. 
Şikayet etmemek için sunulan uyuşturuculardır belki de tüm sosyal medya.
*
Bu düşünceleriniz içinde gidip gelsenizde mutlaka bir an o uyuşukluğun içinde bulursunuz kendinizi.
O çarkın içinde.
Ve kaybedilen zamanın içinde sıkışıp kalır öz benliğiniz.
*
Bir kaç doğru vardır hep.
Tek doğru yoktur.
İşte o bir kaç doğru olabileceği neticesinde insanı anlamaya çalışın lütfen!
Birbirine, insana özgü ortak hisleri anlamaya çalışın.
Birbirinizle bağlantı kurun.

*
İşte önceden sık kurulan bu bağlantılar sosyal medya neticesinde sanalda kaldı artık.
İşte o aldatıcı, uyuşturucu taraf da bu yönden akmakta kanlara.
Beyinlere.
Dimağlara.
O nedenle sanalda gördükleriniz beyninizde önce sorguya geçsin. 
Sonra gerçek bilgiye ulaşın.
*
Görülmeli ki bu çöküş içten ele geçirdi toplumu. 
Kendine bağladı.
O zincirler de, bağımlılıklarda kolay kolay bırakılmıyor artık.
Alışkanlıklar derinlerde zincirledi toplumu.
*
Araştırmalar  ülkemizde hiç de iyiye gitmeyen oluşumların hızla arttığı yönünde.
Her dört kişiden birinin depresyonda olması iyi mi?
Antidepresan ilaç kullanımının 5 kat artması iyi mi?
Ruhsal sorun yaşayanların artması iyi mi?
Hayvanlara artan şiddet ve tacizin artması nasıl iyi olabilir?
*
Son on beş yıl içinde 45 bin kişinin intihar sonucu yaşamını yitirmesi normal bir süreç mi?
Uyuşturucu kullanma yaşı’nın  11’e kadar düşmesinin ana nedeni ne olabilir?
Ruh sağlığı hastanelerinin tam kapasite ile dolması nasıl açıklanabilir?
*
Ülkemizde madde bağımlılığına dayalı ölüm oranları sürekli yükselirken ‘çöküş yok’ nasıl denebilir?
Uyuşturucu kullanımı rutin olarak bir önceki yıllara göre sürekli artıyor iken ‘ahlak düzeldi, toplum iyi durumda’ diyebilir misisinz?
Ya da ‘yükseliş’ten söz edebilir misiniz?
Yükseliş topyekundur.
Yükseliş her hücrededir.
*

Depresiflikten, sıkıntıdan, işsizlikten, çaresizlikten uyuşturucu bağlantılı suçlardan cezaevlerinde bulunanların sayısı son 15 yılda 6 kat arttıysa gözlerimizi buna da kapatalım mı?
Hayır.
Türkiye’nin çağdaş dünyaya rol model olarak sunduğu ahlakımız hayvanlara tecavüze kadar inmişken, yurtlarda çocuklara eller uzanırken, minnacık çocuk gelinler meşrulaştırılırken gözler kapatılamaz.
*

Türkiye’nin ince çizgilerini belirleyen dış güçler ekonomimizi bile  ayrıntısı ile ‘çiziyorken’ bu aktörlerin temel görevi nasıl göz ardı edilir?
Eğitimli millet olamadık.
Güçlü bir eğitim sistemi oluşturamadık ki, bu çizgileri silgi ile silelim.
*
Tüm bunları düşünürsek kaosu ‘tatminsizlikte’ buluruz.
Bu tatminsizlik ise esas korkmamız gerekendir.
Tüm kötülüklerin başı ve yaratıcısıdır.
Çöküşün başıdır.
Lütffen dikkat!
*

Ey insan!
Kendi  hayatını değiştirebileceğin gibi başka birinin de hayatını değiştirme ihtimalini düşün.
Eğer ki sen, o ihtimalin bilincindeysen iyi tohumlar ekersin. 
Ki, ağaçlandığında, meyvelendiğinde hizmet edesin.
Dorguladığında hep doğru seninledir. Düşünmekten korkma!

*
Ne demiş atamız Mustafa Kemal Atatürk; 
“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes sana karşı çıkacaktır, önüne sonsuz engeller yığacaklardır fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın. Kendini büyük değil, küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul ederek, hiç kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana "büyüksün" derlerse, bunu söyleyenlere gülüp geçeceksin.”

Dip notlar;

Hangisiyiz?

Psikoloji profesörü E. Tory Higgins'e göre kişilerin üç benlik bölgesi var:
‘Gerçek’ benlik…
Olunmak istenen ‘ideal’ benlik…
Olunmak zorunda olduğu düşünülen ‘mecburi’ benlik…
işte çatışmaların ana kaynağı bu benliklerin savaşı.
Onlar arasında ki çatışma insanı değersiz hissettirir.
Küçük gördürür.
Ezerler.
İnsanlık bu olumsuz duygulardan kurtulmalı ve acilen ‘biz’ bilincine ulaşmalı. 

Kral...

Kral biri, çok önemli bir konuşma yapacakmış. 
Halk şehir meydanında toplanmış. 
Kral kürsüye çıkmış, mikrofon başına gelmiş, tam ağzını açacakken bir ses duyulmuş: 
- Hapşuuu!.. 
Kral sormuş: 
- Kim hapşırdı? 
Cevap alamayınca, muhafız kıtasına emir vermiş: 
- Ön sırayı kurşuna dizin!.. 
Ön sıradakiler yaylım ateşine tutulmuşlar. 
Kral yine sormuş: 
- Kim hapşırdı? 
Yine cevap yok. 
Yine yaylım ateş. 
Bir süre bu böyle devam etmiş. 
İlk on beş sıradakilerin hepsi ölmüş. 
Aynı soruyu on altıncı sıradakilere sorunca; çelimsiz bir adam yerinden kalkıp, boynunu bükmüş: 
- Ben hapşırdım sayın kralım!.. 
Kral korkudan tir tir titreyen adama bakmış; aradığını bulmanın rahatlığı içinde bağırmış: 
- Çok yaşa!

Mutlu kalın...

Fıkra; 
 
Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam. Nasretti Hoca sormuş: 
- "Ne cüretle vuruyorsun!.."
- "Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.”
- "Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!" 
Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca'ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca'yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış: 
- "Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa, kabul eder misin?"
Nasrettin Hoca ısrar etmiş: 
- "Olmaz, mahkeme yapılsın." 
Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp kararını vermiş: 
- "Ceza olarak Nasrettin Hoca'ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!.." 
Nasrettin Hoca, para almaya giden genc adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş.
Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasretti Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki: 
- "Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememem, gelirse söyle ona; 5 kuruşu sana versin.”

Günün sözü;
Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir. Albert Einstein 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum