Küresel ısınma...  
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Küresel ısınma...  

15 Aralık 2018 - 07:45


Cop24:
2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’ndan sonra en kritik dönemeç olarak kabul edilen ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’ 2 Aralık’ta Polonya’nın Katoviçe kentinde başladı.14 Aralık 2018 tarihine kadar sürdü. Konferansın bu yılki gündeminin ana konularından biri ‘Paris İklim Anlaşması’ kapsamında ‘karbon nötr’ hedefine yönelik atılacak adımlar.
*
COP24, iklimi çoktan değişmiş gezegenimiz de her geçen gün daha da ağır bir şekilde yaşanan gidişata ‘dur’ demek için hükümetlerin sergileyeceği tutumlar açısından kritik bir öneme sahip. Altı çizilen 1.5 derece raporunun aciliyetini gündeme getirmeleri, iklim krizi ve sosyal sorunları birlikte ele almanın önemini anlamaları güzel. Siyasi iradeyi arttırma ihtiyacının üzerinde durulması güzel. Umutla bekliyoruz.
*
Umutla bekliyoruz da, nedir bu küresel ısınma? ‘50 sene sonra su petrolden değerli olacak’ iddiasının çıkış noktası olan çok çok ciddi bir sorun.
Modern çağlarda ekosistemi büyük tehlikeye sürükleyecek, küresel çapta bir afet.
Cehennem gibi geçen yazlardan, ılık geçen kışlardan, aniden başlayan yağışlardan, sellerden sonra bazılarının farketmeye başladığı felaketin adıdır bana göre.

*
Dünyanın ısınması, etkisini uzun bir süreçte gösterecek belki, ancak yavaş yavaş da kendini doğa olayları ile göstererek tik tak seslerini bize duyuruyor.
Küresel ısınmaya yol açan etkenler onlarca, hatta yüzlerce yıldır oluşuyor ancak büyük katkı ise ‘sanayi devrimi’nden sonra gerçekleşti.
*
Karbon elementine dayalı enerji teknolojilerinin getirisini ne yazıkki şimdi yaşıyoruz. 1950'lerden gelen bu sorun bize mevsimsel uçlar şeklinde geri dönüyor.
Yıllardır çevre sorunlarını yok saymış olan sanayileşmiş ülkeler de bu sorunun başını çekiyor. Anlaşmalarla da bu sorumluluğu üzerinden atma telaşına düştü her bir ülke.
*
Bir çok sanayi, fabrika Çin’de. Neden? Bazı ülkeler endüstri tesislerini kendi ülkelerinden uzak bir yere taşıyarak yükleri üstlerinden atmak istediklerinden.
Bir yandan, Çin’de, Tayvan’da, yeni üretim merkezleri açarak, diğer taraftan da küresel ısınmaya ‘dikkat çekerek’ bu işler yürümemeli.
 
*
Bu dikkat çekmelerle ne değişti? Arabaların yakıtı zarar. Fosit yakıt zarar. Savaşlar devam. Silah satışları devam. Tarım ilaçları devam. Kirli endüstri tesisleri devam.
 
*
Çevresel etkilerden kurtulduğunu zanneden bu düşünce birlikten yoksundur.
Çevre sorunları konusunda uygar dünyanın elinden geleni yaptığını bu nedenle asla düşünmüyorum. Ve sadece dünyanın gidişatını konu alan filmlerden ibaret değil ki dünya.Kapitalist ekonominin ‘kaynak sömürüsü’ aslında olan biten. Bu tür ekonominin sonucu sizce doğaya saygılı olmak mıdır? Elbette değildir ve bunun kanıtıdır aslında küsesel ısınma. Bu nedenle ‘iki yüzlülük’ bitirilmeli öncelikle.
*
Durdurulamaz sonuçların getirisi insanların yaşamına elverişli olmayan ortamlardır.
Ancak insan bencilliğine devam ettiği müddetçe ne olursa olsun herşeyi mahvetme yetisine de sahip. Bu nedenle türünün devamı için bilinçlenmek zorunda.
*
Pek çok endemik türün şimdiden yok olma ile karşı karşıya kaldığı tüm bitki, hayvanları ve doğal olarak insanları tehdit eden bu sorun kısa süreli yaklaşımlarla çözülemez.Tüm canlıları ciddi tehlikelerin beklemesine neden olmak insanlık suçudur.
*
Buzullar yavaş yavaş erimekte. Raporlara göre çok değil kısa zaman sonra Avrupa kentlerinin deniz seviyesinin altına inmesi olası.
Ancak sorun sadece bu mu? Değil.
*
 
Ve böyle devam ederse kuraklıklar, açlık ve dondurucu soğuklar olası.
Tarım alanlarının değişimi olası. Ve mülteci sorunu olası. İnsanlar iklim değişimi yüzünden yaşadıkları yerleri terk ediyorlar, mülteci haline geliyorlar. Modern dünyanın sebep olduğu iklim değişiminin etkisi, en çok küçük adalarda görülüyor. Bir zamanların tropikal cennetleri, yaşanılabilir olmaktan hızla uzaklaşıyor. Onlar iklim mültecileri!
*
Örneğin; Büyük Okyanus’un tam ortasında yer alan Kiribati Cumhuriyeti.
Yıllarca okyanusun ortasında kendi halinde yaşayan insanlar; şimdi kuraklıkla, susuzlukla, şiddetli fırtınalarla, yükselen deniz seviyesiyle mücadele ediyorlar.
Hatta artık yaşanamaz hale gelen evlerini bırakıp gidecek bir yer arıyorlar.
*
Kuzey kutbundaki yabani hayvanların beslenme alışkanlıklarının değişmesi
Kuzey kutbunun bazı bölgelerinde arıların görünmesi, Buzulların erime debisinin nil nehrinin debisini geçmesi. Kuzey kutbunda Texas eyaleti büyüklüğünde parçaların kopması vs... Hepsi tık tık işliyor.
*
Felaket senaryoları ise daha da korkutucu. Dünyanın ağırlık dengesi değişecek, basınç artacak ve volkan patlamaları tetiklenecek deniyor.
Ve volkan külleri güneş ışığının atmosferden içeri girişini azaltarak yerküremizi soğutacak, böylelikle de buzul çağı başlayacak deniyor. Yoğun seller ve haritadan silinmeler gerçekleşecek, fırtına, yağmur vb, iklimlerdeki zıt hava sıcaklığı artacak, kitlesel yok oluşlar başlayacak deniyor.
*
Göç etmek zorunda kalan canlılar ve dengesi daha da bozulan bir deniz ekosistemi olacak. Tatlı su kaynaklarının hızla yok olup, dünyanın büyük kısmının sular altında kalması ile su savaşlarının başlaması. Ciddi anlamda besin ve hammadde sıkıntısı.
İklim değişikliği ile mutasyona uğrayan virüsler ve salgınlar vs vs. oluşacak deniyor.
Tabi bunlar uzun evrede gerçekleşecek sorunlar.
*
Ancak iklim değişikliği ile birlikte buharlaşan sular, soğuk havayla karşılaşamadığı için, yağışlar normal seyirde gerçekleşmiyor artık. Bu oluşan bir sorun.
Yoğun seller, büyük dolu olayları, artan depremler yaşanmaya çoktan başlandı.
Yaklaşan sonun tik tak sesleri değil mi bunlar?
*
Unutmayalım ki: Küresel ısınmayla ilgili hazırlanan raporlar, Türkiye'nin 2040 yılında çölleşeceğini de ortaya koyuyor. Biz bugün ki vurdumduymazcılığımızla, ağaç kesen politikalarımızla  bu olaylara seyirci kalıyoruz ya içimizi o acıtıyor. Kısaca, insan nüfusunun fazlalığı dünya ekolojisini bozan bir gelişme değil de ne?
 
*
İşte tam da burada sorunları derinden düşünmemiz gerekiyor.
Sorun ne?
Karbondioksit artımı.
Sorun ne?
Sorun enerji dengesinin bozulması.
Sorun sera gazı.
Sorun okyanusların ısınması.
Karbondioksit emen ağaçlarımız, akciğerimiz olan tropik yağmur ormanlarının yavaş yavaş yok edilmesi.
Sorun kutuplar ısınıyor.
Sorun metan salınımı artıyor. (Metan, küresel ısınmada, karbondioksitten20-22 kat daha etkili.)
*
800 bin yıldır hiçbir şekilde görülmemiş kadar yüksek karbondioksit seviyelerini görüyoruz ki seneryolar dışında. Tüm sonuçları tam kestiremiyoruz.
Bu şekilde devam ederse 2050 yılında karbondioksit miktarı 1850 yılında ki ölçümün iki katına, 2100 yılında ise üç katına çıkacak.
*
Ancak 1 decerelik artışın bugünkü toplumsal düzeni fazla etkilemeyeceği düşünenler, 5 derecelik artışın yok edici etkisini düşünmekle meşguller.
İşte insanoğlunun çıkarcılığı ve bencilliği yanında maalesef ki fırtına, kasırga az kalıyor galiba.
*
 
İnsanoğlunun, içinde yaşadığımız yeryüzüne en büyük ihaneti, cinayeti olan bu durum, haritaları değiştirecek kadar “cüretkar”iken düşünüyorum. ‘İnsanların doğaya hoyratça davranması bizi ne durumlara getirdi?’ diye.
‘Küresel ısınmaya neden olan birçok etken içinde en büyük faktör nasıl insan olabildi?’ diye. Bu nedenle büyük bir tepkidir her olay insana yapılan.
*
Bu tepkinin sebepleri o kadar çok ki.
Ormanların talanına göz yummak.
Ekonomik çıkarlarını ekolojik dengeden üstün tutmak.
İnsanlık özellikle sanayi devriminden sonra doğanın kaynaklarını kapasitenin çok üzerinde kullanması sebeptir. Doğadan kullanılan kaynakların da katlamalı bir getirisi bize elbette olacaktı. Bu nedenle hükümetler, devletler çok büyük vebal altında.
*
Doğa verdiklerini geri almaya başladı artık uyanın!
Yerküremiz yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmadan doğa dostu enerji kullanmak, tüm taşıtları, fabrikaları, enerji ihtiyacı olan her şeyi onlara göre modifiye etmek, fosil yakıtları kullanımını sıfırlamak, yeryüzünü ağaçlandırmak  zorundayız.
Bunun için de; çok çabuk biçimde trilyonlarca doların harcandığı savaşlar bitirilip bu işe odaklanılmalı. Mars'ta koloni kurmak için yapılan harcamalar, savunmaya yapılan harcamalar yerine dünyamızı bu ısınmadan kurtarmaya odaklanılmalı.
*
Toplantılarda, konferanslarda boş laflar, vaadler değil artık icraat bekliyoruz çevre severler olarak.
 
Dip notlar;
 
Sera etkisi...
 
Sera etkisi kısa, öz insan yapımı, doğal olmayan bir durumdur. Yeryüzünün iklimini belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Yeni bir olgu değil, dünyanın oluşumundan bu yana var. Ancak fosil yakıtlar ve bazı gazlar bu etkiyi artırıyor.
Sanayi devrimi'nden sonra atmosferdeki sera gazlarının konsantrasyonunun artmasıyla dünya’nın doğal olarak ısınmasını sağlayan süreç. Ormanların geniş ölçüde tahribatı ve azalmasının, sıcaklığın düşmesine neden olarak oluşturduğu bu süreç, kesilen her ağacın ahının çıkmasıdır belki de... Fosil yakıtların yakılması ve atmosfere verilen gazların etkisiyle oluşan sera etkisi kentlerin ve büyük yerleşim birimlerinin olduğu yerlerdeki hava sıcaklıkları ile açık alanlarda ki hava sıcaklıklarının karşılaştırılması ile daha net gözlemlenebilir. Çünkü şehirlerde ki binalar ve havayı kirletenler  fazla olduğu için ısı karbondioksit tarafından emilir ve atmosfere daha geç döner. Bu nedenle buralarda sıcaklık çevreye göre daha yüksek olur.
100 yıl gibi bir süre de 11 derecelik artış bekleniyor ki bu etkinin neler  yapabileceği ni maalesef ki Kyoto Sözleşmesi’ne göre tüm devletler biliyor.
Ancak daha dünya da dibine kadar da sera etkisini sağlayan girişimler, faaliyetler, cam binalı inşaatlar, fosit yakıt kullanımı da sürdürülmekte. Her tarafa cam binalar yapılsın diyenler ürkütücü tarafları daha görmediler.
Sürekli her yıl tekrarlana bir cümle vardır. “Bu kış da hiç kış gibi geçmedi." İşte sera etkisi budur.
 
İklim tarihi...
En ilginç tarih kitaplarından birisi. İngilizce çevirisi “Şölen zamanları, kıtlık zamanları: iklimin 1000 senesinden itibaren tarihi.”İngilizce adı; “Times of feast, times of famine: a history of the climate since 1000”. İlk Yayınlanma Tarihi: 1967 olan kitabın yazarı Emmanuel Le Roy Ladurie“iklim tarihi”ni, sadece bilimsel bilgi niteliğiyle bize sunuyor.
 
Kısa not;
Dünyamız milyonlarca yıl önce de benzer bir felaket yaşamış ve o zamanki sıcaklık artışı 6 dereceymiş. 'Nature Climate Change' dergisinde yayımlanan 2 farklı araştırma, yüzyılın sonunda Dünya'nın en az 2 derece ısınacağını ortaya koyuyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferanslarında yayımlanan bildirgelere göre(2017), karbondioksit oranının en yüksek düzeyde seyrettiği ülke yıllık 9,04 milyar ton ile Çin.
Sonra; 4,99 milyar ton ile ABD, 2,06 milyar ton ile Hindistan, 1,5 milyar ton ile Rusya, 1,14 milyar ton ile Japonya geliyor. Ülkemiz ise 317 ton ile 18. Sırada.
Mutlu kalın...
 
Fıkra;
 
Sabahın erken saatinde avdan dönen Temel, kayığını kıyıya çektikten sonra balıkçı kahvesine doğru yürür.
Kahvedekiler yalnızca sağ ayağı dizine kadar ıslak olan Temel’e sorarlar :
-Ula, balık vuriy mi?
Temel : Yok yahu ne gezer.
-Madem baluk vurmayi ayağın niye dizine kadar islandi.
Temel küçümseyerek yanıtlar :
-Uşağum, haçan denizde sigara içeyrim. İzmariti suya atınca basıpta söndirmeyecek miyum oni?
 
Günün sözü;
"Önümüzdeki yüz yıllarda çevre koşulları dünya çapında bir yıkıma yol açtıkça, askeri değil ama ekolojik güvenlik tüm ulusların en çok önem verdiği konu olacak" Gorbaçov...
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum