Kadınları anlamak...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Kadınları anlamak...

09 Mart 2019 - 01:28

Yüzlerce yıldır kadınları anlamak için uğraşı verildi.

Nice erkek kadınları anlamak için yazılar, şiirler yazdı.

Anlaşılabildi mi?

Hayır tabii ki...

*

Nice erkeğin cefakarlığı da oldu, fedakarlığı da oldu ve vefasızlıkları da oldu.

Ve biliyoruz ki; kadınları anlamak o nice erkeğin büyük uğraşılarına rağmen başarıyla tamamlayamadığı bir evredir, yolculuktur, süreçtir.

*

Kadınları anlamak yüzlerce yıldır akar gider bir devran içinde.

Bu devranda kadın hep ayrıştırılandı.

Bu süreçte hep işgence gördü kadın.

Hep horlandı.

Hep şeytan vasfıyla anıldı.

Tarihte ve günümüzde kadın hala da ikinci sınıf varlık olarak görülmekte.

Bir takım dar kalıplar arasında sıkıştırılarak sınırlandırılmakta.

*

Kadın sorunlarına aslında onun tarihine ve sosyal durumuna bakarak dokunabilirsiniz.

Kadın tarih içinde nasıl rol aldı?

Modern yaşamda nasıl?

Sosyo-kültürel konum açısından nasıl?

*

Tarihe bakacak olursak, kadın hep erkek hegemonyasında.

Bir nevi "kimliksiz" aslında.

Ve günümüzde hala kendini tam bir kimlikte göremediğinden, ya da gösterilmediğinden "kimlik bunalımı" ile karşı karşıya.

*

Toplumlar biçer her şeyi.

Roller biçer, değerler biçer.

Toplumların tarihlerinde kadın anlayışı ne yazık ki, kadına bir değer biçmiş ve yapacaklarını listelemiş.

Bastırılmış kadınlık yaratmış.

Soyutlandırmış.

Kimliksizleştirilmiş ya da onlara verilen üreme kimliği ile anne vasfı ile yetinmek zorunda bırakılmış.

*

Günümüzde farklı mı?

Değil.

Kadın yine cinsel metadır.

Toplumsal rolü annedir.

Ekonomik bağımsızlığını almış olsa da, erkek yine egemendir.

*


Geleneksel anlam değişmemiştir.

Hala’ töredir’ kadının yaşamı.

Amacı bellidir.

"İyi bir anne, iyi bir eş" olmak zorundadır.

Hala ‘fedakar’ kimliği ile sömürülmektedir.

*

O bir ihtiyaç karşılayandır.

Eee sonra vakit kalırsa kendine zaman ayırandır.

Ve üstelik günümüz kadını, hem ev hem de çalışma hayatını birlikte götürmek zorundadır.

İşte modern kadın size.

*

Ha bir de söylemeden geçilmemesi gereken de şudur ki; kadın şu dönemde ekonomik olarak güçlense de bu sefer tüketici köleliği ile yeni kölelik sistemine hapsolmuştur.

Materyalist-kapitalist sisteme köle olmuştur bu sefer.

İşte modern kadın hapsedildi yine bir yerlere her zaman ki gibi.

*

Modernlik adı altında daha da ezildi kadın. Ve ezilecekte.

Nasıl anlayacak toplum kadını?

Anlaması ona gerçek kimliği ile yaklaşması mümkün değil.

Anlayamazsınız.

Günümüz kadınına bağımlılıklar yarattınız, onu reklam malzemesi yaptınız çünkü.

Yine kurtulamadı kadın cinsel metalıktan.

*

Psikoanalizin üstadı Sigmund Freud bile, insanoğlu hakkında çözemediği tek şeyin kadınların istekleri olduğunu ifade etmiş. İşte sizin belirlediğiniz o istekler neticesinde kapitalist köleler oluştu ne yazık ki.

Oluşturdunuz ne yazık ki.

*

Öncelikle; kadınları anlamak isteyen erkekler, onların söylediklerine odaklanmalı.

Duyguları, cevabı iyi algılamalı. Onlara yalan söylememeli.

Yalanlarınıza inanmış gibi yapsa da kuşkucudur kadın.

Yalan söylerseniz, aldatırsanız, oyun oynarsanız anlar ve kırılır.

Bu gerçeği görmezden gelmeyin.

*

Ona iç ve dış temiz olun.

Fikir alışverişlerinizde dikkat kesilin.

Geçiştirmeyin.

Bir erkek, kadına göre mutlaka verdiği sözü tutmalı.

Onun kafasında erkek ‘sözünde güvenilir’ olmalı. Kadın güven ister, güven bekler.

*

Ve erkekler şu konuda çok yanılır. Onların terkedilmeyeceğine, gücü hep elinde tuttuklarına dair yanılgıdır bu.

Ancak kadın yıkılırsa terkeder.

Kadın yıkılırsa siler geçer.

Öfkelenmek erkekler için olağan bir durum gibi görünür. Kadın onlara göre öfkelenemez. Ancak görmeliler ki, insanız hepimiz. Bu nedenle; alttan alan hep kadın olmamalı.

*

Erkekler, kadınların asla aldatmayacağını düşünür. Oysa kadınlar da aldatabilir.

Ancak erkek için o kadın onundur ve kölesidir. Ancak intikam denilen acı gerçek kadınları da hapsedebilir.

*


Kadınlar, kendilerine karşı dürüstlük ve saygı beklentisini hiç yitirmez. Saygı ve açıklık beklerler erkeklerden. Takdir edilmek isterler. Onlara karşı ne kadar açık olursanız, o derece saygılı bir kişi olarak kabul edilirsiniz. Ve sizde saygı görürsünüz.

Bilmelisiniz ki; onun kişiliği sonradan kalıplara girmez.

O neyse odur.

*

Biz, sizden güçlüyüz’ denmez kadına.

Kadın bilir çünkü kendinde ki gücü.

Fedakarlığı.

Dayanıklılığı.

Ona şiddet uyguladığınızda, aşağıladığınızda susmuş olsa da güçsüzlüğünden değil, fedakarlığındandır.

*

O nedenle bilin ki, kadınlarımız ne kadar şiddete uğrasa da, tacizle yüzleşse de, sınıflandırılsa da, susturulsa da, kendilerine dayatılan baskıcı politikalara boyun bükmeye zorlansa da mücadelecidir. Güçlüdür.

Yan yana durmasını bilen kutsal analardır.

*

Günümüze baktığımızda ise, kadın sözde özgür, uygulama da ise üstünde kaybolmayan bir gerçek ile sürekli yüzleşiyor.

Egemen erkek rolü ile.

İşte savaş da burada başlıyor.

İnsan olmak yerine erkek- kadın olan varlık diye ikiye ayrıldığında.

*

Toplumu oluşturan tüm bireyler bilmeli ki;‘en kıymetli varlıklar’ olarak aynı yoldasınız.

Birbirinize yoldaşsınız.

Yoldaşlar; dün tüm dünya genelinde kutlanan, ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ aslında bir kimliğin günüdür. Bu kimlik tam eşitlendiğinde kutlamaya değer anlar oluşacaktır.

Tam kutlanacaktır.

*


Ayrıştıranlar kendi kimliklerini bir kadına zorla kabul ettirmemeli.

Erkekler kadınları zoraki anlamaya çalışmamalı.

Çünkü anlayamazsınız.

Sadece sevin.

Kucaklayın....

Kabul edin...

Takdir edin.

En güzeli birlikte yaşamı keşfedin.

Bu nedenle lütfen önce saygı.


Dip not;


Tarih sayfasında kadın...


Çok eski tarihlerde bakire kadın tanrı adına kurbanlıktı.

Tüm savaşlarda ganimetti. Tecavüz edilendi. Köle diye satılandı.

Eski Yunan ve Roma’ geleneğinde soylu olmayan kadın, kolay alınıp satılabilirdi.

Köleydi.

Kötülüğün kaynağı idi.

Eksik dişi varlıktı.

Cinsellikti. Bu nedenle Roma cinsel aşırılıkların yeriydi.

Eski Hint’ geleneğinde kadın, erkeğin mutlak egemenliği altında ona kayıtsız şartsız itaat ve sadakat göstermek zorunda olan tercih hakkı olmayan, kocası öldüğünde evlenemeyen ve birlikte yakılarak cenaze töreni yapılan varlıktı.

Kötüydü. Tanrılara kurban edilebilirdi.

Hala şu dönemde bile kocası öldüğünde yakılan kadın geleneği sürmekte.

Eski Çin ve Japon’ geleneğinde kadın, aileye hizmeti ile değerlendirilendi. İtaatkar olmalıydı. Erkek, hakim ise kadın terbiye edilmeliydi. Terbiye sistemi ise dayaktı.

Ortaçağ’da ise kadının ruhu olup olmadığı sorgulandı durdu. O ruhsuz olarak bile anıldı. O cadıydı. O şeytandı.

Arapların cahiliye devrinde’ ise kadının hakları yoktu.

Kız çocukları diri diri gömülürdü.

Hür olmayan kadınlar cinsel metaydı.

Osmanlı’da Tanzimat'a kadar kadınlar siyasal, sosyal, ekonomik yaşamdan dışlanmış, ne giyeceğine, nereye gideceğine karar verilen erkek egemenliğinde olan sınıfındaydı. Kimisi fethedilen yerlerden gelen, hareme alınan köle cariyelerdi.

Cariye dışındaki hür kadınların ise boşanma hakkı bile yoktu. İki kadın bir şahit sayılıyordu.

Ülkemizde Tanzimat döneminde ise modern bir kadın rolü oluşturma yolunda ilk adımlar atılmış, ancak tam erkek egemen rolü aynı kalmıştır.

Ta ki, Cumhuriyet dönemine gelinceye kadar. Türk kadını İstiklâl Savaşı sırasında gerek cephede, gerekse cephe gerisinde tüm gücü ile hizmet verdi ve işin rengi işte o zaman değişti. Kadın kadın olmaya Atatürk ile adım attıki paşa, kadınların her alanda erkeklerle eşit sosyal, siyasal ve hukuksal haklara sahip olmaları konusundaki tedbirlerini alarak, onların sosyal ve siyasal hakları elde etmelerini de aşamalı bir şekilde gerçekleştirmiştir.

Kısaca; tarihte kadın hep hakimiyet altındaydı, hep köleydi.

Erkeğe bağımlıydı.

Hayatı cinsellik ve üreme idi.

Son yıllarda özgürleşmiş gibi görünse de tam oluşmadı kadını erkekten ayrı görmeyen bilinçler ancak çok da yol katedildi...

Mutlu kalın...


Fıkra;

Akşam geç saatte eve gelen Nasrettin Hoca pencerede bir karaltı görür.

Hanımına sus işareti yaparak tüfeğini doğrulttuğu gibi ateşler.

Eve girerler, bir de bakarlar ki ateş ettikleri hocanın cüppesi...

Hoca:

"Hanım ucuz kurtulduk. Ya içinde ben olsaydım!"


Günün sözü;


Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır…” Mustafa Kemal Atatürk...



YORUMLAR

  • 0 Yorum