BİRAZ EDEBİYAT BİRAZ SİYASET
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

BİRAZ EDEBİYAT BİRAZ SİYASET

06 Mart 2019 - 12:18

Bu yıl, kış mevsiminin hemen hemen en soğuk günlerini Ayvalık'ta yaşadım. Karşıyakalı Emlakçı Hüseyin, Ulaş Emlak, Bakkal Salih, Sercan Bey’in internet kafesi, Ak-Gül Kahve, Kardeşler Kıraathanesi, Camcı Mehmet ve vücut geliştirme salonu işletmecisi sevgili kardeşim Mustafa Önen, Ayvalık Sanat Fabrikası, antikacılar, Ressam Arif Buz ve Eskici Ahmet arasında mekik dokudum âdeta.

Muso Otel’in oradan başlayıp sahil boyunca hemen hemen her gün Çanakkale asfaltına kadar gidiş dönüş 6 kilometre yol teptim. Bu yıl Sarımsaklı'ya ne kadar da çok Çinli, Endonezyalı ve Japon geldi. Ayvalıklı İzmir'e gidemiyorken elin oğlu dünyanın öbür ucundan buralara gezmeye geliyor.

Asıl diyeceğime gelince... Yürüyüş boyunca türlü türlü düşünceler içindeyim. Neler neler düşünüyorum bir bilseniz... Denemelerim, kısa öykülerim hep bu yürüyüşlerde şekilleniyor. 2018 benim için çok verimli bir yıl olmuş ve 5 kitabım yayımlanmıştı. Bu yıl kaç olacak bakalım. Şunu da söylemiş olayım; yanımda ikinci bir kişi olsa asla çıkmayacak bu yazılar. Yalnızım ya... Düşlerimle, planlarımla baş başayım ya... Yanımdan kalemle kâğıdı eksik ettiğim yok bu yürüyüşlerde. Şimşeğin ne zaman çakacağı belli olmuyor zira. Çaktı mı hemen not etmem gerek. Yoksa unutuveririm. Gözünü seveyim bu boş zamanların...

Boş zaman deyince T.S. Eliot'u anımsamamak olmaz. Ne diyor: “Boş zaman kültürün temelini oluşturur.” İyi ki uzun uzun yürüyorum. Ne öyküler yazıyorum bir bilseniz... Özetle, kışım verimli geçiyor.

Bu arada tabii ki gerekli gereksiz şeyler de geçiyor gözümün önünden. Geçtiğimiz günlerde Kırmızı Zambak'ı okudum ya... “Komüncüler, bir katiller topluluğudur,” dediğini bilseydim Anatole France'ın, herhalde zor okurdum bu güzel romanı. Arada bir Arslan Fasihi ile Orhan Pamuk'u düşünüyorum. Bana gönderilen o fotoğrafı... Dolayısıyla Orhan Pamuk'un kitaplarını... Octavio Paz'ı görür gibi oluyorum. “En iyi satanlar, edebi eserler değil, ticari eşyalardır!” diyen Octavio Paz'ı... Kıskananı çok ya... Kitabı çok da satsa, okuyanı anlamıyormuş da dense doğrusu ben seviyorum Orhan Pamuk'u.

Yıllar önce Mehmet Âkif Ersoy ve Memduh Şevket Esendal denildi mi ağız burun kıvırırdım. Şimdi mi? İkisini de seviyorum doğrusu. Mehmet Âkif'e saygım sonsuz! Hele bir sözü var ki, Cumhurbaşkanımız ne der bilmem “Erkeklerimiz edepsiz, terbiyesizdir.” Bunu kime demiş, biliyor musunuz? Kazan Türklerinden modernist İslamcı-Türkçü Fatih Kerimi'ye...

“Devlet, uysal ve uslu bendeler ister.” diyen Yahya Kemal Beyatlı, adına 'bey' eklenmesini istermiş hep. Biliyorsunuzdur mutlaka, Nâzım Hikmet onun için “Hocamdır. Ben, şiiri ondan öğrendim.” diyor.

Bir şey dikkatimi çok çekiyor. Eskiden şairler bugünkü gibi değilmiş. Şimdi arada kesin duvarlar var bazılarıyla bazılarının. Adam şair, ama diğer şairin kitabını okumuyor. Maalesef! Kumarbaz, devletten beslenen Necip Fazıl ‘Kafiyeler’ şiirini Abidin Dino'ya ithaf etmiş. Peyami Safa da 9. Hariciye Koğuşu'nu Nâzım Hikmet'e... Demek ki şiir adına/edebiyat adına bir dayanışma yaşanıyormuş önceleri. Farklı farklı düşüncelere sahip olsalar da. Ne güzel! Kemal Tahir mi? 'Sapısilik' dermiş densizlere, sevmediklerine.

