'Hasat'a bağlı...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

'Hasat'a bağlı...

20 Nisan 2019 - 07:00

Yerel seçimlerin ardından meyve-sebze fiyatları yeniden tırmanışa geçerken, kuru soğan fiyatları son dönemde beklenmedik şekilde yine arttı.

Özellikle örtü altı denen sera ürünlerinde fiyatlar tamamiyle tavan yaptı. Kırmızı biberin ise yanına yaklaşılmıyor.

Domates keza öyle.

İnsanların temel gıdasına bile fahiş fiyat koyduruluyorsa tam anlamıyla “ölün” deniliyor.


*

Örneğin; Kırmızı biber bazı marketlerde 30 liraya satılırken kilosu yaklaşık 70-80 kuruşa mal edilen ve üreticiden 1 liraya alınan soğan, market ve pazarlarda fiyatı 8-10 liraya kadar satılıyor.

Soğan 10 lira olur mu?

Bu kadar etmediğine eminiz aslında, ancak nasıl bir para hırsımış arkadaş.

Bitmek bilmedi hırsınız.

*

Kısaca soğana artık ‘lüks tüketim gıdası’ diyebiliriz...

Eskiden gelen"soğan ekmek bile olsa yerim", "kuru soğana talim" gibi deyimleri de unutun. Şimdilerde soğan alabilmek artık fakirlik değil, zenginlik belirtisi.

Bizim özümüzde bir soğanı kırıp, kuru fasulye ile yemek vardır.

Hiçbir yiyecek bulamasak da, aç kalmayız.

Çünkü bir ekmek ve soğan kurtarıcımızdır.

Ama o eskidendi.

Artık değil.

Fakirin taamı ‘kuru soğan’ dönemi bitti.


*

Mısır Keops piramitleri üzerindeki kitabede, piramidin inşası sırasında bin 600 gümüş talenlik değerde soğan, turp ve sarımsak dağıtıldığını belirterek soğanın önemine dikkat çekmiş Heredot. Ve inanın şu halimizi görse acırdı.


*

Dediğim gibi meyve sebze fiyatlarındaki artışlarda tüm yemeklerin çeşnisi ‘soğan’ bizi en çok ilgilendiren.

‘Domates almayız zaten mevsimi değil. Kırmızı biber de mevsimi değil, pek de gerekli değil’ deriz. Ancak soğan da bunu yapamıyoruz. Geçtiğimiz aylarda yaşanan büyük artış nedeniyle kuru soğan alamaz hale gelen vatandaş hemen isyan bayrağı çekmişti hatırlarsanız.

*

Ne kadar isyan edilse de yine durum değişmedi aslında.

Hatta o dönemde bu durumun çözümü olarak ilk önce depolar basılmıştı.

Ardından Tarım Bakanlığı ithal soğana başvurmuştu.

Ülkemizde depolarda soğanın azalmasıyla birlikte ilk ithal edilen soğanlar sofralarda yerini almaya başladı ancak kuru soğan fiyatlarında yine de istenilen düşüş olmadı.


*

Yetmedi, tanzim satışlar başladı.

Hükümetin tanzim uygulaması da fiyatların yükselmesini engelleyemedi.

Hatta Türkiye’nin soğan merkezlerinin başında gelen Amasya’da ise depolarda kuru soğan dahi kalmadı. Bunun sebebinin ise soğanda meydana gelen hastalıklar olduğu söylendi.

*

Kısaca; şimdi hal böyle. ‘Soğan’ gündemi durulmuyor velhasıl.

Haliyle de açıkgözler piyasada.

Bu gündeme en son yaşanan bir gelişme daha eklendiki sormayın.

Adı da, ‘soğan hırsızlığı.’

Artık sebze hallerinden soğan çalmaya da başladılar. Sistemin getirdiği son nokta bu.

Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’da hal pazarında piyasa değeri 5 bin TL olan 29 çuval soğan çalındı. Çalanlar, kuyumcu, kasap derken kg fiyatları 10 liraya ulaşan soğanı da çalarak yeni bir çığır açtı ülkemizde.

Soğanda çalınır mı demeyin çalındı.

Düşünün değerini.

*

Ve en acısı var aslında gündemde olan soğan konusunun. O acı da vatandaşın çektiği çile.

‘İzdiham çilesi.’

Tanzim satışlardaki kuyrukların ardından vatandaşların bir markette ucuz patates için yaşadığı izdiham sosyal medyada gündem olmuştu. Daha o sıcaklık soğumadan ardından başka bir zincir markette yerde soğan izdihamı yaşandı.

