Hayalet dünya...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Hayalet dünya...

27 Nisan 2019 - 07:00

Her şeyi basite indirgiyoruz.

Ve aslında hep işin kolayı bunun ucunda. Problemlerden bu şekilde soyunuyoruz, olaylardan kaçıyoruz.

Sadece öfkelenmekle kızmakla hiçbir meselenin üstesinden gelemeyiz.

Hayatımızdaki düzensizlikleri sadece kafa tutarak düzeltemeyiz.

Bu şekilde ne zaman yol alsak hep ağır kayıplara uğruyoruz.

*

Sahip olduğumuz en büyük hazinemiz nedir?

Belki de sahip olduğumuz tek gerçekliğimiz nedir?

Tek gerçek.

Bizi biz yapan gerçek.

Mistik yoldan mı öğreniriz, yaşayarak mı?

Dayatılarak mı o gerçeği kavrarız?

*


Hayata tutunmayı sağlayan bir çok yolumuz var aslında.

Neden o yolu bulmuyorsun?

Herkes neden ölü?

Cesetleri yok ortada insanın.

Sokaklar boş...

Hayat yok...

Ortalığı neşelendiren çocuk sesleri yok...

Kediler, köpekler, kuşlar yok...

Hayalet bir dünya.

*

Ayak sesi yok...

Sokaklarda yükselen gürültüler yok...

Egzos yok...

Duman yok...

Yaratılan plastik yok.

*

Sokaklar, insansız...

Apartmanlar insansız...

Oyun parkları çocuksuz...

Bütün arabalar boş.

*

Ezilmemiş çimenler var...

Kesilmemiş ağaçlar var...

Kimyasal olmadan akan dereler var...

Pislik karışmayan sular var...

Geceleri ışık yok...

Mutlak karanlık...

Her şey durağan, herşey yerinde...

Hiç var olmamışcasına kimse yok.

*

Hayatın gerçekleri olarak gördüğümüz anlamsız şeyler yok...

Para yok...

Kavga yok...

Güç tartışması yok.

Gerçek olabilir mi?

Peki bunu farkedebildiniz mi?

Ne zaman, nasıl, fark neydi?

Bu şekilde bir yaşamın farkı, yani insansız yaşamın farkı nedir?


*

Her şey yerli yerinde yürürken, insan olmadığında kaos da yok olur. Ancak insan olduğunda gelişme kaosla birlikte yürür.

Faktör nedir?

Tamamiyle tesadufi bir şey mi?

Yoksa hiç de farketmediğiniz birşey mi?

*


Kendinize sorun ‘kaos’u yaratan insan ise bunun farkına ne zaman vardınız?

Gelişme ile.

Yükselme ile.

O nedenle insan için gelişme şart. Ve doğa için de insan şart.

*

Anlamsız şeylerle o kadar uzun suredir kendimizi oyalıyoruz ki, yaradılışımızı es geçiyoruz.

Önemsemiyoruz.

Cevabını bilmediğimiz onca soru var kafamızda.

Çözümlenmesi gereken onca yol var ki.

Onca durak.

Onca mekan.

*

Kendimizi ne kadar tanıyoruz önce bunu bilerek yola çıkmalıyız. Yoksa boş bir alanda insan olmadan hayat ne kadar güzel olurdu?

Olsa da onu deneyimleyen düşünen varlık olmadan da bir yere kadar gelişebilir.

O nedenle geliştirici biziz.

Gözlemci biziz.

Tek eksiğimiz gelişimde, dönüşümde kaosu da beraber sürüklememiz. Pozitifi değil, negatifi seçmemiz.

*

Oluşturduğumuz bu küçük evrende mutluluk için yapamadıklarımız, mutsuzluk için tamanlanmakta.

Yarattığımız gerçeklik içinde işte bu nedenle sıkıştık kaldık.

Ürettik evet ürettik.

Ancak nefret, savaş kaos ürettik.

Çözüm üretemedik.

*


Görünen dünya hayalet dünya. Görünmeyen ise gizem.

İnsanlar, bitkiler, hayvanlar gizem aslında.

Tüm bireyselliğin içinde gizem.

Görünüş, his, karakterler, roller gizem.

Bilgi gizem.

Kavrayış, farkındalık da gizem.

Her form gizemlerle dolu. Süslü.

Zorlu bir süreç.

Ayaklarında ve boynunda prangalar ile zorlu bir süreç hayalet dünya da yerini alabilmek aslında.


*

"Peki siz bu sürecin neresindesiniz?’

Sessizliğinde mi?

‘Erdem’inde mi?

Biz severiz.

Kurduğumuz dünyanın her bir parçasını severiz.

Yansımaları da severiz.

Bir illüzyonun altında olan herşeyi severiz.

Aynaları da.

*

Zaman geçtikçe bu illüzyon tamamen ortadan kalktığında gerçekleri de severiz acı da olsa.

Gerçeğin keskinliğini de kabulleniriz.

Benimsediğimiz parçaları da.

Herşeyimizi korumak adına bu hayalet dünya da savaşlar da veririz.

Enkaz da oluruz çıplak gerçeklikte.

*

O ‘hayalet dünya’da bu yüzden sevgiler daim kırılgandır.

Kocaman bir kalp gerektirir. Gerçekliği görecek göz gerekir.

Aslında her şeyin hafiflediği bir dünyadır bu.

Biz bu dünya da yaşıyoruz.

Nefes alıyoruz.

Duygular artık hafif.

Değerler hafif.

*

Kaybolmak!

Ne bileyim?

Kaybolmayı hayal ediyor bazen insan o hayalet dünya da...

Belki hayal bile değil, istek bu.

Ama böyle tam tanımlayamadığımız cinsten her şey.

Adına her ne desek de hissedilir cinsten.


*

Ve istiyoruz!

Sevgide, şevkatte kaybolmak istiyoruz!

Tüm insanlık ta istese ne güzel olurdu.

Dikkat çekmek, saygı görmek için değil, sadece sevgi için.

İlgi gösterilsin diye değil, 3-5 kişi sorsun diye değil, sadece sevgi için.

Başarılı olmak için değil, sorumluluktan hiç değil, sadece sevgi için...


*

“Çok mu şey istiyoruz biz yoksa?

Biz sadece inanmak istiyoruz anlatacaklarımıza.

Gerçekten, gerçekten gülümseyen yüzler istiyoruz.

Seven gönüller istiyoruz.”

Çok mu şey istiyoruz?

Anıların en çok can acıtan tarafları olsa da zaman, biz çok mu şey istiyoruz?

*

Bir söz var: ''Ne dilediğine dikkat et gerçekleşebilir!''


Dip notlar;


‘Sisyphos Söyleni’, Albert Camus’dan ‘Uyumsuz Duvarlar’dan seçmeler...


“Heidegger, insan koşulunu soğukça ele alır, sonra da bu yaşamın alçalmış olduğunu bildirir. Tek gerçek, bütün varlıklar katındaki kaygıdır. Dünyada ve oyalanmaları arasında kendini yitirmiş insan için, bu kaygı çabucak geçip giden, kısacık bir korkudur. Ama bu korku kendi bilincine varmaya görsün, bunalım olur, uyanık insanın sürekli iklimi olur, ‘varoluş kendini yeniden bulur’ bu iklimde.”


“Düşünmek, görmeyi, dikkatli olmayı yeniden öğrenmektir, bilinci yönetmektir, her düşünceyi, her imgeyi, Proust’un yaptığı gibi bir ayrıcalıklı nokta durumuna getirmektir. Aykırı bir biçimde, her şey ayrıcalıklıdır.”

“Bu dünya aslında akla uygun değil, onun hakkında bütün söyleyebileceğimiz bu.”

“Uyumsuzluk, onaylandığı andan sonra bir tutkudur, tutkuların en can alıcısıdır. Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız? Yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan da yakacak olan derin yasalarını benimseyecek miyiz, benimsemeyecek miyiz?

İşte bütün sorun bu.”


Seçim...


Yerli çocuklarıyla beyaz çocukları yarıştırıldıklarında, yerli çocuklar bir engele geldiklerinde, onlara yardım etmek için diğerlerini bekliyorlardı.

Onlara ‘Neden bunu yapıyorsunuz?’ diye sorduklarında:

‘Bundan sonra daha büyük bir engel karşımıza çıktığında birlikte olmazsak onu nasıl aşabiliriz ki?’ diyorlardı.

Yani seçim sizin, ya birlikte engelleri aşmayı deneyeceğiz...

Ya da sömürücü düzende yerimizi keşfedeceğiz.


Mutlu kalın...


Fıkra;

 

Yargıç Temel'e sormuş:

Davacıya borcunu bir türlü ödemiyorsun neden?

Temel boynunu büker:

‘Vereceğum vermesine de “Bana üç ay mühlet ver.” diyorum vermiyor üç yıldır beni oyalıyor yargıç bey.



Günün sözü; “Anlamını kavrayamadığım bu dünya, aslında uçsuz bucaksız bir akla-aykırılıktan başka bir şey değil... ”

Albert Camus



YORUMLAR

  • 0 Yorum