Hayallerimiz...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Hayallerimiz...

30 Mart 2019 - 07:20

Hayaller.

Gelirler, giderler.

Sevilirler, sevdirirler.

Güldürürler, ağlatırlar.

Tüm gücünüzü kullanarak ve gönülden inanarak yaşarsanız düşleriniz önünüze akar.

Ah ne güzel şeydir hayaller.

Belki de bizi ayakta tutan sadece hayallerimizdir. 

Bilinmez.

*

Herşey bir hayalle başlar.

Düşünmek ve hayal etmekle başlar.

İnsanın en değerli yanıdır ‘düşünüyorum öyleyse varım!’ diyebilmek.

Hayal edebilmek...

Yapabilmek...

Başarabilmek... 

Gerçekleştirmek için fiziksel ve ruhsal olarak hazır olmanız yeterli, ancak olmuyorsa da olmuyor bazen. Hangimiz ulaşabiliriz ki tüm hayallerimize? 

*

Farklı insanlar var hayatımızda. 

Ve onların varlıkları vazgeçilmez olabilir de, olmayabilir de. Düşünün; hayatın devam sürecinde birlikte yol aldığımız onca kişi ile hayallerimiz birleşmiyor mu?

Onlar bizim içimizdeki varlığını, vazgeçilmez sayan hayallerimiz ile 

devam ettirmede. O hayal içinde birlikte bulunuyoruz.

Mayamızda bu yok mu? 

Var.

Bütün  insanların mayasında birlikte hayal kurmak var aslında.

Hayaller için varsın sadece bu alemde.

Kimbilir?

*

Modern hayatın içinde robot misali yol alırken hayaller de arka planda yol alıyor ne yazık ki.

Hangimiz tam olarak hayalinin peşinde.

Onca kişi içinde üç beş tane çıkarız, inanın fazlası çıkmaz.

*

Robotluktan kurtulabilir ve hedeflere yol alabiliriz ama bu hedefler içinde kimseyi ezip geçemeyiz.

Kültürü ezemeyiz.

Terkettiğimiz hayalin canlı kalması içinde yine hayallerimize tutunuruz.

Doğamızda var bu.

Üstelik bu her yönüyle var.

Kendini terkettirse de o doğa bir yerlerde saklı. Gizli.

Hangi kültürden olursa olsun varoluşumuzda geldiğimiz yeri unutmadan, hatırlayarak çıkış noktalarımız ile varız biz.

*

“Yaşam o kadar da salakça değil! Varoluş yalnızca acılara indirgenebilse nasıl da kolaylaşırdı her şey” der Samuel Beckett.

Bizim yalnızlığımızın avuntusudur, oyuncağıdır belki hayallerimiz.

Arada başkalarına ödünç verdiğiniz şeylerdir belki de. 

Ve bir müddet sonra temizlenerek geri iadesini istersiniz ödünç verdiklerinizin. Oysa ki, değişmiş gelen hayaller sonrasına hep çöpe gider.

İnsana acı verir.

Ve yorulursunuz yamalardan. İadesi olmaz ödünç verilenlerin.

*

Yaşam bir düş değil, ama düşe dönüşebilir aslında. Bu sebeple de dünya çarkı çok karmaşık hal alabilir.

Düşler, düşü kuran kadar karmaşıktır değil mi?

Karmaşık olsa da basit olsa da ne kadar da güzeller.

Ne kadar acı kalır hayat o hayallerin arkasında. 

Ve nasıl da, hayat hayallerin arasında.

*

Ve...

Uzaklarda bir hayal seçip hepimiz dalmadık mı içine?

Sorgusuz dalmadık mı?

İşte bu nedenle, onları kaybetmek ayrı bir dert, onlarla yaşamak da ayrı bir dert.

Ve onlar kadar da gözyaşı barındırır insanoğlu sinesinde.

Ne kadar zor olsa da, barındırmasını başarır. Çünkü, hayaller birer birer o kapıyı aralar ve içeri girerler. 

*

Aslında zordur düşlerde yalnız kalmak.

Asla gerçek olmayacağını bildiklerin gelir bazen yüreklere.

Sanki birer film senaryosudurlar.

Kurguları hafızalarda uzun zaman önce yapılmış amatörce seneryolardır. İşte o senaryolar bazen bizim araladığımız kapılardan içeri sokulan dış faktörler ile gerçeklikten gittikçe daha fazla uzaklaşırlar. 

Ve sizler bilirsiniz ki, gerçek hayat çarkında ya yaşanmayacaktır kurgularınız, ya engellenecektir, ya da buruk bir lezzet olarak anılarınızda kalacaktır.

*

Kimi hayalde şehir düşü, kimi hayalde köy düşü saklıdır.

Kimisi domates tohumu almaya gitmek ister bir yerden bir yere.

Tütün almak ister. Kümesinde tavuk, yayıkta tereyağı ister.

*

Kimisi, bir sabah kalktığında mis gibi kokularla uyanmak ister. Limon ağacından limonlarını elleriyle toplamak ister.

Kimisi son model araba düşler.

Denizlere tekne ile açılmak ister.

Kimisi sadece huzuru hissetmek ister.

*

Kimisi ise sevdiğinin  yüzüne bakarak, en sevdiği kırmızı ayakkabıları ile belkide sadece "merhaba" demek ister.

Kimisi ise olmayacak hayalin peşinde bir ömür sürer, kendini heba eder. 

Ancak kim ister ki o hayaller içinde acı olsun. 

Savaş olsun. 

Kan olsun. 

Dışlanmalar olsun.

Kim ister, balçık çamurlarda sürünsün.

Kim ister, kırgınlıkları onun hatıraları olsun.

Kim ister ki, hikayeleri diğer insanlara anlatılsın ‘acı’, ‘ibret’ diye.

*

Kendi küçük dünyanızda kalarak hayallerimizi gerçekleştirmek zordur.

Kurgulanmış bir hayatı kabullenmeyen ve hayallerine ulaşma ihtimali bile olmasa dahi onların peşinde koşmaya çabalayan, gerçekliği kabullenmeye çalışanlar var.

Onlar ne durumda?

Onlar da diretilen, verilen sunulan ile yetinmedeler.

Sorsak cevap verirler mi sizce?

Sadece tebessüm ederler.

Cevapları artık sessizliktir onların.

*

Her insan kendi hayallerinin katili değil midir?

Kendi kendini yok etmez mi bu insanlık?

Ve önce hayaller ölür.

Hayalleriniz önce aileniz, sonra çevreniz tarafından yok edilir.

Ancak unutmayın ki; hayaller yıldız gibidir. 

Tutamazsınız. 

Ancak gözlemleyebilirsiniz. 

İzlersiniz ve yolunuzu bulursunuz.

*

Kendinizi gerçek dünyadan soyutlamış saysanız da, her gece düşünüze alsanız da, sabah kalkınca gerçek dünyaya uyansanız da, hayalleriniz hep fotoğraf gibi sizi süsler.

Peki ne zaman ulaşacaksın hayallerine?

Oysa hayallerin senin değil mi?

Hayaller ve oyun kurucu siz değil misiniz?

*

Hayal kurarken siz, oynarken siz. 

Hayallerde olduğunuzu hissetmeden hayallerdesiniz.

Kanarsınız, yanılırsınız, coşarsınız, sevinirsiniz.

Bu hayaller alemin de kurucu sizsiniz.

Sanat eseri sizin.

O nedenle hepimiz hayalperestiz.

Ve ve ve hayalperest olmaya da devam edecegiz.

*

Çünkü; Gerard De Nerval’in dediği gibi, "Hayaller, bir meyvenin kabukları gibi, birbiri ardına düşer ve meyve insanın deneyimidir. tadı acıdır; yine de onda kişiye güç veren buruk bir şeyler vardır."

*

İşte sen onlar için, yani insana  yaşama gücü veren hayallere ulaşmak için, onları gerçekleştirmek için tüm mücadeleni verirsin. 

Orhan Pamuk’un dediği gibi, "Hayallere inanırsan, onları gerçekleştirirsin." İnancında akarsın, yol alırsın.

*

Ancak, bu amaç için, kendi istediklerin için, ince çizgi olan 

‘başkalarının hayallerinin üzerinden basarak’ geçmemelisin. Düşersin. Gün gelir yıkılırsın.

Onların, umutlarını kırarak geçtiğin o yol, ulaştığın o hedef sana zarar verir. Ve ne kıymeti kalır ki o zaman hayallerinin.

Kendi hâlinde masumdular oysa.

Acımasızlığa mı dönüştüler sonra.



Dip not;

Mutluluğun sırrı...

Bir genç bir zamanlar mutluluğun sırlarını öğrenmek istemiş. 

Bir bilge aramış. 

Sormuş, soruşturmuş falanca kişidir demişler. 

Ayrıca kırk günlük mesafedeki bir köşkte yaşadığını da öğrenmiş. Üşenmemiş, yola çıkmış ve bilgeyi bulmuş. Bilge, onu bir güzel ziyafetle ağırlamış, isteğini sormuş:

"Mutluluğun sırrı” demiş delikanlı “bana bunu öğret.”

Bilge bu sırrı vermeyi kabul etmiş.

Delikanlının eline bir kaşık vermiş, iki damla sıvı yağı da kaşığın içine koymuş.

“Köşkümü bir güzel gezeceksin ancak bu yağı dökmeyeceksin”  demiş.

Delikanlı sarayı geziyormuş ama gözü devamlı kaşıktaymış. Dönmüş gelmiş. Bilge sormuş.

“Salondaki Acem halılarını gördün mü, kütüphanedeki şömineyi fark ettin mi, bahçedeki gülleri gördün mü?” şeklinde bir yığın ayrıntı sormuş. Utanan delikanlı, hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. 

Çünkü sadece yağa bakıyormuş.

Bilge şöyle demiş;

“Öyleyse git şimdi daha dikkatli olarak köşkümün harikalarını gör. Oturduğu evi tanımadan o insana güvenemezsin”.

İçi rahatlayan delikanlı, kaşık elinde gördüğü her şeyi hafızasına adeta kazırcasına dikkat etmiş, gördüklerini bir güzel anlatmış.

Bilge;

“Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

Bilgeler bilgesi demiş ki;

“Mutluluğun sırrı, dünyanın bütün harikalarını görmektir ama iki damla yağı unutmadan”.


Mutlu kalın...



Fıkra;

Anne ve yavru deve tembel tembel yemeklerini yerken birden yavru

anneye dönmüş ve:

- Sana bir şey sorabilir miyim, anne?

- Elbette yavrum sor.

- Anne, bizim niye hörgücümüz var?

Anne:

- Bu hörgüçlerde biz su biriktiririz ve bu sayede çölde

herhangi birisinden çok daha uzun süre susuz dayanabiliriz.

- Peki Anne, bizim bacaklarımız niye bu kadar uzun ve ayaklarımız yuvarlak?

Evladım der anne deve biraz daha gururlanarak;

- Bu sayede biz çölün kumlarında herkesten daha rahat ve daha hızlı hareket edebiliriz.

- Bunu da anladım, peki, kirpiklerimiz niye böyle uzun, bazen

görüşümü bile bozuyorlar.

- Hayatım onlar gözlerimizi çölün kumlarından korur, gözümüze kum kaçmaz.

- Anladım, hörgüçlerimiz çölde daha uzun dayanabilmemiz için su

depolar. Bacaklarımız uzun ve böylece çölde daha hızlı ve rahat hareket edebiliriz. Kirpiklerimiz gözlerimizi çöllerin kumlarından korur. Anlayamadığım şey o zaman bu kafeste, hayvanat bahçesinde ne işimiz var?


Günün sözü; 

"Gerçek hayalin ayak izini takip eder." Sunay Akın


YORUMLAR

  • 0 Yorum