  Ama... Victor Hugo başka! “Her kasabada ışık saçan bir öğretmen, her kilisede bu ışığı söndürmeye çalışan bir papaz vardır.” demiş ya... Bayılıyorum bu sözüne. Kitaplarında 40 bin değişik sözcük kullanmış olan Victor Hugo'nun bayıldığım bir başka sözü de şu: “Dinle ilgili çok konuşandan uzak durun!” Kim, kendisine belediye başkanlığı ya da ulusal eğitim bakanlığı önerildiğinde reddeder bizim ülkede? Hugo reddediyor!

  Edebiyatçıları destan yazmış ülkelerin siyasetçileri de bir başka oluyor demek ki. Japonya'da, İsveç'te ya da bir başka gelişmiş ülkede usulsüzlük yaptığı ortaya çıkan siyasetçiler intihar ediyor. Bilemediniz, istifa ediyor. Helikopterler düşüyor, trenler kafa kafaya çarpışıyor, yollar çöküyor, mühimmat depolarında patlamalar oluyor, Pamukkale ve Ulusoy gibi büyük şirketler iflas ediyor, göz göre göre yasalar çiğneniyor, hiç istifa eden var mı? Camilerin muslukları çalınıyor, halıları çalınıyor. Daha yeni oldu, Kayseri'de Ünal Camisi'nin demir kapısı sökülüp götürüldü. 150-200 yaş arası 84 seçmenin varlığı ortaya çıkarıldı. Böylesi bir komiklik dünyanın neresinde yaşanıyordur acaba? Belediyelerdeki yolsuzluklar nedeniyle siz istifa etmiş bir başkanın adını duydunuz mu hiç?

  Kahire'deki tren kazasında 25 kişi öldü, 50 kişi yaralandı da ulaştırma bakanı hemen istifa etti ya... Meksika'nın yeni devlet başkanı Manuel Obrador ülkesindeki makam araçlarını satıp elde edilen geliri sosyal programlar için harcamaya başladı ya... Sinirden kudurdum nerdeyse... Bizde neden yok böyleleri diye.

İktidar gücünü elinde bulunduran kimileri sabah akşam CHP ve HDP'ye çatıp duruyorlar, HDP için bölücü-hain terörist diyorlar ya... 26 Şubat'ta Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesi AKP'li Belediye Başkan Adayı Ertuğrul Eryılmaz HDP seçim bürosunu ziyaret etmesi, HDP'lilerle sohbet edip çay içmesi, ne oluyor ya? Bu tablodan sizce nasıl bir öykü ya da şiir çıkar? İkiyüzlülük değil midir bu politika? Bunun adı utanç değil midir? Gel de Ingmar Bergman'ı anımsama! Utançla ilgili, kulaklara küpe olacak o sözünü...

  Hemen not alıyorum o vakit. Utanç temasını işleyen bir öykü kurguluyorum. Şiirden anlasam şiir yazacağım belki ama o benim işim değil. Notlar öyle birikiyor ki... Her yürüyüşte böyle oluyor. Adamın aklına yürürken geliyor galiba böylesi konular. Uzun uzun yürümelerim bundan. 'Sağlıklı yaşam için spor' yaptığımı söyleyen komşularım edebiyat için yürüdüğümü bir bilseler...

Okumaz olaydım 1984'ü. George Orwell'in 'big brother'ı sanki bizden biri gibi. Hem de burnumuzun dibinde biri gibi. “...Biz böyle değiliz. Kimse yönetime onu bırakmak için geçmez. İktidar araç değil, amaçtır. (…) Kimse bir devrime bekçilik etmek için diktatörlük kurmaz; devrim, diktatörlüğü kurmak için yapılır.” (sayfa: 230)

  Bugünlerde Haruki Murakami ve George Orwell'le cebelleşip duruyorum. Onların psikolojisini, gördükleri öğrenimi ve yaşadıklarını öğrenmeye çalışıyorum. Virajlı, inişli çıkışlı, taşlı, dikenli yollarda yürüdüler de mi çıktı bu iki eser ortaya acaba?

Edebiyatla siyasetin iç içe olduğunu uzun uzun yürürken daha iyi anlıyorum.


YORUMLAR

  • 0 Yorum