Özlü söz devri...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Özlü söz devri...

26 Ocak 2019 - 09:07

Hayat, kısa ve öz ifade ile düştü sosyal ellere.
Hele ki ülkemiz bu furyadan çok çok hem de sarsıcı şekilde payını aldı ve almaya devam ediyor.
Sonra ise her olay, her yaşam irdeleniyor, ele alınıyor ve iniyor sosyal medyanın yüreğine.
Sonra inananlar sosyal medyada parçalıyorlar özlü sözleri ancak gerçek özde bir şey yok...
*
Bir bakın dikkatlice sizde. 
Mevlana’dan özlü sözler sürekli...
Uyumlama eğitimleri sürekli...
Durmadan dökülen inciler sürekli...
Ders verenler sürekli...
*
Bu sürekliliği sağlayanlar Can Yücel şiirlerini, Mevlana`nın sozlerini paylaşmaktan çekinmezler. 
Fikirler gırla havada uçar. 
Her gün ülke kurtarılır. 
Yargılanır, ceza kesilir ve asılır. 
*
Acımasızlık, ön yargı gırla.
Bilmeden, duymadan, görmeden “budur” diye etiketlemek gırla.
Yalnız ve mutsuzluklarını başkalarına aşılayanlar gırla.
Veya tam tersi.
Sürekli mutluluğunu, aşkını, sevgililerini göz önüne atanlar gırla.
*
Eski sevgililerini yerenler mi ararsın, kendilerine güveni olmayanları mı? Dalgalı ruh haline sahip olanları mı ararsın, psikopata bağlayan hatunlar mı ararsın hepsi var. 
Her gün yeni bir fotoğraf ile güzelliklerini tescil ettirmek isteyenler cabası. 
Onlar zaten bilinenler.

*
Beş dakika önce `atara atar, gidere gider` diyen bir ruh hali benimsemiş kişi, beş dakika sonra mazlum mazlum iletiler paylaşıp mağdur edebiyatına başlayabilir.
Sosyal medya halidir. 
Normaldir.
*
Geçmişte çok üzülenler, kimsenin onları anlamadığını iddia edip,
“sen de benim hatalarımdan birisin” modu ile dolaşıp, ardından keseri kendine hiç yontmadan acımasızca hatayı anında karşısındakine yükleyip sevgi sözcüğünü nefret ile şekillendirebilir.
Sosyal medya halidir. 
Normaldir.
*
Bir saat içinde en az dört kez durum güncellemesi yapanlar, mutluluklarını ve hüzünlerini saniyesinde paylaşmaktan hiç çekinmeyenler de vardır normal sosyal medya içinde.
Hatta görgüsüzlük sınırları çoktan geçilerek kendileri ile başkaları arasına sınıf farkı sokacak kadar ukalaşanlar da vardır işin içinde.
*
Bazıları da sürekli bir ders verme eğiliminde olurlar ki, artık okunası halleri kalmaz.
Laf sokma ve ders vermede önderdirler.
Bilgileri daimidir. 
Hiç yanılmazlar. 
Kendi postaladıkları iletiyi beğenirler.
Ego tavandır.
Yüksek lisans eğitimleri vardır çünkü onların sosyal medya üzerine.
Sosyal medya halidir.
Normaldir. Normaldir. Takılmayın...

