Gizli tehlike pestisit...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Gizli tehlike pestisit...

23 Şubat 2019 - 11:31

Ülkemizin gündemi şu günlerde ‘tarımsal ürünler’ olduğundan bir kaç haftadır tarım üzerinde duruyorum. Çünkü, tarımla ilgili önemli ve bilinmesi gereken gerçekler oldukça fazla. Ancak, biz ülke olarak sadece ‘karnımız doysun’ mantığı ile ilerlediğimizden dolayı, göz ardı edilen bir çok konunun bize geri dönüşü maalesef ki hiç de iyi olmuyor.

*

Bir kesim geçim derdi nedeniyle ucuz ve kalitesiz ürünler alırken, diğer kesim pahalı organik diye tutturuyor ve organik ürünler olmaması gereken fiyatlarda alıcıya sunuluyor.

Bir büyük pazar da, bu pazar.

*

Doğaldık önceden. Doğal ürünler tüketirdik.

Şimdilerde neden adı organik oldu?

Bu da pompalanan birşey de ondan.

Her neyse; asıl konumuz zehirlenmemiz aslında. Organik ürün pazarı başka bir yazı konusu.

 

*

Ülkemizde, tarımsal ilaç ve kimyevi gübre kullanımı ölçüsüz bir şekilde arttırılıyor.

Gıdada kalite ve sağlık göz ardı ediliyor.

Ülkemizde niteliksiz bir şekilde ürün artışı sağlanıyor amma, beslenme sorunları hızla büyüyor.

Asıl konumuz bu.

 

*

Topraklarımız kimyevi gübreye, bitkilerimiz pestisite, vücudumuzda her ikisine de alıştırılıyor.

Konu tam da bu.

*

Kimyevi gübre ve ilaç kullanımının ülkemizde artması ne anlama geliyor sizce?

Hatta konuyu daha da açalım;

‘Ekim alanlarımız azalırken’ bu artış ne demek düşündünüz mü hiç?

Her geçen yıl tarım alanlarımız azalırken, üretimi artırmak için kimyasal yol ne anlama geliyor?

*

Aşırı gübre ve pestisit ile toprak ve bitki örtümüz bozuluyor.

Arılar yok oluyor.

Midelerimiz kalıntılar ile dolduruluyor ve hal böyle iken, fırsatçılar da cep doldurma peşinde koşuyor.

*

Dış ülkelere gönderdiğimiz ürünler için denetimler çok fazla iken, iç piyasa neden önemsenmiyor?

Neden aynı hassasiyet bizim insanımıza gösterilmiyorki?

*

Son dönemlerde tarımsal ürünlerin ilaçlanmasına dair ürkütücü sonuçlar duyuyoruz ve önlem alınmaz ise daha da çok duyacağız bu gidişle.

Alın size bir sonuç;

*

İki bilim insanı bir kaç ilçede meyve üreticilerinin kapılarını çalıp, pestisit kullanımını araştırdı.

Sonuç tabii ki ürkütücü.

Daha önceleri duymuştuk yılda 12 kez pestisit ilaçlama yapan çiftçileri de bunlar artık son damla.

*

Şimdi 12’yi de geçtik. Araştırmaya göre; yılda 18 kez ilaçlanan bir meyve var karşımızda. Armut.

‘Elma’da da durum farklı değil. Bölgedeki elma üreticilerinin bir sezonluk pestisit uygulaması 11 kez, şeftalinin ise 10 kez.

Tamam, yaptınız diyelim ilaçlamanızı hasat için gerekli süre bekleniyor mu?

İşte bu daha da vahim. Bir çok çiftçi beklemiyor.

*

Peki, çiftçi neden bu kadar zehir kullanıyor?

Küresel ilaç şirketleri belirliyor uygulanacak dozu.

Kısaca satan yönetiyor.

Üreticilerin yüzde 71.6’sı pestisit seçiminde, yüzde 66.3’ü doz belirlemede ilaç bayilerinin önerilerine uyuyorlar ne yazık ki.

*

Amerika’nın saygın bilim dergisi ‘Journal of American Medical Association’da yayımlanan araştırmada, çilek, ıspanak, nektarin, elma, şeftali, kereviz, domates gibi ürünlerde ilaç kalıntısı diğer ürünlere oranla daha yüksek.

Tahmin edersiniz ki bu derece ilaç atılan ürünler yenir mi?

Ne yaparsanız yapın pestisit kalıntısı kalır.

Yıkamayla çıktığını düşünürseniz yanılırsınız.

 

*

Geçtiğimiz Aralık ayı sonunda pestisit kullanımına bağlı arı ölümlerinin engellenmesi için 150 binden fazla insanın imzası, görüşmeler, bilimsel raporlar, videolar ile sivil toplum kuruluşlarının yaptığı çağrıya Tarım ve Orman Bakanlığı kayıtsız kalmamıştı.

Ardından, arıları öldüren 3 tarım zehrinden 1’ini yasaklamış, 2’sinin kullanımını da sınırlamıştı.

*

Bu üç kimyasal madde, yani imidacloprid, thiamethoxam ve clothianidin, Buğday Derneği, Doğa Derneği, Greenpeace’in de bulunduğu 11 çevreci kuruluşun çabaları sonucu başlatılan “Arılar Yaşasın Diye Hepimiz Aynı Kovandayız” kampanyasının sonucu olarak yasaklandı.

*

Ortak ve bir olmanın mutluluğudur bu sonuç ancak; antepfıstığı, armut, bağ, bamya, biber, domates (tarla), elma, fasulye, hıyar (tarla), kabak, kiraz, pamuk, patates, patlıcan (tarla), şeftali, turunçgil, tütün ve zeytin için güzel gelişme olsa da tohum ilacı ile seralarda kullanımı devam edeceği için tam önlem sayılmaz.

*

Ülkemiz de öncelikle kabul edilebilir pestisit miktarını belirlemek yerine, tarımda kullanılan pestisitlerin tamamen yasaklanması şart.

Pestisitin tam olarak gıda sistemimizin dışına çıkmasını sağlamalıyız.

Çünkü pestisit; gebelik ve doğurganlık üzerinde olumsuz etki yapıyor.

Erkeklerde sperm sayısını ve kalitesini düşürüyor.

Kadınlarda adet düzensizliği, doğan bebekte sakatlık, hastalık yapıyor.

*

Sizce bunlar tesadüfi mi?

Düşünün...

Görün ve bilinçlenin artık. Siz sera ürünlerini, mevsiminde olmayan sebze ve meyveleri tercih ettiğiniz müddetçe bu tür ilaçlar hayatımızdan çıkmayacak.

Talep var ki arz da var.

 

*

Tüketici ne yapsın?

Mecburiyetten dolayı bu ürünleri almak zorunda olanlar hastalanacak.

Kendini koruyanlar koruyacak.

Zenginler organik alacak.

Bilmeyenler taleplerine devam edecek.

Kısaca, her biriniz günü kurtaracak.

*

Bu nedenle, önce sağlığı, çevre kirliliğini, toprağı, suyu düşünerek

tarımda kimyevi gübre ve ilaç kullanımı devlet tarafından çok iyi denetlenmeli ki kimyasalı, hormonu, pestisiti kafasına göre basamasın çiftçi.

*

Önemli olan günü kurtarmak değil, köklü çözümler sunmaktır.

İlaç şirketlerinin elinde hastalıklardan şifa beklerken başka ilaç şirketleri de tarımda hastalanmanızı sağlıyor.

Açın artık gözünüzü...

 

 

Dip notlar;

 

Ümit...

Biri Thales’e sorar;

‘Sana göre dünyada devamlı olan şey nedir?’

"Ümit" diye cevap verir düşünür.

‘Zira bizi en son bırakan budur.’

‘Peki, öyleyse en kolay olan şey nedir?’ diye sorulunca.

‘Başkasına nasihat vermek’ diye karşılık verir.

 

Şimdi bunları yazmak, bu şekilde nasihatler vermek elbette kolay, ancak biz size gerçekleri, bir şeyleri değiştirebilecek gücünüz ve umudunuz olduğunu ve umut etmeyi de bırakmamanızı, mücadele etmenizi de sunuyoruz.

Seçim sizin.

 

Tevazu...

Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Bir müddet sonra, yaptıklarından pişman olur ve ineği o zamanlar aşevi işlevi de gören Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister.

Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli ‘helal değildir’ diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi Dergahına gider ve aynı durumu Mevlana 'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini söyler. Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der:

‘Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir, öyle her leşe konmaz, o yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.’

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş Dergahı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar. Hacı Bektaş da şöyle der:

‘Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez, bundan dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.’

 

Umut, gönül güzelliği ve vicdan sizleri terk etmesin.

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Doksanlı yaşlara yaklaşmış iki yaşlı kadın sohbet ediyorlarmış.

- "Benim bey bu sıralarda kötü bir alışkanlık edindi. Tırnaklarını yemeye başladı. Ne yaptıysam vazgeçiremedim. Sinirlerimi bozuyor."

Diğer kadın ise cevaben:

- "Haklısın benimki de bir ara başladı ama uyguladığım tedbirlerle tırnak yemesini engelledim." der.

- "Çok iyi! Ne yaptıysan bana da öğret lütfen."

- "Çok basit dişlerini sakladım."

 

Günün sözü;

"Evine altından fazla değer verenler daha çok olsaydı bu dünya daha mutlu bir yer olurdu." (Hobbit: Beş Ordunun Savaşı, 2014) 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum