Hayat pahalı a dostlar hayat pahalı...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Hayat pahalı a dostlar hayat pahalı...

09 Şubat 2019 - 00:18

Büyük bir krizin ve yıkımın ayak sesleri mi?

Kemer sıkma dönemi mi?

Yoksa gelip geçici bir dönem mi enflasyonun ve gıda artışlarının durumu hayatımız da?

Bilinmez.

Ancak  sıkıntıya katlanabilen, razı gelen halk, gıda fiyatlarının bu denli artmasına tepkili.

Ve hep bir ağızdan ‘hayat pahalı’ diye yakınmalar arttıkça arttı.

Toplumun yarısından çoğu asgari ücretli.

Giyim-kuşam ve yiyecek fiyatlarının (fırsatçı kaynaklı) bu denli uçması eritiyor verilen asgari ücreti.

Özellikle gıda enflasyonu baskısı ağırlaştıkça ağırlaşıyor ve vatandaşların gıda karşısındaki satın alma gücü hızla azalıyor.

Son yıllarda enflasyonu etkileyen bu artış, düşük gelir düzeyinde olanları daha çok etkiliyor.

Üstelik temel gıdaların kalitesi de oldukça kötü.

 

Fiyatlarda ki artış büyük oranda bir çok  temel nedene dayanıyor ki bunlar:

Tarımsal ürünlerin üretiminde girdi fiyatlarının yüksek olması...

Tarım alanlarının azalması...

Mazot fiyatlarında ki artış...

Aracıların etkisinin  fiyatları arttırması...

Dolar artışı...

Marketlerin işgüzarlığı...

Ve değişen iklim şartları...

İşte bu temeller birleşti ve Birleşik Kamu-İş’in, hazırladığı “halkın enflasyonu araştırması ocak 2019” raporuna göre gıda fiyatları yüzde 14.75 oranında artarak  bize geri döndü.

Bu arada, ülkemizde başta hayvancılık olmak üzere tarım sektörü de üretim ve talepte ki artışların gerisinde kaldı.

Üretim azaldı.

Üretici ve tüketici arasında ki zincirde yer alan aracılar yüksek kar oranları ile çalışmaya başladı ve üzerine de iklim şartları vurunca gıda fiyatlarında yaşanan yükselişten en büyük zararı, gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda olanlar gördü.

Yaşanan artış ve azalışlar yoksulların bütçesini zenginlere göre çok daha derinden etkiliyor.

Tüik’in araştırmalarına göre yoksullar gıda harcamalarının büyük bölümünü ekmek, tahıl ve sebzeye ayırırken, zenginlerin gıda harcamaları ise et, balık ve deniz ürünleri.

Yani vurulan hep halk ve emekçiler ne yazık ki...

İpin ucu iyice karışıyor ve sonunda olan her zaman olduğu üzere geçim derdine düşen sade vatandaşa oluyor.

Ancak önlem alınmadığı taktirde sadece düşük gelirli değil toplumun bir çok kesimi de bu gidişatdan payını alır.

Reva mı bu denli acımasızlığa peki?

Ev kirası, elektirik, doğalgaz, su, telefon derken son arta kalan ise mutfak masrafı geçim derdine düşen garibanları sarsıyor.

Bu denli durum reva mı?

Değil.

Hiç değil.

İzlenimlerime göre; ülkemizde bir kısım vatandaş yatırım peşinde...

Bir kısım vatandaş bu pahalı hayat şartlarında acımadan vatandaşı nasıl yontarım peşinde...

Bazıları da sosyal medya sebebiyle tüketim ve beğenilme çılgınlığından gözleri dönmüş vaziyette...

Diğer kısım vatandaş da, aldığı üç beş kuruşla geçim derdinde...

İşte fırsatçılar da yatırım peşinde koşan tuzu kuru, tüketen, düşünmeyen bilinçsiz vatandaşı değil, geçim derdinde olan gariban vatandaşı vuruyor.

Sistem vuruyor zaten, yetmedi bir de siz vurun.

Bir de siz vurun ortada ki garibana.

Hep öyle olmaz mı zaten?

Geçim derdinde olan vatandaşın artık kimseye ayıracak ne vakti ne de

parası var. Bunu bile umursayan yok işte.

Bir de beğendiğini ego ile elde etmek için düşüncesizce girilen borçlar, fuzili  yapılan harcamalar yapan da var ve aslında yıkım sürecinde bunlar da etkili.

Alttan alta kuyu kazan bir sistem var. Borçlandırma sistemi.

İnsanlar maalesef ki, koşturmaktan düşünmeye vakit bulamıyor.

Düşünmeye başladığında tüketiciliği körükleyenleri bulacak.

Ve akabinde sistemi idrak edecek de.

Maalesef ki düşünmüyor, düşünmek istemiyor, düşündürülmüyor.

Şu dönemde yaşanan büyük iflaslar öncesinde de, küçük iflaslar haberci olmuştu bu sistemin variyetine çok öncelerden.

Bugün markette fırsatçılık ile bir sebze dışarıdan daha fazla paraya satılıyorsa, arada çok uçurumlar var ise, üretici ve tüketici arasında ki faiş fiyat uçurumu artıyor ise, orada bir dur demek gerekli.

İşte bu kuyu kazan sistemdir.

Ucuza satın aldıktan sonra market zincirlerinde pahalıya satılan herşey vatandaşımızın ipini çekmektir.

Geçtiğimiz günler de çiftçiler, yüksek maliyet, fırtına ve hastalıklarla mücadele ederek ürettiği sebzelerin pazarda yüksek fiyata satılmasına tepki göstermişlerdi. Demek ki, üretici kazanmıyor.