*
Peki biz neredeyiz?
Hangi boyutdayız?
Ne ile meşgulüz?
Meşguliyet...
Evet meşguliyetlerimiz, bizi belirleyenler onlar değil mi? 
Onlar. 
*
Biz nasıl kullanıyoruz sosyal medyayı. 
Özlü söz yeri olarak mı?
Kendini gösterim yeri olarak mı?
Gelişmek, büyümek için mi?
Gösteriş, ego, beğeni manyağı olma yeri olarak mı?
*
“Bilim adamları fiber optik kablolara benzeyen yeni fırçalar ile elektrik enerjisini aktarmayı başardılar. Kumaş içine koydukları malzemeler sayesinde akıllı giysiler yaratabilecekler ve bu sayede vücut hareketleri ile taşınabilir cihazlarda kullanmak için yeterli enerjiyi sağlamış olacaklar.” 
Bu bir örenek sadece...
Gelişimde örnek. Ancak bu örnek bize gelince sosyal medya paylaşımlarında kesin tavan yaşanır. Emin olun.
*
Bilişim ile ilgili onlarca gelişme var daha nice nice farklı sektörlerde.
Peki hal böyle iken biz acaba bilişim ve diğer gelişen durumlar üzerine ne yapıyoruz? 
Bilişimi nasıl kullanıyoruz?
Geleceği nasıl görüyoruz? Bunları da irdelemek lazım artık.
*
Biz, tüm dünyadaki salgınlar gibi Amerikalı gençlerin kurduğu ve bugün milyar dolarlık gelirleriyle dünyanın en değerli markaları arasında yer alan twitter ve facebook üzerinde zaman geçiriyoruz. 
İnstagram da fotoğraf üstüne fotoğraf paylaşımları ile yarışıyoruz.
Alışveriş manyağı oluyoruz.
Daha niceleri var sanalda. 
Daha niceleri.
*
Kopyala yapıştır dünyası bu dünya görene.
Yaratıcı olmak, kendin olmak nadirdir bu dünya da görene.
Yaşanan toplumsal olaylar karşısında politik duruş sergilemek zordur. Kaypaktır zemin görene.
Sahip oldukları sosyal sorumluluk bilincinin gereğini yerine getirmek zordur. 
O nedenle döneklik çoktur görene.
*
Eee sosyal medya halidir. 
Normaldir.
Bir partiyi övmüştür zamanında, işi bitmiştir onunla karşıt partiye geçiverir gider. 
Sosyal sorumluluk, söylenen nice eleştiriler falan kalmaz.
Normalleşir birden herşey.
Eee sosyal medya halidir. 
Normaldir.

*
Kim ne dedi?
Kim ne yaptı? Derdindeyiz. 
Birbirimize laf yetiştirmekle meşgulüz.
Döneklikler ile, olur olmaz sanal dünyaları kabullenmekle, yargılamakla meşgulüz.
Oysa bu çağda bilişim çok kıymetli. 
Ondan yararlanmak çok önemli. 
Sadece ‘özlü söz’ ve ‘gülümseyen fotolar’ ile bu dönem verimsiz geçirilmemeli.
*
Gelecek hafta ki yazımda gülümseyen fotoların sahibi kadınların sanaldaki yerini irdeleyelim hep beraber...
Bakalım neler çıkacak...
Derin konu...


Dip notlar;

Herkes kendi ateşini getirir...
Abbasi’lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana dönemin evliyasındandı. 
Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dana hazretleri daima Harun Rediş’in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. 
Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid’in huzuruna çıktı. 
Harun Reşid sordu:
- Bu ne hal Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?
- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar “Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir” dediler.

‘Öğretmen ve öğrenci’ günümüzün kaosu.

Her şey öğretmendir.
Her birey öğrencidir.
O gerçeği hayatın verdiği bilgelik ile bilmek gerekir.
Gösterdim, ancak gördü mü? 
Bu anlama mı gelir?
Gösterdim gördü anlamına gelmez hiç bir zaman öğretilmek istenilen.
Söylenen bir şeyi acaba kişi duyar mı? 
İşte söylendi de, duydu anlamına da gelir mi? 
Gelmez.
Hadi diyelim duydu, duydu da doğru mu anladı?
İşte duyma ile doğru anlamak arasında fark vardır.
Duydu, doğru anladı anlamına da gelmez böylelikle.
Sonra o birey, öğrenci anladı diyelim. 
Anlayıp da acaba onayladı mı, hak verdi mi?
Anlamak onaylamak da değildir.
Onayladı diyelim, inaç oluştu mu? 
Hayır. 
Oluşmaz.
Onaylamak inandığı anlamına da gelmez.
Bir birey, bir hayat öğrencisi inansa bile uygulamaz veya uygulayamaz. İnanması da uyguladı, uygulayacak anlamına gelmez.
İnandı, uyguladı diyelim. 
Süreklilik olur mu? 
Olmaz.
İşte tüm sürüp giden bir kaos bu şekilde ilerler.
Hayat ‘öğretmen-öğrenci’ şeklinde ilerler.
Mutlu kalın...

Fıkra; 
Evin hanımı işe başlayan hizmetçiye:
- “Biz 8’de kalkar 9’da kahvaltı yaparız. Sen ona göre hazırlanırsın tamam mı?”
Hizmetçi gayet sakin:
- “Uyanamazsam, siz başlayın.”

Günün sözü;
“Hakları ve zevkleri ellerinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanlarını koyar.’’ J. J. Rousseau
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum