Bir şairle ilgili anılar
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Bir şairle ilgili anılar

12 Şubat 2019 - 09:59

1904'te doğmuş, 1983'te ölmüş Necip Fazıl. Maraşlı bir ailenin tek oğlu.

1924'te Milli Eğitim Bakanlığınca Paris'te okumaya gönderilmiş. Paris'te bohem yaşam tarzı nedeniyle okula adım atmayı başaramayan Necip Fazıl o günlerde kumara olan ilgisi nedeniyle zor günler yaşamış. Çok bilinen 'Kaldırımlar' şiirini de o günlerde yazmış.

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,

Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Eğitimine devam etmediği için bursu kesilen Necip Fazıl, çaresiz yurda dönmek zorunda kalıyor.

Necip Fazıl, Cumhurbaşkanımızın yerlere göklere sığdıramadığı rol modeli. Öyle seviyor ki açılışlarda, salon toplantılarında illâ ondan söz edip bir şiirini okuyor. Belli ki çok etkilemiş onu. Buna bir diyeceğimiz olmaz elbette. Her şair birilerini illâ etkiler. Nazım Hikmet de milyonlarca insanı etkilemedi mi?

Düşün dünyası nedeniyle bugün hâlâ çok sayıda insanı etkilemeye de devam ediyor Şairü'ş Şuara... Bildiğim tek şey, şairliğinin hiç tartışılmadığı.

Cumhurbaşkanı, her önemli gördüğü toplantıda ondan söz edince ben de merak ettim şairin geçmişini.

Her şeyden önce bir kumarbaz. Cümle âlem de bilmekte bunu. Bir gün kumar oynarken yakalanıyor. Karakolda ya da savcılıkta verdiği ifade aynen şöyle: ''Ben, kumarhaneleri tetkik etmeye gittim.''

Bu komiklik karşısında Yeni İstanbul gazetesinden Fikret Adil, Cumhuriyet'e şöyle yazar: ''Atatürk'e saldıran bu adam kumarbazdır.'' Fikret Adil, kendi gazetesinde de ''Necip Fazıl, şimdi muhakkak kumarhaneyi incelemeye gittim diye ifade verecektir. '' der.

Necip Fazıl, bu iki yazıdan dolayı Fikret Adil'i mahkemeye verir. Fikret Adil ile birlikte Cumhuriyet'in Yazıişleri Müdürü Cevat Fehmi Başkut da sanık durumundadır. Necip Fazıl, hangi sebepledir bilinmez Cumhuriyet'i karşısına almak istememektedir.

Duruşmada,''Ben Cevat Fehmi aleyhindeki davamdan vazgeçiyorum'' der. Bu durumda olmayan bir suçtan dolayı iki kişiye dava açılamayacağından dava düşer. Fikret Adil, Necip Fazıl'ı kolundan dürterek ''Allah seni şaşırttı'' der. Necip Fazıl hırsından deli olur. Kudurur. Dışarı çıktığında Fikret Adil kahkahalarla güler. Mahkeme dışında, Necip Fazıl'ın dinci taraftarları toplanmış hocayı beklemektedir. Tayfanın çokluğuna güvenen Necip Fazıl, kahkahalar atan Fikret Adil'e dönerek ''Fikret beni kızdırma, seni öldürürüm'' der. Muzipliği üstünde olan Fikret Adil, ''Gel şu sokağa sapalım da orada öldür'' karşılığını verir. Necip Fazıl, 'niçin' deyince yanıtı şu olur: ''Bu sokağın adı Şeref Sokağı'dır. Şerefli bir iş yapmış olursun.

Necip Fazıl'ı daha iyi tanıyalım diye ben de Hıfzı Topuz'dan öğrendiklerimi paylaşmaya çalışıyorum.

Sabaha karşı evine dönen Fikret Adil, tam uyuyacağı sırada kapısı çalar. Açar. Karşısında sakalı bir karış uzamış Necip Fazıl!

''Rahatsız ettim, uyandırdım mı?'' der ve ekler: ''Bana 100 lira avans ver. Bak elimde şu dosya var ya... İçinde bir senaryo var. Bunu Demirağ'a satacağım. Saat 5' te buluşacağız. 10 bin papel alacağım. Hemen borcumu öderim.'' Daha aylık alamadık.'' der Fikret Adil. ''Atma'' der Necip Fazıl. ''İkramiye bile aldınız. Bir şeyler ver hemen ama önce bir tuvalete gideyim. ''

O tuvalete gider gitmez Fikret ceplerini boşaltır. Sadece 15 lira bırakır. Tuvaletten dönen Necip Fazıl,''Paralar nerde?'' diye sorar. ''Cebime bak, ne bulursan al!''

Paranın 10 lirasını alır, seslenir: ''Piyango bileti de var.''

''Var ama bir şey çıkmadı'' diyen Fikret Adil'e aldırış etmez. ''Ben bir kez daha bakayım, belki yanlış görmüşsündür.'' diyerek bileti de alır gider.

Şairlikle kişilik ayrı şeyler... Hıfzı Topuz herhalde bunu anlatmaya çalışıyor.

Gazeteci Eşref Şefik Atabay (1894- 1980), 39 derece ateş ile evinde yatmaktadır. Karnı da açtır. Eve bir gün Necip Fazıl uğrar. ''Doktor çağırayım'' deyince Eşref Şefik, ''Boş ver doktoru sen. Bana iki kâse yoğurt al da karnımı doyurayım'' der. Necip Fazıl, ''Hemen alayım ama beş param yok.'' deyince Eşref'ten 5 lira alır. Eşref'in de zaten topu topu 5 lirası vardır.

Parayı alan Necip Fazıl doğruca kumarhaneye gider. Parayı da kumarda batırır.

Gün boyu yoğurt bekleyen Eşref öyle kızıyor ki, ''Bir daha gelirse başından aşağı bir teneke sidiği boşaltacağım'' diye yemin ediyor.

Ve... bir gün kapısı çalınıyor. Bakıyor ki karşısındaki Necip Fazıl...

Bir teneke sidiği başından aşağı boca ediyor.

Necip Fazıl'ın tepkisi mi?

Sesini çıkarmadan çekip gidiyor.

Örtülü ödenekten beslenen Necip Fazıl, bu konuyla ilgili olarak ''Evet, ben örtülü ödenekten para aldım ve aldığımdan ziyade ne yüzden aldığım mühimdir. '' diyor.

Aldığı para mı? Mahkemeye göre 147 bin, Necip Fazıl'a göre 140 bin!

Allah'tan yalan söyleyip de 'almadım ' demiyor.

1950'li yılları göz önüne getirin ve bu paranın o günlerde ne demek olduğunu düşünün.

Yerlere göklere sığdırılamayan büyük şair Necip Fazıl işte bu!

Besleme gazeteci, sözüm ona dava adamı!

Lükse düşkün Menderes'in bir bildiği vardı herhaldeki paraya doyuruyordu onu.


YORUMLAR

  • 0 Yorum