 

Kış, fırtına ve hastalık sebebi ile üretimin düşmesi cabası.

Gübre ve yakıt fiyatlarının artması cabası.

Birde fahiş fiyat darbesi ile çiftçinin yüzü gülmüyor.

Düşük karla sattıkları ürünlerin pazarda 2-3 katına satılmasına tepkilerinde haklılar.

Çiftçiler artan gübre fiyatları, hastalıklar, fırtınalar ve sel baskınları ile mücadele ediyor iken, pazar ve market fırsatçılarının bu yaptığı vatandaşı hiçe saymaktır.

Tarladan bir liraya çıkan roka yaklaşık üç liraya satılıyorsa kim kazanıyor?

Tüketicilere olumsuz olarak yansıyan fazla kar isteği kimi zora sokuyor?

Yoksulu.

İnanın yoksulu.

Aracılar lütfen biraz insaf.

Biraz insaf.

Ve fiyatların çok yüksek olmasının sebebi aracıların yüksek kar beklentileri ise devlet tarafından buna bir çözüm yok mu?

Aracılar ve fiyatlar kontrol altında tutulamıyor mu?

 

Tekelci zihniyet imkanları elinde tuttuğundan 'üretici de tüketici de ağlıyor.’

Spekülatörlerin işi fiyatları hoplatmak değil mi?

Tarımla oynamak değil mi?

Üretici elinden çok ucuza alıp, istedikleri gibi at koşturmak değil mi?

Oynanan rakamlarla sanılmasın ki üretici kazanıyor, kapitalist düzen kazanıyor.

Aracılar kazanıyor.

Fırsatçılar kazanıyor.

"Üretim artmadıkça, maliyetler düşmedikçe, vergiler düşürülmedikçe ürünün tüketiciye ulaşma şansız nedir sizce?

Kendi üreticimizi bitirirsek ne yaparız biz?

Ve üstüne basa basa her zaman söylüyorum ki "Ürünler mevsiminde yenmeli."

Patlıcan ve biberde ki fahiş fiyat mevsiminde olmadığından olabilir mi?

"Sıkıntı nerede? 

Mevsimsel olmayan ekimlerde.

Ancak açıklamalar hep olumlu ülkemizde.

Acaba dedikleri  gibi herşey sıkıntısız mı gidiyor? 
Bunun cevabını öğrenmek için en basiti ile pazara gitmeniz şart.

Küçük bi hesapla işi çözersiniz.

Borçlanma sebebi ‘kredi kartları’ndan kurtulduğunuzda pazar ortamında işi çözersiniz.

Ülkemizin geçtiği bu dar geçit elbette bir gün gelecek bitecek, ancak devamlı ve uzun dönemli borçlanmaya gitmemiz hiç de iç açıcı değil.

Şimdilerde yüksek fiyatlara satılan sebze yerine ‘et’ ye mantığı ise de, ‘ekmek bulamıyorsan pasta ye’mantığına benzer.

Oldukça da düşündürücüdür bu mantık.

 

Dip not;

 

Tüik verileri...

Devletin resmi kurumu ‘Tüik'in Kasım ayı verilerine göre:
2018 yılında bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde üretim miktarı %5,8, sebzelerde %2,6 azaldı.

Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden, pırasada %21,5, havuçta %12,9, sakız kabakta %5,6 oranında artış, kuru soğanda %9,4, domateste %4,7, kavunda %3,3 oranında azalış oldu. 
Tahıl ürünleri üretim miktarları 2018 yılında bir önceki yıla göre %4,8 oranında azalarak yaklaşık 34,4 milyon ton olarak gerçekleşti.
Buğday da %7 oranında, arpa üretiminde de %1,4 oranında azalma görüldü.

Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik bakla %13,8 oranında, patates ise %5,2 oranında, kırmızı mercimek %22,5 oranında azaldı,
Ticari süt işletmeleri tarafından içme sütü üretimi %9,9 azaldı.

Tavuk eti üretimi %2,5 azaldı.

Meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde ise %0,8 oranında arttı.
Elma %19,6, nar %7, çilek %10,2 oranında arttı, kayısı  %23,9, üzüm %6,4 oranında azaldı. Turunçgil meyvelerinden mandalina %6,4 oranında arttı, sert kabuklu meyvelerden fındık ise %23,7 oranında azaldı.
Dut üretiminde %10,4 oranında azalış, muz da ise %35,2 oranında artış oldu.

Tütün üretimi %14,4 oranında, şeker pancarı üretimi ise %10,6 oranında azaldı.

 Kısaca;  üretimimize olumsuz yansıyan politikalar bırakılmaz ise, bu yıl da yüksek fiyatlar ödeyerek pazar alışverişi yapacağız belli.

Mutlu kalın...

 Fıkra;

Temel tavukçuluk yapmaya karar verir. Gider 250 tane civciv alır ve getirip ayaklarından tarlaya eker. 
Sabah öldüklerini görür.
Herhalde ters taraftan ektim diye düşünerek ertesi gün de yine o kadar civciv alır ve bu sefer de kafalarından eker.
Sonuç yine hüsrandır.
Bir mektup yazarak durumu İstanbul'da Veterinerlik Fakültesi’nde ki amcası Dursun'a bildirerek bilgi ister.

Bir süre sonra cevap gelir:

 -"Haçan sen oranın toprağından numune gönder de inceleteyum." 

 Günün sözü;

 Açlık ne yedirtmez, tokluk ne dedirtmez. (Azeri Atasözü)

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum