Eğitim sistemi; 'Üreten nesil  değil, tüketen nesil'...
Reklam
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Eğitim sistemi; 'Üreten nesil  değil, tüketen nesil' yetiştiriyor

01 Aralık 2018 - 07:28

Kurtuluş Savaşı'nın ardından kurulan Cumhuriyet ile ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda başlayan yeniliklerimizin en büğüyü 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanundur. 
Yani ‘Latin Alfabesi’nin kabulüdür. 
*
Bu tarihten itibaren harf seferberliği ile okur yazar oranınının arttırılması çabası takdire şayandır. Millet mektepleri ile yaşlı, genç, çocuk, kadın herkes yeni harflerle okuma yazma öğrenmiş büyük aşamalar kaydedilmiştir. Şimdi bile o anı, o duyguyu aklımda ve gönlümde şekillendirdikçe nasıl bir iştiyaktır, nasıl bir arzudur, nasıl bir motivasyondur düşünemiyorum.
*
Şimdi ise kuyunun dibinde gibiyiz eğitimde. 
Her yerden kuşatılmış, içi boş bir sistemler deryası gibi.
İstisnasız standart konuşmalar, beyanatlar, haberler, klişe cümleler ile maalesefki ileri adım atamıyoruz yıllardır.
Sorunlar hep aynı...
Çözümsüzlük hep aynı...
*
Ancak; eğitim kalitesizliği yeni nesile çok yansıyor ve eğitim seviyesi geriye doğru gidiyor ne yazık ki. 
Üreten nesil değil tüketen nesil yetişiyor. 
Bu bize gösteriyor ki ‘eğitim’ verilemiyor.
Her geçen gün eğitimde kalite düşüyor. 
Her geçen gün boş bilgiyle dolan gençler çoğunlukta.
*
Tek tipler.
Sosyal medya ağırlıklı tek tipler artıyor. 
Sadece fotoğraf çekmek ve beğenilmekten ibaret algılıyorlar hayatı.
İşte bu yeni nesille beraber kalitesiz öğretmenler, kalitesiz sistemler de ortada.
Ülkemizde eğitimdeki en büyük sorun devletin bu konuya ciddi şekilde el atmaması. 
Boşlular hep doldurulmuş durumda.
Öğretmenler açısından sektör daha da acımasız hale geldi ki, hele milli eğitimde değilsen.
Çocuklar açısından da ‘yarış atı’, ’hırs’ acımasızlığı hakim ne yazıkki.
*

Ülkemizde  eğitimin ne derece etkili bir güç olduğu, hatta anne ve babadan sonra en etkili güç olduğu artık hatırlanmalı. 
Ülkemizdeki eğitim sisteminin unuttuğu nokta bu oldu.
İşte tam bu nedenle de etkili güç bir nevi tüketilen güç haline geldi.
Eğitimin verdiği o güç bize paylaşmayı öğretir oysa ki.
İyi bir eğitim bize yeteneklerimizi keşfettirir. 
Ekler bir çok şeyi bilincimize.
Hazırlar hayata bizi. 
Korkularımızı keşfettirir ve yok ettirir.
*
Bilmemiz gereken şu ki; toplumların ilerlemesi için öncelikle eğitim düzeyinin ileri seviyede olması artık şart. Olmazsa olmazlardan. Cehalet çok büyük düşman.
İlerilik demek eğitimin temel taşı olan öğretmenlerin, sistemin, yardımcı unsurların en iyi seviyede olması demektir. Kaliteli öğretmenler, kaliteli eğitim sistemi kaliteli bireyler demektir.
Tüm bunların en iyi seviyede olması için ise emekçilerin sadece maddi koşullarını düzeltmek yetmez. Bir çok dalla eşit hakka sahip olması da sağlanmalıdır.
*
Eğitim emekçilerini ortada bir yerde kıskaca alan ve böylelikle bu mesleğe küstürenler, bilmeli ki bilimsel, demokratik, nitelikli bir eğitim yaratamazlar.
Ekonomik ve sosyal açıdan emekçileri doyuramayanlar eğitim sistemini tam anlamıyla çok iyi bir biçime çeviremezler. 
Aksi taktirde, eğitimde yaşanan sorunlar her geçen yıl artarak büyür.
Eğitim de sorunlar çözülmediği taktirde gelecek nesilden ne bekleyebiliriz ki?
*
Milli eğitimi adeta yap-boz tahtası yapmak bizi geriletti artık görmeniz gerekli.
İstikrarsızlık, her gelen siyasinin milli eğitime el atması verimi düşürdü.
Yapılan değişikliklere çocuklar değil ebevenler zor alıştı.
Hop kredili sistem, yok  kredili sistem gitti. 
Yok üniversite seçmeye iki sınav sistemi geldi. Yok tek sınav oldu. Sonra tekrar  iki sınav sistemine dönüldü.
İlkokul, ortaokul birleşti. Yok lise dört yıl oldu. Oks gitti, sbs geldi. 
Sbs kalktı tek sınav sistemi oldu. Vs vs vs. 
*
Bitmez bu değişiklikler, yap bozlar bitmez.
Bunun tek nedeni siyasetin milli eğitime hakim olmasıdır.
Burada vurgulamak istiyorum;
Kaliteli eğitim derken, hayata dair eğitim herşeyin önünde bana göre. Derslerin hepsi tam not olmuş ama basit toplum kurallarını bilmeyen, aldırmayan gençlerin yetişmesi çok vahimdir kanımca. 
Yani eğitim dediğimizde toplu bir eğitimi, ahlakı içine alan ‘bütün’ önemlidir. 
*
Bir de şu var ki ebeveynler çocuklarının her istediklerini ellerine veriyorlar. Her dedikleri oluyor. Altında yatan neden ise ‘benim çocuğum geri kalmasın, diğerlerinden ne eksiği var’ düşüncesi.
İşte bu şekilde davranıldığında da ‘yokluk’ kavramının ne demek olduğunu algılayamayan, tüketici bir nesil yetişiyor.
Yokluğun anlamını bilmeyen çocukların bilinç altında ne yazık ki ‘ben neden çaba göstereyim’ düşüncesi şekilleniyor. 
*
Günümüzde eğitime bir darbeyide yine kanımca cep telefonu operatörleri vuruyor. Neden mi?
Verdikleri onca mesajlaşma hakları yüzünden. 
Gün boyu mesaj. 
Akşam mesaj. 
Çocuklar sınıfta bu mesajlarla uğraşırlarsa nasıl ders dinlerler?
Bitmeyen bilgisayar hastalığı, oyunlar, sosyal medya derken ders çalışmaya zaman kalıyor muki?

*
Bir de yeni nesilde uyku düzeni bozulduğundan odaklanma sorunu da oluşur oldu. 
Hatta gece uykusuz kalanlar sınıfta sıralarda uyuyorlar. Bu öğrenciler nasıl motive olabilirler ki.
Olamazlar. 
Birde üstüne genç yaşta boyun ve sırt ağrıları çekerler.
Kanımca ‘eğitim’ dediğimizde, tüm bunlar o bilinçli ve kaliteli eğitimin içinde olmalı. 
Bütünde olmalı.
Eğitimli bireyler yetişmez ise refahı falan unutun ülkemizde.
Unutmayalım ki; kimse kendi yetişmedi. 
Büyütüldü, yetiştirildi. 
Öğretildi.

*
Toplumun ve okulların geldiği noktada bazı tutumları eleştirmemek elde değil belki, ancak beğenmediklerimiz bile bizi yine de şekilendirdi. Bize birşeyler kattı. 
Katılanları iyi yönde değerlendirmek görevimiz diyerek katılanları alıp, olumsuzlukları arkamıza atabilmeliyiz.
*
Belirtmekte fayda gördüğüm bir nokta var ki çok önemli... 
Hayata eğitim gözüyle bakabilmeliyiz.
Okuduğunuz kitaplara eğitim-öğretim aracı olarak bakabilmeliyiz.
Dinlediğiniz şarkılara da öyle.
İzlediğiniz filmlere de.
Hatta duyduklarınıza, size anlatılanlara da birer eğitim-öğretim aracı gibi bakın lütfen.
Çok şey kazanacaksınız.
*
Ve ebeveynler; sizler yeni nesilden geri kalmamak için kendinizi geliştirmek için var gücünüzle uğraşmak zorundasınız.
Çünkü, zamanla yarışıyorsunuz. 
O nedenle düşünmelisiniz ki düşündürelim.
Unutmayalım ki: bir ülkenin temellerini sarsmanın en sağlam yolu, eğitim sistemini bozmaktır. 
Bunu hatırlamak şart.
Eğitimin özü bozulmaz ancak sistemi bozulur bunu da hatırlamak şart.
Sorumluluğumuzu ve amacımızı unutmayacağımız zamanlar var olur her daim. 
*
Kısaca; eğitim sisteminde sorunlar saymakla bitmez. 
Bu eğitim sistemi ile, ‘üreten nesil değil, tüketen nesil’ yetişiyor ne yazık ki.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum:
‘Her öğrenci için eşit seviyede olan,  niteliksizleştirilmeyen, içi boşaltılmayan,  ticarileştirilmeyen’ bir eğitim sistemi hayalimiz...

Bu sayede de ‘tüketen değil, üreten nesil’ hayalimiz...


Dip not;

“Ulaşılabilirlik”...

Bu arada 3 Aralık Pazartesi günü ‘Dünya Engelliler Günü’...
1992 yılından bu yana Birleşmiş Milletler tarafından uluslarararası bir gün olarak kabul edilen gün.
Bu günde dünya çapında ve ülkemizde, devlet, sil toplum kuruluşları tarafından genelde de gönüllülüğe dayanan organizasyonlar düzenlenir. Sonrası ise her şey de olduğu gibi dertleri de unutuluverir.
Anayasamızda yer verilen “Sosyal bir hukuk devleti” olabilmenin gereği, engelli vatandaşlarımızın, iyi bir şekilde hayatlarını sürdürebilmeleridir.
Toplum içerisinde daha çok bulunmalarıdır.
Üreten, yaratan bir insan olabilmeleridir.
Sosyal ve ekonomik hayata katılmalarıdır.
Eğitim haklarını kullanabilmeleridir.
Sanattan edebiyata, siyasetten eğitime ve çalışma hayatına kadar her alanda kendilerini ispatlayan engellilerimiz var ülkemizde.
Onlar pek çok başarılara imza attılar.
Çalışma azmi, cesareti ve fedakârlıklarıyla bize örnek oldular. Ancak 
 örnek de olsalar “Ulaşılabilirlik” onlar için bir özlem... 
“Engelsiz Yaşam” bir özlem...
Hepimizin ve devletimizin amacı; özürlülerin ve özürlü yakınlarının yenilik ve gelişmelerle ilgili bilgi sahibi olmalarını sağlamak olmalı.
Yerel yönetimler yaptıkları mimari-kentsel düzenleme ile destek olmalı. Yeni girişimleri teşvik etmek olmalı.
Sivil toplum kuruluşları arasında etkileşimi güçlendirmek olmalı.
Sosyal sorumluluk bilincinin gelişmesi ve yaygınlaşmasına destek sağlamak olmalı.
Yine devletimiz; ulusal ve uluslararası ölçekte özürlü, yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere özel olarak ürün, teknoloji ya da hizmet sağlayabilmeli.
Engelli vatandaşlarımızın en büyük sorunu ne yazık ki; ‘Ulaşılabilirlik’ olduğuna göre devlet ve yerel yönetimlerle birlikte toplum olarak da sorumluluklarımızı keşfedelim derim.

Mutlu kalın...

Fıkra;
Çocuğun biri sürekli sınıfın penceresinden başını sarkıtarak derslere katılıyormuş...
Öğretmeni bi gün sormuş.
-‘Evladım neden pencereden bakarak dersleri dinliyorsun.’ 
Çocuk da:
-‘ Örtmenim ben okulu dışardan veriyorum.’ 


Günün sözü; 
Milletimize bir karanlık gibi çöken genel cehaleti mağlup etmek savaşında da irfan ordusunun ruhu olan siz öğretmenlerin aynı yeteneği ortaya koyacağınıza eminim. Bu konuda size güveniyor ve saygı ile selamlıyorum. K.Atatürk...

YORUMLAR

  • 0 Yorum