Vatandaşlar yere konan çuvallardan soğan toplamak için yarıştı. Kadınlar bir tane daha soğan alabilmek için birbirlerine girdiler.


*

Nedir bu vatandaşın çektiği çile?

Fiyatı düşürmemek adına tezgahtaki ürünün çürümesine dahi göz yuman fırsatçılar, düşüncesizler, para meraklıları, hem vatandaşı hem de üreticiyi mağdur ederken ne yaptıklarının farkında bile değiller.

Ülke içinde kendi kuyularını da kazıyorlar.

*

Eskiden ‘yağ, soğan, patates olsun, tencere kaynar’, denirdi. Soğan da patates de kalmadı...

Var da çürümüşleri.

Temel gıdalarımız kim bilir kimlerin elinde. Kimlerin depolarında. Bolca kar eden kimler?

Kapitalizm, bu işte.

*

Soğanı, patatesi at depoya, beklet, paketle fahiş fiyata sat.

Kapitalizm bu işte.

Her şey iyice çığrından çıktı.

‘Temel gıda maddelerini ucuza alıp halka fahiş fiyattan sat. Kimsenin gıkı çıkmasın.’

Çok değil bundan 10 yıl önce soğanlar tarlalara dökülmüştü.

Şimdi soğan ithal edecek duruma geldik.

İşte kapitalizm.

*

Bu reva mı?

Sert yağışlar nedeniyle azalan verim sonrası elindeki ürünü stoklayan fırsatçılar soruyorum size bu reva mı?

Kısıtlı ürünü 2-3 katına piyasaya verip fahiş karın peşine düşmek reva mı?

Reva değil.


*

Millet, ‘kuru soğanın fiyatı düşecek mi? gibi bir çok soru ile oyalanırken siz parsayı topladınız.

Biz buna kan kokusu deriz.

Doları bahane edip, krizi bahane edip üşüşenlere kan kokusu aldı deriz.

Yatacak yeriniz yok...

*

İşte, bu fırsatçılar ve aracılar ile uğraşılırken, bu son artışların ardından yetkililer kuru soğan ay sonu beklentilerini geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Açıklama şu;

Hasada bağlı!

Şimdi de umut ‘hasat’da.

Umut ‘erken hasat’da...


*

Soğan fiyatlarının bu denli alıp başını gitmesinin ardından hasat zamanı dört gözle beklenirken de çok geçmeden vatandaşı sevindiren haber Adana'dan geldi.

Yıllık üretim miktarı 120 bin tona yaklaşan Adana’da yaklaşık 30 bin dekar arazide 15 gün erken hasat başlatıldı.

Bunun neticesinde de bir ay sonra fiyatların 2 ila 3 liraya kadar düşeceğini tahminler içinde.


*

Umarım tahminler tutar ve vatandaş da fahiş fiyattan kurtulur.

Hem fırsatçıların zulmünden hem de aracıların eziyetinden...


Dip notlar;

Soframızın devası soğan...

Son dönemin en pahalı gözdesi soğanın faydalarını anlata anlata bitiremeyiz aslında…

Çok tüketilmesi gereken besinlerin başında gelen soğan antibakteriyel etkisinden faydalanılarak salgın hastalıklarla mücadele için eski devirler de sıklıkla kullanılırdı.

“Soğan; içerdiği vitaminler yanında mineral maddeler ve diğer besleyici maddelerle zenginliği açısından yemeklerimize ve salatalarımıza çeşni katar.

Pek çok vücut fonksiyonu üzerine olumlu etkileri bulunan ‘soğan’, kan şekeri ve tansiyon düşürücü etkisi ile bilinir halk arasında.

Sağlığımıza yararlı pek çok etkileri bulunan soğan, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği sayesinde revaçta.

Ve soframızın devası soğan ayrıca, mide asidini, bağırsak hareketlerini arttırıcı, sindirimi kolaylaştırıcı, idrar söktürücü özelliğe sahip. Aynı zamanda antibakteriyel etkisi olan bu mucize besin yara iyileşmesini kolaylaştıcı etkiye sahip.

Kalp fonksiyonlarını destekleyen soğan, bedenin savunma sistemini güçlendirir. Soğuk algınlığı, öksürük, bronşit ve gastrit gibi enfeksiyon hastalıklarına iyi gelir. Kolesterol yükselmesine karşı yağlı yemeklerle birlikte yendiğinde kötü kolesterolü düşürür, iyi kolesterol düzeyini artırır.

Kanın pıhtılaşmasını önler.

Bol yenen soğan, bedenin kansere yakalanması riskini azaltır. Bedendeki toksinlerin atılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olur.”

Hal böyle. Say say bitmez, her derde deva kuru soğanın besin değeri ise oldukça yüksek;

“9 gr. karbonhidrat, 0 kolesterol, 0 1 gr. Yağ, 1,5 gr. Protein, 0 5 mgr. Demir, 27 mgr. Kalsiyum, 12 mgr. Magnezyum, 157 mgr. Potasyum, 56 mgr. Fosfor,  10 mgr. Sodyum, 0 6 gr lif,  40 IU A vitamini, 0 03 mgr. B1 vitamini,  0 04 mgr. B2 vitamini, 0 l mgr. B6 vitamini, 0 2 mgr. B3 vitamini, 10 mgr. C vitamini, 10 mcgr. folik asit, ve 0 3 mgr. E vitaminine sahip...”

Daha ne isteyelim...

Dikkat! Hava değişikliği hasta ediyor

Hava durumu ve sağlığımız arasında sağlam bir ilişki var. Kimyamızı da değiştiriyor.

Ani değişen iklim şartlarına uyum sağlamak da bir hayli zorluyor bizi.

Bir çok hava olayını beraber yaşıyoruz şu günlerde. Şiddetli rüzgar, kuru rüzgar, aniden çıkan güneş, sıcak ve nemli hava, aniden düşen sıcaklıklar gibi.

Ve bu değişimler vücudumuzun düzenini bozuyor. Yüksek tansiyon, yorgunluk ve tedirginlikten şikayetçiseniz şu dönemler meterolojiyi izlemenizde yarar var.

Şiddetli rüzgar da; kalp atışlarımız hızlanır, sinirlilik başlar. Atmosfer basıncındaki şiddetli titreşimler, pek çok insanı etkileyerek baş dönmesi, uykusuzluk, nedensiz baş, kas veya eklem ağrılarına yol açar, kolit artar.

Kuru rüzgâr da ise; elektrostatik bir enerji birikimi oluşur ve sinirsel alıcılar uyarılır. Ardından fiziksel ve beyinsel gerilimler oluşur.

Güneşli hava da; saldırgan yapan güneş ile birlikte sinir sistemi etkilenir, trafik kazalarında dahi artışlar yaşanır. Güneşteki fırtınalar ise sinir sistemini etkileyerek yüksek tansiyonu tetikler ve kalp ritmini bozar.

Nemli hava da ise; Melankoli oluşur. Mide sistemi bozulur. Adale ağrıları eklem ağrıları azar. Puslu, sisli ve nemli havalar, sinir sistemini bozarak, mutluluk hormonu azaltır. Sinüzit, rinit, otit ve farenjit gibi hastalıklar da ayrıca nemli havayı sever. Nem kolite yol açar. Enfeksiyon hastalıklarına davetiye çıkarılır. Sonuç olarak, depresyon ya da melankoli kaçınılmazdır.

Sisli hava da;

Mutsuzluk artar. Nem damlacıkları güneş ışığına geçit vermez. Bu da vücudumuzun, mutluluk hormonu denilen serotonin üretimini düşürür. Adale ve eklem ağrılarını azdırır. Depresyon kaçınılmazdır.

Düşünün ki; şu günlerde, tüm hava şartlarını bir arada yaşıyoruz. Gerilimleri en aza indirmek gerekli.

Bu nedenle;öncelikle pozitif düşünün.

Rüzgarlın geriliminden korunmak için, kekik, nane veya papatya çayı  için. Şiddetli rüzgarlı havada, B vitamini alın ya da,B grubu vitaminleri içeren meyve ve sebzeleri tercih edin. Nemli havada kan dolaşımını hızlandıran besinler tüketin, şifalı çaylar tüketin, özellikle nemli havada yağ tüketimini azaltın, bol bol balık, beyaz et, sebze ve tahıl ürünleri tüketin.

Asıl olanı, yani ‘sevgiyi’ sofranızdan eksik etmeyin.

Mutlu kalın….


Fıkra;

Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak:

"Şu zındıkla alay edelim!" diye yanaşıp selam verince Bektaşi de durur, merkebi de.

Tüccarlar işaretle:

- Bu eşeğin ne düşünüyor?

- Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!


Günün sözü;

Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur... Paulo Coelho


YORUMLAR

  • 0 Yorum