Tek tip itaatkarlar...
Reklam
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Tek tip itaatkarlar...

12 Ocak 2019 - 09:07

 
İtaatkar köleler yetişiyor.
Tek tipleştirilen gençler yetişiyor.
Saçlarından, giysilerinden, davranışlarından, konuşmalarından anlarsınız ki, tek tip toplumlar yetişiyor.
Artık gözünüzü açın ve görün.
 
*
Hep bir zorlayıcı sistem var ne yazık ki.
O zorlayıcı sistem aynı saatte kalkmaya, aynı saatte yatmaya, köleleştirmeye odaklı.
Adı terbiye sistemi.
Ama asıl adı köleleştirme bana göre.
Asıl adının ardında ki gizli isim ise kapitalizmdir.
Çünkü kapitalizm uygunluk ister, köle ister, tüketicilik ister, bencil ister, itaatkar ister.
*
İşte bu nedenle; hırslı yetişiyorlar.
Rekabetçi yetişiyorlar.
Öfkeli yetişiyorlar.
Tahakküm altında öfkeli, nefretli yetişiyorlar.
Polemik arayan çok.
Saldıran çok.
Öfkeli, nefretli bağıran, çağıran çok.
Kin kusan çok.
*
Hep bir sahtecilik, hep bir sapmaca var.
Hatta bilgi doğrumudur diye sorgulamadan sosyal medya da düzinelerce paylaşım yapılıyor. Ve onun akabinde de
binlerce kişinin zehirlenmesi, nefretle dolması, ayrışması var.
*
Aslında biz böyle miydik? Değildik.
Birleşirdik. Birleştiriciydik.
Hoşgörü sahibiydik.
Şimdi tam tersiyiz.
Tahammül yoksunuyuz.
Sert ifadelerle gezeniz.
Sert ses tonları ile hitap edeniz.
Kısaca, özgüveni yerinde olanlar itildi, köleler sevildi bu sistemde.
*
İçimizde bir korku telaşı var.
Tüm bunları yaparken o aynı korkuyu tüm bireyler hissediyor.
Ancak o hissettiğiniz korku işe yarıyor mu?
Yarıyor.
Bir ferdi işte o korku yerle bir ediyor.
Toparlanamıyoruz ve parçalanıyoruz.
*
Kişiyi tek tipleştirerek kişiliğinden uzaklaştırmak inanın çok zor değil.
Bu ayırımlar sonucu ya itaatkar olanlar yaratılıyor, ya da, itaatkar olmayanlar.
Kişiyi bir anlamda tek tipleştirmek suretiyle yapılan bu oyunlar içinde gençlik bir de çarpık eğitim sistemi yüzünden hedefsiz ve özgüvensiz yol alıyor.
*
Günümüz gençliği farklı kültürlerin, inançların ve yaşam tarzlarının bir arada bulunduğu sosyal çevrelerde doğuyor ve büyüyor.
Farklı bir çok yön barındırıyor içinde.
Bu nedenle ‘farklı siyasi görüşlere sahipler, ancak saygılılar, ancak fikirlerin saygınlığına inanırlar’diye düşünebilirsiniz, fakat iş hiç de öyle değil.
*
Farklı kültür mozaikliği ve inançları içinde farklı görüşlere sahip olamıyorlar.
Çünkü otorite buna engel oluyor.
Sistem durduruyor.
Otoritenin isteği tek tip, tek tür ve itaatkar bir gençlik yönünde.
*
 Siz çok yönlü çabalarınızı da sergileseniz  sistem çarkları farklı şekilde dönüyor.
Büyük bir ters tepki mekanizması var.
Bu mekanizma içinde nitelikli eğitim yok.
Nitelikli okul yok.
Tüketen şehir kültürü var.
Otorite var.
*
Gerçek kültürden mahrum yetişen gençler ise ya gelenekçi oluyor  ya da modern görünüşlü gelenekçi oluyor.
Bir bölümü de ne yazık ki geleneksel ve modern değerler arasında gidip gidip geliyor.
Evrensellikle birlikte gelişen ideolojiler beklentimiz.
Şu anda yetişen nesilde bu tür beklentimizi görebiliyor musunuz?
Göremezsiniz.
*
Çünkü büyük bir bölüm evrensellikle örtüşmeyen ideolojilere sahip ve gelenekçilik elinde daha az özgür, daha az yenilikçi.
Bu ikilem ile daha aşırı uçlar da türeyebiliyor.
Otorite karşıtı davranışlar ile de aşırı özgürlükçü, umursamaz, boş, sadece sosyal medya ağırlıklı bireylerde bol bol ortada.
*
Gelenekçilik elinde kaybolan gençlik mi?
Boşluk içinde kaybolan gençlik mi?
Her ikisi de değil.
Özgür bir Türkiye’de, özgüvenli, idealist, tek tip ile sıkışmayan gençlik beklenen.
*
İşte tam da bu döngü içinde politikacılar ve gençler arasında büyük bir ayrışma var.
İşte bu  giderilmelidir.
Ayrışma hep birilerini ötekileştirme ile ortaya çıktığından dolayı genç kuşaklar da tek tip modası içinde savrulmakta. Kutuplaştırma ve çatışmaya dayalı siyaset mi acaba buna etken.
*
Dünya, teknoloji ve bilişimde sıçradı.
Biz de gençlik ve siyaset kültürce ve toplumsal olarak giderek ayrıştı.
Dünya küreselleşmede, ama bizde ‘tek tipleşme’de.
Gençlik  gözetim, denetim ve baskı altında tutulamaz ki, bu sağlanırsa aradaki ayrışım daha da artmaz mı?
*
Yeni yeni düşünce akımlarına açık olması gereken tipler yerine itaatkar olan, ancak sorgudan uzak tipler ortada.
Değişik kültür birleşimi içinde yabancı birey ve kültürlerle tanışan, farklılık vurgusunu da anlayan tipler yerine ‘ben bilmem’ diyen yabancı düşmanlığı yapan tipler ortada.
*
Tüm dünya da özgürlük ile kendini ifade etme yetisi gençlerde artıyorken, bizde neden azaldı?
Özel yaşam alanlarına yönelik müdahaleler neden arttı?
Tek tip kültür yaratma çabaları neden var?
Evrensellikten uzak idelojiler neden var?
Eğitimin önemi toplumsal ve ekonomik yaşamda bu denli artmışken neden temeli olmayan eğitim reformları yapılıyor? Düşünelim.
*
Ülkemizin eğitim anlayışı öğrencinin kişiliğini ezmek ve tek tipleştirme üzerine.
İtaatkâr birey olsunlar düşüncesine kurulu.
Çünkü itaatkar olmayan birey soru sorar.
Sorgular.
Talep eder.
Bekler.
*
Görmeliyiz ki, mevcut eğitim sistemi gençlerin zihniyetini, olaylara bakış açısını değiştiriyor.
Yoğun bilgi kirliliği yaşıyorlar.
Yoğun kafa karışıklığı yaşıyorlar.
Kendilerini soyutlatıyor.
*
Sistem ‘sorgulayan birey’ neden istemez?
Düşünün...
Sistem  düşünen bir birey neden istemez?
Çünkü, sorgulayanı sevmez.
Peki neden itaatkar bir birey ister?
Düşünmemesi için.
*
İşte, tüm dünya düzeninde gücü ellerinde bulunduran kesimler asla düşünen insan istemez.
Adı farketmez ideolojilerin.
İstedikleri o güç tüccarlarının bize diktikleri elbiseyi giymemizdir.
Giymediğin zaman yutar.
Uyutur.
Yok eder.
*
Sistem kendisi gibi düşünmeyeni eler.
Kendisi gibi düşünmeyeni reddeder.
Karşıt görüşleri  linç eder.
Bu bağlamda modernizm ne yarattı?
Doğru ‘tek’tiri yarattı.
Doğru ‘tek’se itaatde ‘tek’tiri yarattı.
İşte bu prototip insan tipi ne yazık ki.
Oysa bir çok doğru olabilir.
Ve doğrulara ulaşmak önce düşünme ile başlar.
*
O nedenle kimseye bir şey öğretmeye çalışmayın.
Sadece düşünmelerini sağlayın.
Özgürlüğü kısıtlanmış ve pasif, tek tip tüketicilerden oluşan bir kitle toplumu belki de hedef. 
Hepsi aynı değerlerle donatılmış, itaatkar bir kuşak istiyorlar belki de.
Düşünün...
 
Dip not;
 
Gelinen nokta...
WordPerfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşması. Ve ardından çalışan eleman işinden kovuluyor. kendisini "Gerekçesiz" isten çıkardığı için de şirketi mahkemeye veriyor. İşte konuşma. Gelinen durum bu. Düşünün.
“- Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti? Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
- Bir "hece" mi?
- Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
- Söyledim ya hiçbir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi.Çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.
- Bağlı.
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız.
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım...!(kısa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mu?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- "Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz. (alıntı)
 
Mutlu kalın...
 
Fıkra;
Temel bir kafede garsonmuş. Bir adam gelmiş;
- Bana bir çay verir misiniz ama limonsuz olsun.
Temel içeriye girmiş ve geri gelmiş. Adamın karşısına geçip şöyle demiş; 
- Limonumuz yok mandalinasız olur mu?
 
Günün sözü;
Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için. Gönüller dost evi için gönüller yapmaya geldim ... Yunus Emre
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum